ikinci yarıya başlarken morata-lemina, yunus-mertens yapmış olsaydık yenilmezdik. şu iki değişikliği zamanında yapmadığımız için hem oyunu hem skoru verdik.
yediğimiz 2.golü atlatamıyorum. bu golü 3.lig hatta bölgesel amatör ligde yiyebilirsin ki onda da hoca epey küfreder. maçtan sonra "ofsayt ne biliyor musunuz sığır evlatlarım" diye hafif hakaret ile birlikte oyuncularını haşlar. ancak galatasaray seviyesinde, bir derbide yiyemezsin arkadaş.
malum olaylar sebebi ile fazla futbol konuşmak istemiyorum, hele ki gündemi değiştirmek için verilen bu ekstrem efora katkım olsun hiç istemiyorum. lakin söylemeden de geçemiyorum.
ne okan hoca, ne frankowski ne de başka bir şey. 20 küsür yıldır futbol izlerim, onlarca hatta belki de yüzlerce pozisyon olmuştur kırmızı beklediğim ve sırf top kaleye çapraz gidiyor diye mutlak gol şansı değil denip kırmızı çıkmamıştır. sırf bu sezon böyle tonla pozisyon çıkar. bakın çapraz falan değil, rakip oyuncu topu kaleye paralel, direkt 90 derece yukarı doğru, hem de galatasaray'lı bir başka oyuncunun olduğu yere doğru sürüyor. ve bu topu oraya sürmesinde frankowski'nin müdahalesinin etkisi yok, müdahale rakibin kontrolünden sonra. ve bu olay daha maçın başlarında yaşanıyor. belki de bugün deli gibi eleştirilen isimler, adil bir maçta kendisini kanıtlayıp özür diletecekti, keza vakit bile tanınmadı.
emeği geçen futbolun içindeki ve dışındaki herkesin çoluğundan çocuğundan çıksın inşallah. rezil herifler.
22-23 konya deplasmanı, 23-24 iç saha fenerbahçe maçı gibi okan hoca'nın basiretinin bağlandığı maçlar yaşadık. bu sezon ise çok fazla oldu bu maçlardan. sezonun başından sonuna sürekli olarak teknik hatalar ile kaybedilen maçlar yaşadık. bu maçta da öyle böyle 10 kişi kalmamıza rağmen deplasmanda beraberliği bulduk. rakipte de bir şey yok aslında rafa hariç topu ileriye taşıyamıyorlar. 10 kişi de kalsak orta sahayı güçlü tutsak ikjnci yarı bu maçı alırdık biz. beraberlik bile demiyorum bakın. devre arası morata-mertens veya lemina değişikliği maçı getirirdi ama morata sol açık oynadı yine de oynadı. yani en kötü ihtimal morata-kaan değişikliği yapıp barış sağ açık, yunus sol açık 4-4-1 devam etse yine beraberliği kurtarırdık. velhasıl yine olmadı. bu sezon bu maçlar hiç olmadı ama. neyse ki başka böyle maç yok ligin kalanında. geriye kalan 8 maçı bir şekilde alacağımıza inanıyorum. bir miktar trabzon maçından kaygım var. o da tek puan kaybı hakkımız olsun.
yediğimiz 2.golü atlatamıyorum diyorum da ilk gol de çok farksız değil.
galatasaray; 68 metre koşu atan bir oyuncudan gol yememeli. en başından en sonuna kadar kepaze bir savunma anlayışı cidden. muslera da direk dibinde, kapattığı köşeden yiyerek o kadar rezilliği golle sonlandırdı.
maçı kazanmadılar, biz kaybettik. öyle müthiş bir futbol yoktu sahada. iki tane bal/hata golü, hepsi bu kadar.
galatasaray'ın yaşadığı bu değişim ve dönüşüm spor üzerine tezi yazılacak bir olay. formsuzluk, sakatlık vs. ile açıklanacak bir şey değil bu. tamamen duygusal/psikolojik. bir sürü sebebi olabilir tabii ki.
gözüme haftalardır çarpan bazı mistik durumlar:
1. taç atışı: yani komedi kanallarına koyun, bir sürü insan gülerken kalp krizi geçirip ölür. top bizim adımıza taça çıkınca moralim bozuluyor vallahi. bunu bilen beşiktaş, her sıkıştığında topu taça attı. zaten kullanamıyoruz diye.
2. orta açmak: ısrarla topu kenarlara atıp ısrarla orta açamamak ya da saçma sapan ortalar açmak artık normalleşti takımda. orta açıyor dediğimiz franky bile bu maç dâhil sinir krizlerine soktu bizi.
3. paslaşma: bizim takım adına buna paslaşma değil "paslanma" demek daha uygun. kalecisinden tutun forvetine kadar topu az ötedeki adama isabetli yollayamıyoruz.
4. top uzaklaştırma: ısrarla rakibe atıyoruz. şaka gibi. topun düştüğü yerde asla yokuz. öyle çok uzağa da atamıyoruz zaten. desen ki rakip savunmaya kadar vurdun, neyse diyeceğim.
5. şut: son birkaç yıldır (icardi'den allah razı olsun, tuttuğu altın olsun!) şöyle kaleyi döven bir şutör topçumuz yoktu. icardi geldi, o da sakatlandı. kutucu'yu aldık... neyse devam edersem ağzımı bozacağım!..
6. teknik-taktik: birkaç aydır ne oynadığımız belli değil. oynuyor muyuz ondan bile emin değilim. hani taktiğimiz var da uygulayamıyoruz desem o da değil bence. beden eğitimi hocası gibi kenar yönetimimiz. sanki öğrencilere topu verip "hadi oynayın!" diyorlar. (bence beden eğitimi hocalarımız bile bu kadar yapmıyordur!)
sinirden elim ayağım titriyor ama devam edeceğim. bitmedi yazı burada...
kendi kendimize yenildik. adamlar kendi evinde forvetsiz sahaya çıkarken biz on kişi kalıp 90 dk çift forvet oynadık. kulübede lemina ve mertens oturdu.
hiç iyi oynamadığımız bir derbi maçını karşı takım bizden kötü diye kazandık. işin umut verici tarafı immobile-semih ikilisinin etkisizliğinden kurtulmak için 4-6-0 denememiz iyi geldi. bu sezon bu şekilde devam edilebilir.
sir okan buruk sene içinde bir açıklama yapmıştı. "bizden savunma yapmamızı, kapanmamızı istiyorlar ama yapmayacağız". sonra da eklemişti " yani savunma tabi ki yapacağız ama bildiğimizden şaşmayacağız".
hocam bi bildiğin yok, savunma yapmayı öğren yeterli.ben bu kadar şartlardan bağımsız düşünen başka hoca görmedim. sakatın mı var, takım mı eksik, 1 puan yeter mi, kırmızı mı gördün, rakip mi eksik kaldı, rakip güçlü mü, zayıf mı hiç farketmiyor. bir şablon var, onun dışına çıkamıyoruz. pragmatistliğe tepki olarak allah dünyaya okan buruk'u yollamış. git ne biliyorsan onu yap demiş de işte bildikleriyle takımı bitirdi, hala farkında değil. biraz da bilmediklerini öğtenmek lazım şu hayatta.