çok fena bir maçtı. hiç birimiz ilk maçtaki o silik juventus'un kendi evinde bu kadar canavarlaşacağını ve bizim takımı sahadan sileceğini beklemiyorduk. dahası bizim futbolcular da beklememişler ki ne olduğunun farkına doksan dakikada varamadılar. ayakta durmaya çalışan tek oyuncu vardı, o da osimhen. onu da bu gidişle küstürecek bu takım. taraftar olarak kendisine gösterdiğimiz sevginin dozunu biraz artırmamız lazım bu aralar.
oynandığı akşamla ilgili eleştirisel; yok kılmış ta, tüymüş te, efendim meleklermiş te gibi hiçbir yoruma itibar etmeyeceğim şl 16 turu ikinci maçı. benim bakış açımdan o geceye uyan tek yorum var: "risoltante importante" nokta.
skor 1-0. rakip 10 kişi. motivasyonları gitmiş ve 10 dakikalık süre içerisinde barış alper ve sara ile yüzde 100'lük 2 pozisyonu harcadık. ikisi de osimhen'in önüne bıraksa maç o anda bitecek. 50-55. dakikalara tekabül ediyordu.
şu rezil andığımız maçı, o anda 1-1 hayal etsenize.. juventus'un tüm direnci kırılmış, 10 kişi. ilk maçta yaşadıkları travmayı tekrar etme fırsatı geçmişti yani elimize. 60-80 arası oynadıkları o saçma baskın oyunu tekrarlama ihtimali olmayacaktı.
oyuncularımızın şimdiye kadar gülüp geçtiğimiz lakayt hareketleri şampiyonlar liginde tura mal olacaktı neredeyse. bencil bir ön alanımız var maalesef. ilk maçta gol atamamış olan osimhen'in performansını nasıl övdüğümüzü anlayamamış bir ön alanımız var.
galatasaray taraftarı kimin ne yamaya çalıştığını çok iyi görüyor. bunun için gol atmanıza gerek.
juve 10 kişi ile 11 kişilik galatasaray’dan daha fazla koşmuş, inanılmaz koşu rakamları var ortada.
bu cendereden elenmeden çıkmış olmamız, sadece galatasaray winerliği ile açıklanabilir.
tamam biz kötüydük ama adamlar da çok iyidi, dün o stat o performans o ambiyanstan bir çok takım çıkamazdı.
uzatmalarda adamların resmen pili bitti, ayakları gitmiyordu artık. haksızlık olmasın ama, attığımız 2. gol ve singo’nun parlak performansı da biraz buna bağlı.
inter, dortmund ve benfica turu geçemedi. kupayı almasının beklendiği takımlardan psg zar zor bir golle turu geçti.
galatasaray oyunun ikinci yarısını kötü oynadı. unutmamak gerek ki karşımızda juventus var. juve deplasmanında onların da coşkuyu yakalayıp bize baskı kurmaları gayet olasıydı.
boey, sane ve ilkay oyunun dinamiğini karşı tarafa verdi. oyuna fizik katamadılar. sağ tarafa singo ve yunus geçseydi bu kadar çökmezdik.
sürekli yıkıcı eleştiri yerine yapıcı eleştiriler daha faydalı olur. önemli olan turu geçmek. bunu başardık. adım adım gidip önümüze bakmalıyız.
genel olarak çok kötü bir performans sergiledik. ben beğendiğim oyuncuları yazıyorum tek tek;
uğurcan: yediği 3. golde bence hatası var, oradaki topa kaleci müdahale edebilmeli havada ama onun haricinde sakinliği, çıkardığı 2 inanılmaz top ve dahası yediği 2. golde bile yaptığı ilk kurtarış çok iyiydi.
apo: apo hatasız oynadığında göze batmaz, sadece hatalarında konuşulur genelde ama bence çok önemli bir stoper eksiklerine rağmen. sanchez'den daha iyiydi ki bunu sanchez hata yaptı diye demiyorum, futbolda hata olur, oyun bu.
boey: okan hocanın onu neden istediğini gösterdi adeta. takımda lemina ile beraber kora kor mücadeleye girip de topla çıkan en önemli adam.
