okan buruk'un masterclass maçlarından biri olarak tarihte ve gönüllerdeki yerini almış olan karşılaşma. başta noa noell lang, victor osimhen, gabriel sara ve barış alper yılmaz olmak üzere pek çok ismi maçın yıldızı olarak öne çıkarmak mümkün. hatta bu konuda yarı şaka yarı ciddi tartışma çıkacak kadar fikir ayrılıkları bile yaşanabilir. böyle bir maçta 2 golü atan mı, her golün bir yerinde ortalığı karıştıran mı, karşısındaki rakibi felç edip oyundan aldırtıp yerine geleni de oyundan attırtan mı daha kritik katkı vermiştir; ayırt etmek zor.
ancak okan buruk, formsuzluğuna ve hatalarına dair yapıcı eleştiriler bir kenara, fbjk troll örgütünün gazına gelip şımarıkça kendisini yerden yere vuran çok bilmiş bir grup taraftarı dahil herkese sağlam bir ders vermiştir özellikle ikinci yarıda sahaya koydurduğu şey ile.
bu maç son 1-2 aydakilere benzer bir şekilde ve/veya az farklı bile olsa juventus galibiyeti ile sonuçlansaydı bugün 2025-2026 sezonu ara transfer döneminde yapılmayan hamlelerden tut da okan buruk'un artık gönderilmesi gerektiğinden falan bahsedilecekti. öyle isimlere öyle roller verip öyle sonuçlar aldı ki hoca bugün bu dakika kimsenin aklına bile gelmiyor birkaç gün öncesine kadar sövme sebebi olan transfer hamleleri...
yazmakla olmaz aslında, tam anlayabilmek için goller harici adam akıllı bir uzun özetini ya da üşenmeyip tam kaydını izlemek gerekiyor bu maçın. hocanın da takımın da bu sezonki tepe noktası, en azından entry tarihi itibarı ile, artık burası. dışarıdan izleyenler bir kenara, hocanın ve takımın da alması gereken çok dersler var bu maçtaki performanslarından. her maç bu şekilde bir oyun beklemek haksızlık elbette. ancak sezonun önceki bölümünden bu maça dair pek çok iyileştirme yapılabilir. belli başlı değişimler bile bizi türkiye içinde çok rahatlıkla finiş çizgisine itekleyebilir.
burası biraz sözlük formatına aykırı ama, dün maçtan önce entry girerken "umarım doksanların ruhu, bizzat o ruhu yaratanlardan biri olan okan buruk önderliğinde sahadakilere sirayet eder" demiştim. özellikle ikinci yarıda tam da öyle oldu. bizler doksanlı yılların galatasaraylı çocukları olarak, galatasaray'ın avrupa'da her maça favori çıktığı, kendi favori olmasa bile rakibin favori olamadığı o sekansı çocukluğumuzun en güzel yerlerinde yaşadık. 25 sene sonra bile hala ara ara dillendirilen galatasaray'daki 2000 ruhu fantezisi, biraz da bizim jenarasyonun çocukluğuna duyduğu özlemle birleşen bir takıntıdır aslında.
dün tam olarak öyle bir gündü. tarafsız gözle bakanların bile, klasik ezeli rekabet refleksi hariç, en kötü ihtimalle ortada dediği bir maçtı. stada gidebilen herkes hem bu ruhu yaşadı, hem kendi ruhundan kattı, hem de müthiş bir olayı yaşadı. giremeyen belki de milyonlarca galatasaraylı farklı yerlerde farklı ekranların önünde inanılmaz bir şeye ortak oldu.
taraftar olmadan futbol, 22 adamın bir dikdörtgen içinde bir topun peşinden koşmasıdır. onu böylesine büyük bir endüstri haline getiren taraftardır. böyle akşamları var eden de taraftardır. ve böyle akşamlar da en çok taraftar için vardır.
sevinmek, gururunu yaşamak herkesin hakkıdır. doya doya yaşanmalıdır.
emeği geçen herkesin ayağına ve yüreğine sağlık...