mesele hoca değil. mesele senin futbolu okuma biçimin. dolu dolu konuşuyorsun ama içi boş, analiz yok, sadece x yazılan pöpülist slogan var.
fernando santos neden gönderildi diyorsun. çünkü portekizlilet “artık değişim istiyoruz” dedi. santosun başarısız olduğu anlamına mı gelir? 2016’da avrupa şampiyonu yaptı, 2019’da uluslar ligi’ni kazandı. 8 yıl boyunca ronaldo, pepe, bruno fernandes gibi dünya yıldızlarıyla dolu bir kadroyu disiplinle yönetti. dünya kupası çeyrek finalinde elendiğinde bile oyun değil, medya baskısı tartışıldı. löw de gönderildi almanya’da, deschamps da gönderilebilir. bunlar başarısız oldukları için mi? hayır. zaman dolduğu için.
arap ligi’ndeki kısa dönemine bakalım. santos üç ay al-shabab’ta kaldı. zaten kriz içinde olan bir kulübe sezon ortasında gitti. 10 maçta 6 mağlubiyet aldı. yani “arap ligi’nde bile tutunamadı” demek, futbolu fifa’dan ibaret zannetmek olur. doğru bir kıyas için istikrarsızlığı ile verilecek son örnek zaten arap takımı olur.
“neden kulüp çalıştırmadı?” diye soruyorsun. çünkü 2014’ten 2022’ye kadar portekiz milli takımı’ndaydı. milli takım hocalığıyla kulüp kariyeri birbirine karıştırılmaz. joachim löw de kulüp çalıştırmadı yıllarca. ne yapalım, o da mı çöp şimdi?
gelelim ismaël’e. “beden hocası” diyorsun ya, bu kulüpte teknik adamları aşağılamayı alışkanlık haline getirmişsiniz. ismaël barnsley’i championship’te play-off’a soktu,
watford gibi kriz içindeki bir kulüpte finansal dar boğaza rağmen rekabetçi bir takım kurmaya çalıştı. blackburn rovers gibi kaynakları en zayıf kulüplerden birini ayağa kaldırmaya çalışıyor. bu adamın oyun modeli, yüksek tempo, geçiş futbolu. ama sen onu da ezbere “korkak” ilan ediyorsun. neye göre? “ver n’koudou’ya koşsun” planı mı? mecburen uyguladığı senaryoyu “taktiği” diye anlatıyorsun. o sezon elinde 3 tane oyun kuracak, oyun okuyacak adam yoktu. ne oynasın?
şimdi asıl komediye gelelim: “set oyunu oynatmak için kadro gerekmez.” bu, futbolu izleyip anlamamış birinin cümlesi olabilir ancak. set hücumu, teknik kapasitesi yüksek oyuncular ister. oyunu yönlendirecek orta saha, çizgiye inebilen kanat, topsuz koşu yapan forvet, oyun kuran bek ister. beşiktaş’ta bunlardan kaçı var? rashica dripling yapamıyor, yapsa dahi sonrası karar veremiyor. svensson’un ileriye desteği zayıf. muçi topsuz oyunda görünmez. sol kanat zaten yok kadroda. bu oyuncularla nasıl organize hücum oynayacaksın? sihirbaz mı bu hoca?
şenol ve sergen dönemlerini örnek veriyorsun. o şampiyonluklar, bireysel performansların zirvede olduğu sezonlardı. ghezzal, aboubakar, josef; biri topu taşıyor, biri bitiriyor, biri oyunu dengeliyordu. takım değil, form şampiyonuydu beşiktaş. sergen sonrasında aynı başarıyı neden tekrarlayamadı? çünkü sistem yoktu. oyuncuların düşüşüyle birlikte çöküş geldi. en kötüsü ise tarihimizin en rezil avrupa sezonunu yaşadık: şampiyonlar ligi’nde sıfır puan, -11 averaj. ve savunmaya çalışıyorsun. gerçeklerle yüzleş.
“ama ajax maçında kadro eksikti.” evet, doğru. ama sadece o maç değil ki. sporting maçları, dortmund maçları? reaksiyon yoktu. hazırlık yoktu. analiz yoktu. sen 3 gol yiyip “korkmadık, çıktık hücum ettik” diye avutabilirsin kendini ama modern futbol böyle çalışmıyor. atak oynamakla organizasyon başka şeyler. hoca, avrupa seviyesini kaldıramadı. bu kadar net.