lemina: kendisinin kötü oyandığını iddia edenler benim için futbolun f'sinden bile anlamıyorlar. özellikle ilk yarıda savunmada en etkili isimdi, juventus'a direnç koyan oydu, orta sahadan ipini koparıp gelen oyuncuları kovalayan, topla tank gibi giden thuram'ı takip edip de fiziksel temas kuran tek isimdi.
osimhen: zaman zaman el kol hareketlerini abartıyor ama huyu bu, hep böyleydi. hagi de takım arkadaşlarını uyarırdı deniyor da ikisi farklı. hagi uyarırdı, dedikleri olmazsa kızardı. ama böyle her pozisyonda kendi kendine sinir krizi geçirip oyuna arkasını -saniyelik yapıyor osimhen- dönemzdi. bir de sırtı dönük oyununu ben sevmiyorum, kafa topuna çıkmak yerine stoperden arkaya sekmesini kovalıyor daha çok. ancak öyle ektra özellikleri var ki bu eksiklikleri direkt elinin tersiyle itersin. sadece duran top savunmasında bile 2 3 tane top çıkardı ki rakip çok etkiliydi ortalarda. bir golü önledi adeta sarı kart gördüğü pozisyonda. tüm bu savunma katkıları üzerine bir de müthiş golcü bir kimliği var adamın. maçın da oyuncusu oldu zaten.
singo: aslında topa ilişkisi çok güven verici değil, bu sebeple ben stoper olmasındansa bek olarak oynamasını tercihe derim ama savunmayı tamamen öne çıkarıp adam adama baskı oynayacak -ki bence biz tamamen buna odaklanmalıyız- bir takımda stoper olabilir. çok özel bir fiziksel güç zaten kendisi. atılan 2. golde de thruram'ın bize yaptığını yapıp fiziğini kullanarak yardı orta sahayı ve attırdı golü.
ilkay gündoğan: benim için maçın gizli kahramanı. galatasaray bir ara maçtan tamamen kotpu, havlu attı adeta. juventus 4'ü atabilirdi ki atabilecke pozisyona da girdi. uzatmalarda 10 kişi kalmalarının da etkisi ile belki geri çekilip penaltıları istediler ama belki de ilkay bunu sağladı. çünkü topu hiç kaybetmedi, kısa paslarla al ver yaptırdı takıma ve juventus, 10 kişi kalmanın da etkisi ile risk alıp basamadı, topun peşinden koşamadı. takımı rakip sahaya tamamen yerleştirdi, hatta bir pozisyonda ısrarla sanchez'e gel deyip orta saha çizgisinin de önüne çekti sanzhez'i ve onunla paslaştı. tamamen geri yasladık juventus'u. sonrasında 2 organize atak kurdu ki biri eren'in kaçırdığı gol sane'nin ortasında. attığımız ilk golde de yine atağın kurulumunda başroldeydi ama sne kontrol edemedi. dönüşünde boey yine baskı ile aldı topu ve gol geldi. başka bir maç oynansa, rakip 10 kişi olmasa belki de takıma zarar verirdi varlığı ama o dakikalarda çok fayda sağladı. bizim takımın panik havasını yok etti.
juventus iyi bir takım ve her maçın motivasyonu, hikayesi farklıdır. dün oyun 0 - 0'ken galatasaray iyiydi. öyle büyük bir baskı falan da yemedi ama rakip 10 kişi kaldığında hücum edip gol atmayı denemek ya da önde basmak yerine skoru korumak adı altında saçmasapan işler yaptı ve aciz göründü. kompakt değildi, organize değildi. bu noktada okan hoca da ciddi bir eleştiriyi hak ediyor bence. bu saçmalığa 50 60 dakika çözüm bulamadı.
diğer yandan bir an için spaletti gibi bakalım maça. takımın 10 kişi kalmış ona rağmen 3 - 0 yapmış ve tamamen maçı eline almışsın. risk alıp saldırsan 4 olup bitireceksin belki de ama 3 - 0'dan sonra o da takımını durdurdu ya da takım durdu. o da öyle ya da böyle 10 kişi üstelik de gerçekten gününde olmayan galatasaray'ı savunamadı ve 2 gol yedi galatasaray'dan. yemese penaltılarla muhtemelen tur atlardı.
sinir harbi şeklinde geçen, koltukta şekilden şekile sokan, en sonunda da uzatma bölümlerini bana ayakta izlettiren maç oldu. gördüğümüz kabuslara rağmen mutlu sona ulaşmış olmamız ve zorlu geçen bir eşleşmeden kazanan takım olarak ayrılmamız hepsinden önemliydi.
futbol maalesef anlardan ibaret.
