var yapi, en azından cincona bolca yapi var:

stadın yanına spor salonu yapacaklardı, basketbol ve voleybol için. 42 bin metrekarelik alan için izin çıkmış, yetmemiş 20 bin metrekarelik alan için ticari birimler ve 8 katlı otel izini eklenmiş.
bakanlıktan galatasaray’a jest: stadın yanındaki park alanı tesis alanına alındı.

çevre şehircilik ve iklim değişikliği bakanlığı, galatasaray spor kulübü’nün (gs) ayazağa’daki stadının yanı başında bulunan park alanın imar planlarını değiştirdi. iki yıl önce gs’ye tahsis edilen 62 bin metrekarelik araziye yeni düzenlemeyle özel kapalı spor tesisi, ticari birimler ve 8 katlı otel yapılabilecek.

katılıyorum.öte yandan geldiğinden bu yana "neden türkiye'ye geldi, neden napoli tutmadı, neden yaz transfer döneminde kimse almadı bunu?" sorusu kafamı kurcalıyor...

bu numaracı oyuncular bize gelseler, aynı numaralarına devam edemezler, etmelerine izin verilmez, bunu da vurgulayalım.numaracı oyuncuları geçtim, transfer konusunda bir de şöyle biri durum söz konusu:uzun yıllar önce bir arkadaş forumda bir istatistik paylaşmıştı ve alex kart sayısı konusunda neredeyse zirvedeydi, işi sadece gelen gidene tekme atmak olan kazmalardan daha çok kırmızı ve sarı kart görmüştü alex.bir maç hatırlıyorum, hürriyet denilen zibidi yine alex'i sakatlamak için sahada tekme sallıyordu. başarılı olamayınca, en sonunda "hakem" alex'e kırmızı kart uydurmuştu.alex kafayı bozup ülke ve lig gerçeklerinden etkilenmeden savaşan bir karakter yapısına sahipti. nice yabancı oyuncu ise yıldı, boşverdi ve en sonunda kaçtı gitti.iyi futbolcu transfer edip bunların beklentileri yerine getirmelerini istiyorsak, ortamın buna göre değiştirilip hazırlanmasını sağlamamız gerek.yoksa messi, haaland, rodri vd. alsan bile mundar olurlar.osimhen'i yazın getirseydik, şimdiye kadar ne futbolculuğu kalmıştı, ne karakteri, sahada "hakemler", saha kenarında "var" ve gözlemciler, saha dışında "qtm" çoktan halledip çökertmişlerdi çocuğu, kaçışını planlıyor olurdu.anelka aklıma gelir hep aklıma, adam ingiltere'ye kaçıp kendine geldi...bize sadece iyi futbolcu lazım değil, aynı zamanda saha içi, saha kenarı, saha dışı baskı ve adaletsizliklere kafa tutabilecek karaktere sahip adamlar gerek.alex, kuyt ayarında adamlar bir artıdır / anelka, diego, kjaer gibileri önce yılıp boşverir, sonra da ilk fırsatta kaçarlar.

şimdi yazacaklarıma "ne alaka" diyebilirsiniz, ancak yazmadan edemeyeceğim.bu sezon düzeldi mi, bilmiyorum, ancak kayseri'deki saha ve çimler yıllardır sorunludur. özellikle kış mevsiminde, soğuk havanın etkisi, tribünleri dik olması ve soğukta sahanın yeterince güneş almaması sahayı olumsuz etkiliyor. kayserispor 14 günde bir oynarken bile saha kendine gelmiyor kış döneminde, hafif bir patates tarlası kıvamı oluşuyor, yılladır bu yönde şikayet edilip durur.16 kasım cumartesi günü türkiye - galler maçı aynı sahada oynanacak. dediğim gibi, kışın 2 haftada bir maç kaldırmayan saha üzerinde 7 gün sonra biz maç yapacağız.eğer bu sezon saha ve çimler için düzeltme yapılmadı ve gerekli iyileştirici önlemler alınmadıysa, 23 kasım günü o saha ne halde olacak? çok mu gerekliydi ulusal maçı kayseri'de oynatmak?(not: "galliler kapadokya'ya yakın olsun, yaklaşık m.ö. 270 civarında oralara yerleştirilen ve dilimize "galata" kelimesinin girmesine neden olan keltlere selam olsun diye mi?" sorusunu sormayacağım, bizim tff'nin bu kadar tarih bilgisi yoktur.)

son 2 golü duvar pası ile ortadan delinerek yedik. cincon maçında da 2nci golü bu biçimde yemiştik.

hele dün akşamki 2nci golde basit bir duvar pası ile 5 oyuncumuz oyundan düşüp bakakaldı.

sağ ve sol bekler işe yaramıyor iken, göbekte zayıf olunca, 3lü savunma akla gelmiyor değil.

öyle veya böyle, teknik ekibin bu sorunu çözmesi gerek.


yahu, kadın voleybolda thy, vakıfbank, erkek voleybolda halkbank, ziraat, kadın basketbolda emlak konut, ogm(!) vd. ile birebir, sürekli varlık fonu ile yarışıyoruz...

aynen, kulaklıkla izliyordum, evdeki sessizliği öylesine bozmuşum ki, eşim koşarak geldi, bana bir şey oldu sanmış, "gol" diye de bağırmadım, nasıl bir ses çıkardıysam artık...

osayi-samuel'i "vurdum-duymaz" bulurdum, geçen sezon aynı yerde vurabildiğini ve duyularının açık olduğunu kanıtladı, kanım ısındı.

geldiğinden bu yana amrabat'ı biraz "soğuk" buluyordum, dün gece o da karakterini ortaya koydu.

trabzon deplasmanlarının bu açıdan bir faydası oluyor, bazı oyuncuların mayası belli oluyor.

« / 17 »
Kayıt Ol