“ama bahane üretmesin, çözüm üretsin.” laf güzel, içerik sıfır. futbol, mühendislik işidir. malzeme kötüyse sistem çalışmaz. şenol’un leipzig’i yendiği kadroda pepe, babel, talisca, quaresma, atiba, caner, medel, negredo vardı. bugün svennson ile, amir ile, rashica ile, gedson ile hangi çözümü üreteceksin? sana göre hoca her şeyi çözecekse, futbolcuya niye maaş veriyoruz?
“solskjær oyuncu geliştiremiyor” diyorsun. oyuncu gelişimi için gerekli olan temel koşuldan hangisi vardı beşiktaş’ta son 6 ayda? gelişime açık oyuncu profili? dengeli, oturmuş bir kadro yapısı? oyuncunun yeteneklerini parlatabileceği bir oyun planı?bu takımda gelişime açık kaç oyuncu var? semih, belki muçi, arroyo. onun dışında kadronun büyük kısmı ya yaşlı, ya mental olarak tükenmiş, ya da zaten vasat seviyede. solskjær sahaya çıktığında, oyuncuların çoğu sorumluluk almaktan kaçıyor, fiziksel olarak yetersiz kalıyor. böyle bir grupla bireysel gelişim sağlayamazsın. glişim teknik direktörün “dokunuşu” ile değil, oyuncunun isteği, sistemin varlığı ve zamana yayılan planlamayla olur.
bu kadro zaten baştan dengesiz. orta saha pres yediğinde dağılıyor, kanat oyuncusu yok denecek kadar az, sağbek hücuma katkı veremiyor, stoperler ağır, orta saha oyun kuramıyor. böyle bir yapıda hangi oyuncu parlayabilir? oyuncunun gelişimi, doğru pozisyon, doğru rol ve sistemle olur. ama bu takımda solskjær geldiğinden beri sistem inşa edecek kadro olmadı. daha hoca takımı kurmaya çalışırken, “hiçbir oyuncuyu geliştiremedi” diyorsun.
gelişim için önce oyuncunun gelişmeye uygun olması gerekir. ardından o gelişimi destekleyecek bir oyun kültürü, sistem ve zaman gerekir. beşiktaş’ta bu üçü de yoktu. oyuncuların gelişmemesi solskjær’in yetersizliğinden çok, içinde bulunduğu çürük futbol ortamının bir sonucudur. bu ortamda teknik direktör değil, ancak mucize çıkar. ve siz her defasında mucize bekleyip, olmadığında hocayı harcamaya devam ediyorsunuz
ve son olarak: giovanni van bronckhorst. valerien kötü dedin, hadi santos defansifti. peki giovanni? feyenoord’u yıllar sonra şampiyon yapmış, rangers’ı avrupa ligi finaline taşımış bir adamdan bahsediyoruz. sistem bilen, modern futbolun içinden gelen, topa sahip olma oyununu ezbere oynatan bir hoca. e bu adam beşiktaş’ta ne kadar dayanabildi? birkaç ay. yani? hoca mı kötüydü? yoksa bu kulüp artık hoca yiyen bir kıyma makinesine mi dönüştü? her geleni ya sosyal medya ya tribün bitiriyor. ve sen de o düzenin bir parçasısın.
solskjær’i de şimdi yiyelim diyorsun. çünkü 6 ayda sihir olmadı. çünkü mental olarak yerle bir olmuş bir kadrodan “barcelona gibi top çevir” diyorsun. çünkü futbolu hâlâ 2013 gibi zannediyorsun. gerçek şu: bu adam sabırlı, karakterli, avrupa vizyonu olan, genç oyuncu kazanımı konusunda çok başarılı bir teknik adam. ona fırsat verilirse kulüp uzun vadeli bir futbol kültürü inşa eder. ama senin gibi her mağlubiyette hocayı linçleyen, her mağlubiyette nostaljiyle gözyaşı döken taraftar profili değişmedikçe, hiçbir hoca burada başarılı olamaz.
sorun hocada değil. sorun senin gibi her teknik direktöre üç ay sabredip sonra “efsaneler dönsün” romantizmine sarılan taraftar kafasında. önce sen değişeceksin kardeşim. hoca değil.