örneğin juventus ilk yarıda bazı bölümlerde baskı kurmuş olsa da davinson o çalım sevdasına girmeyip topu taca atsa belki de ilk yarıyı 0-0 bitirecektik ve gayet konforlu bir pozisyonda başlayacaktık 2. yarıya. lakin davinson'un kaybettiği top sonrası torreira'nın müthiş kontrolsüz müdahalesi ile penaltı verince ilk yarı da 1-0 bitmiş oldu. devre arasındaki psikolojik durumları büyük ölçüde değiştiren ilk sebep buydu.
2. yarıda ise iyi başlamış ve barış'ın kelly'e kırmızı aldırması sonrası rahatlamış olsak da sahadaki görünümde değişen bir şey olmadı maalesef. belki o kırmızı ile takımda tamamen bir rehavet baş gösterdi ve "tamam artık geçtik turu" moduna girildi. aksi takdirde 10 kişi rakibe karşı bu kadar baskı yememizin, her topu kalemizde ciddi atak olarak görmemizin açıklaması olamaz.
2. golde topu içeriye çeviren kalulu maalesef orada bomboş kalıp topu alıyor. jakobs ileride, torreira ileride.
3. golde ise bizim hatamızdan çok top bence juventus'u istedi çünkü duran toptan çevirdikleri top öyle yüksekten geliyor ve öyle kritik bir noktaya gidiyor ki ne defansın ne uğurcan'ın müdahale şansı kalmıyor.
ama o sıkıntılı anlarda bile ufak da olsa inancım vardı bu maçı çevireceğimize dair. çünkü lazım olan yalnız 1 goldü ve aslında fırsatlar da yakaladık. o bölümde başta barış'ın ve sane'nin fecaat tercihleri olmasa golü de bulup maçı bitirebilirdik.
maçta bence 2 tane dönüm noktası var:
1- zhegrova'nın uzatma ilk bölümünde 95. dakikada yandan auta attığı bomboş top. ayağına sağlık zhegrova!
2- attığımız ilk golde juventuslu oyuncu top çıksın diye bırakmışken korner direğine çarpıp oyunda kalan top. devamında baskı yapıp topu kazandık ve topla buluşan barış osimhen'e asist yaptı. adamsın korner direği!
bu maça dair en büyük hayal kırıklığım takımın mental savaşı ve mücadeleyi verememiş olması. bu stres ve panik hali öyle büyük bir düşmandı ki maç boyu, hem juventus ile hem de onunla mücadele ettik. o basit pasların atılamamasının, takımın el freni çekik araba gibi bir türlü ileriye gidememesinin, komik tercih hatalarının tek açıklaması bu bence.
hayatımın en stresli maçı mıydı emin değilim ancak son 10 yılın en stresli maçıydı ona eminim. travmanın kıyısından döndük.
2012 süper finalinde de en az bu kadar stresliydik sanırım ama lise yıllarında onu yaşamak daha kolaydı sanırım.
psikolojik olarak şampiyonlar ligini kafamda bitirdim. sonraki turu sadece keyif almak için izleyeceğim. bu tansiyon fazla.
attığımız gollerden sonraki sevinçler beni hala düşündürüyor. bir şeyler var. öyle şeyler ki bir süre maç izlemesem mi diye düşündürüyor. hangi tura çıkmış olursak olalım, kim gelirse gelsin, elensek bile böyle olmamalıydı.
evet çok kötü oynadık, aşırı kötüydük, köpkötüydük, hatta baya kötüydük, ulan ne kötüydük be.
yahu cl’de juventus gibi bir devi elemişsin öyle ya da böyle. ki biz kendimiz bu hale getirdik, biz izin verdik ama elemesini bildik. o zaman sorun yok.
juventus’u ilk maçta aşırı rencide ettik, onlarda hırs yaptı ve çok motive çıktı. neredeyse başlayan giren çıkan bütün oyuncuları çok büyük oynadı. başardıysak mutlu olup kutlayacaksın gerisi boş.