maximin'in pozisyonuna ikili mücadele diyen hakem ve spikerin olduğu maç.

var'daki polonyalının ilk kim kimin ayağına bastı diye baktığını sanmıyorum. adamlar var'da bile etkin, yapacak bir şey yok. zaten osayi bana değse de kendimi parçalasam yerlerde diye bekliyordu.

biraz önce de normalde sahada bile olmaması gereken fred hakemin kararına çılgınlar gibi tepki gösteriyordu.

şu maçın belki de bizim açımızdan tek olumlu yanı türk hakemlerinin bizi kayırdığı algısının iyiden iyiye ortadan kalkmasıdır.

beşiktaş ikinci golü bulamasa yasin kol kendisi atardı zaten, öyle bir maç yönetti yabancı(!) var'la birlikte.

tabii bizim o kadar çok "takım ve teknik-taktik" sorunumuz var ki inanın içimden hakemlere kızmak gelmiyor. düşene onlar da vuruyorlar sadece, o kadar. dün normalde 10 kişiyle sivas maçının aynısını yaşatır mıyız beşiktaş'a diye düşündüm ama golden sonra ve ikinci yarı başında öyle bir oynadık ki unuttum dediğimi. güldüm kendime ve okan hoca ne zaman oyuncu değiştirecek diye tahminlerde bulunmaya başladım.

maçı kazanmadılar, biz kaybettik. öyle müthiş bir futbol yoktu sahada. iki tane bal/hata golü, hepsi bu kadar.

galatasaray'ın yaşadığı bu değişim ve dönüşüm spor üzerine tezi yazılacak bir olay. formsuzluk, sakatlık vs. ile açıklanacak bir şey değil bu. tamamen duygusal/psikolojik. bir sürü sebebi olabilir tabii ki.

gözüme haftalardır çarpan bazı mistik durumlar:

1. taç atışı: yani komedi kanallarına koyun, bir sürü insan gülerken kalp krizi geçirip ölür. top bizim adımıza taça çıkınca moralim bozuluyor vallahi. bunu bilen beşiktaş, her sıkıştığında topu taça attı. zaten kullanamıyoruz diye.

2. orta açmak: ısrarla topu kenarlara atıp ısrarla orta açamamak ya da saçma sapan ortalar açmak artık normalleşti takımda. orta açıyor dediğimiz franky bile bu maç dâhil sinir krizlerine soktu bizi.

3. paslaşma: bizim takım adına buna paslaşma değil "paslanma" demek daha uygun. kalecisinden tutun forvetine kadar topu az ötedeki adama isabetli yollayamıyoruz.

4. top uzaklaştırma: ısrarla rakibe atıyoruz. şaka gibi. topun düştüğü yerde asla yokuz. öyle çok uzağa da atamıyoruz zaten. desen ki rakip savunmaya kadar vurdun, neyse diyeceğim.

5. şut: son birkaç yıldır (icardi'den allah razı olsun, tuttuğu altın olsun!) şöyle kaleyi döven bir şutör topçumuz yoktu. icardi geldi, o da sakatlandı. kutucu'yu aldık... neyse devam edersem ağzımı bozacağım!..

6. teknik-taktik: birkaç aydır ne oynadığımız belli değil. oynuyor muyuz ondan bile emin değilim. hani taktiğimiz var da uygulayamıyoruz desem o da değil bence. beden eğitimi hocası gibi kenar yönetimimiz. sanki öğrencilere topu verip "hadi oynayın!" diyorlar. (bence beden eğitimi hocalarımız bile bu kadar yapmıyordur!)

sinirden elim ayağım titriyor ama devam edeceğim. bitmedi yazı burada...

taç kullanırken resmen beşiktaş adına zamana oynuyoruz. anası babası yapmaz beşiktaş'a bu güzelliği. ne biçim bir takım olduk biz ya hu?!

sinirden ağlayacağım şimdi. gerçekten kendimi tutamıyorum. okan hocam sen ne yapıyorsun ya?

hakem barış'a saçmalar saçması bir sarı kart gösterdi.

izlemiyorum, umurumda da değil. millî mi? ne kadar millî? tam da kanalında yayımlanıyor. izlememek için bir güzel sebep daha. (tek isteğim bizden oynayan varsa sakatlık yaşamasın!)

bizim herhâlde top çalmamız ve kafa topuna çıkmamız yasak. zaten top oynamıyoruz, bir de üstüne hakem saçma sapan düdükler çalıyor.

« / 17 »
Kayıt Ol