zamanında ekşi sözlükte çok vakit geçirmişliğim var; bu boykot meselesi ne zaman gündeme gelse karşısında en az bir itirazcı bulmuştur... x'te falan da böyle....

biri ya da bir grup, bir boykot çağrısı ile gelir, hemen kontra olarak; "tweet atınca şirket batacak (!)" şeklinde alaya alanlar, "hiçbir şey değişmez" şeklinde peşin hüküm verenler vb toplaşır.... sağlıklı sorgulama ile küçümseme arasında fark oysa...

sağlıklı sorgulama yapmayan, direkt küçümseme yoluna gidenin durumu büyük olasılıkla, kendisi ile ilgilidir; "naif" görünmemek adına ironik / cool bir mesafe koymak istiyor olabilir, büyük sistemler karşısında güçsüz hissetmektense "zaten olmaz" deyip kendi egosunu korumak istiyor olabilir, öğrenilmiş çaresizlik içinde olabilir vs vs... bunlar sıradan vatandaş tabii.... statüko menfaati olanları dışarıda tutuyorum... onlar maksatlı grev kırıcılığı yaparlar...

boykot / eylem... bunlarda amaç şirketi / hükümeti bir günde batırmak ya da düşürmek değildir ki 😀 davranış değiştirecek gerekçeleri sürekli görünür kılmaktır.... ha boykotu savunan da saf romantik anlatılarla bunu yapmamalıdır. "birlik olsak batırırız" falan çok romantik kalabilir...

koç grubu boykot edilebilir.... ali koç'un bizzat kendi boykot edilebilir.... maçlar çeşitli yöntemlerle protesto edilebilir....

buna karşı çıkmanın kime ne gibi faydası var bilemiyorum....

karşı çıkanlar çok olduğunda ise bireysel katılım motivasyonu düşer, grup içinde "boşuna bu işler" normu gelişir.... diyelim ki daha büyük ölçekli bir boykot girişimine karşı çıkıldığında ise; ali koç gibilere -hesap vermeden, tutarlılık testine tabii tutulmadan- "bana boykot falan vız gelir tırıs gider" yaklaşımında olma şansı verir.... buna da bildiğin grev kırıcılık denir zaten!

sonra bir bakmışsın; ali koç'un kendisini protesto edenler için "açın kapıyı, duysunlar" demesini eleştirenlerle, "bu protestodan / boykottan bişi çıkmaz" diyenler aynı kişiymiş meğer 😀

aklı başında olanlar, bu duruma düşenlere bıyık altından güler yalnız 😀

ik olmamış mı?

ali bey’in hassas seçim ayarları gereğidir 🙂

gs’li olsam şimdikinin on katı dalga geçerdim. kalbimizde bir sızı ile konuşuyoruz şu an hep.

gs taraftarının en çok sevdiği başkan diye boşuna denmiyor!

x


bu nasıl bir ortam böyle!?

ana sınıfı hafta sonu veli etkinliği gibi 🤣😁

çocuklara da deve cüce falan oynatsaydın 🙂

iyice nasrettin hoca gibi oldu bu….!

“peşin parayı gören” enayiler oy verebilir!

nitelikli çoğunluk usulü olmalı diyenler çıkacaktır 😁

benim şöyle bir düşüncem var;


önemli olan kadrodur, td çok da önemli değildir. iki yerde belki önemlidir; 1. kadro mühendisliği 2. futbolcu gelişimi......


en üst düzey kadroyu kur, -td denilen adam manyak değilse ve oyuncuları hayattan bezdirmiyorsa- o takım hedefine ulaşır....


buna, başkan denilen şahıs da eklendi şimdi... onun da abuk sabuk işlere girmemesi gerekiyor....


aklı başında bir td ve başkan ile sahada en iyi kadro varsa, arkana yaslanabilirsin yani....


.........


aziz nesin'in gol kralı, sait hopsait romanı var..... gol kralı diye filimi de var malum....


orada td yazmıyor hiçbir yerde filmde de geçmiyor büyük ihtimalle bu tanımlama.....


antrenör diye geçiyor hep....


çok da ehemmiyeti yok..... eserde.... o dönemde futbolcu önemliydi, kadro önemliydi belli ki.... antrene eden takımı sahaya süren birine ihtiyaç vardı....


sonra ne hikmetse bu td'ler ortaya çıktı.... futbolun oyun olmaktan çıktığı, ürün olmaya başladığı dönemle aynıdır sanırım. teknotrat kafalara (td) ihtiyaç duyulduğuna göre....


td'lerin görevi doğaçlamayı ortadan kaldırıp, özgürlükleri sınırlamak oldu.... futbolcular kreatif yıldızlardan disiplinli atletlere dönüştü....


antrenör "hadi oynayın" derdi; td, öyle oynama böyle oyna dedi....


bin tane istatistik..... futbol bilimiymiş 🤣 hadi oradan! safsata.... bilim, bu kadar ayağa ne zaman düşmüş!


bakın biz ne zaman futbolcuya özgürlük veren bir td (aslında antrenör) ile oynadıysak o zaman sahadaki işten seyirci olarak zevk aldık... örnek veselinoviç, zico..... ben daum'u da bu kategoriye koyuyorum, çünkü onun önceliği iyi bir kadro mühendisliğiydi....


ne zaman teknotrat kafalı bir td! bulduysak şampiyon olsak da olamasak da sahadaki iş bizi memnun etmedi örnek aykut, jm, hatta carlos alberto pareira....


3-5-2'ymiş, bilmem neymiş...... karın ağrısı şeyler bunlar..... hegel, zamanında bilim çok ön plana çıkınca, sanayi devrimi yaklaşınca "dünyanın büyüsü bozuldu" demiş.....


bu bahsettiğim kategorideki td'ler de futbolun büyüsünü bozdu, karın ağrısı bir hale soktu.....


benim favori teknik direktörüm (!) gol kralı filmindeki antrenör tomson 🙂 çık oyna diyor........

büyük başkan'ımın vizyonunu anlamamışsın bence hala (!)

samanyolu galaksisi de neymiş... andromeda'dan getirir.......

ali koç başkanlığında ligi en iyi olasılıkla ikinci bitirecek td'dir...

bence;

yerli olmasın...

yabancı da olmasın...

kalan gün sayısı: 13

şimdi bazı muhalif (!) kongre üyeleri...

ss, "aykut kocamanı göreve getireceğim" dediği için ali koç'a meyillilermiş!

eeee...

ak, td'lik için aykut'la görüşmedi mi? görüştü mü, görüşmedi mi? 😃

bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu birader!

valla hiç eveleyip gevelemesinler... "bizim hayallerimizdeki beyaz atlı prens hep ali bey, onun maviş gözlerine hapsolduk" desinler...

önce çok tepki alırlar; evlatlıktan reddedilme durumu ile karşı karşıya kalırlar 😂, arkadaş çevrelerinin dışına iitilirler vb ama sonra rahatlarlar...

insanın tercihleri ile yüzleşmesi iyidir 😀

« / 28 »
Kayıt Ol