rahat olan taraf biz olmalıyız fakat bakıyorum herkes patlamaya hazır dinamit gibi. bu maçla 0’dan başlamak zorundayız, hesap dürme işi başka zaman yapılır.
yendiğin an fark 9 puana çıkıyor, 2’li averaj sende, kalan 12 haftada 3 kez berabere demiyorum yenilsen bile şampiyonsun. tribünlere büyük iş düşüyor.
"bu maçı kazanır mıyız?" şeklinde tereddütlerimizin olmasının tek sebebi okan buruk.
biz bu maçı kazanır mıyız? sorusunun altında yatan asıl soru şu çünkü: okan buruk forma adaletini artık sağlayacak mi?
lami cimi yok tüm sezonun düğümü bu maçta çözülecek. yenersek lig biter. yenilersek bizi büyük bir chaos bekliyor. beraberlik desen bizim mentali yine kurtarmaz. mutlak galibiyet lazım.
döve döve oynamamız gerekiyor bu maçta, her ikili mücadelede rakibi sindirmeliyiz. bu maçta nefesi kesilene kadar koşmayan topçu sahaya çıkmasın.
karşi tarafin yaptigi ahlaksizliklari siralasak buradan jupitere yol olur. onlari artik saymaya gerek yok. bundan sonra bizim yapacaklarimiz/yaptiklarimiz onemli.
ornegin;
-yonetim ve yonetime yakin kimseler sirf biraz fazla avanta ugruna karaborsaya icazet verip, tribunde tezahurat yapmayacak, bagirmayacak, mac izlemeye degil de temaşa seyreylemeye gelen, mactaydim diye sosyal medyada bol bol fotograf paylasan ancak hicbir sekilde sahada oynanan oyunla ilgilenmeyecek kisilere bilet aktarimina neden oldu mu?
-taraftar karaborsa yapip kombinesini sirf biraz para kazanmak ugruna, hic tanimadigi, hatta tribunden maci sabote edebilecek fenerli tiplere biletini devretti mi?
-hoca, kafasindaki vazgecilmez dogrulardan vazgecip, sahada kazanacak 11'i kurgulayip dogru oyun planini masaya yatirdi mi?
-oyuncular, macin onemini idrak edip mental olarak kendilerini bu maca hazirladi mi?
bundan sonra sorulmasi gereken sorular bunlar. yani biz galatasaray olarak topyekün bu maca hazirlandik mi?
zira ben az aalkmar macinda ne tribundeki o baskiyi gorebildim, ne oyunculardaki o inanmisligi gorebildim, ne hocada o feraseti hissedebildim.
evet biraz olumsuz konustum farkindayim ama son donemde yasanan olaylar beni bu noktaya getirdi. cidden cok sinirliyim. bu sabah normal bir sekilde uyanmama ragmen mac aklima gelince sinir kupune dondum. umutlu muyum? sonuna kadar. o manipulator federasyon baskanini, o karsi tarafin onulmaz hareketlere sahip yoneticilerini, provokatif futbolcularini o sahaya gomdugumuzu hayal ediyorum. catir catir top oynayip, bu zararlilarin haddini bildirdigimizde ancak icim rahatlayacak.
eminim ki bircok akli basinda galatasaray taraftarinin da bu ruh halinde oldugunu dusunuyorum.
vurduğumuzda rakip kaleye gol, düştüğümüzde rakibe kart, son duduk caldiginda 3 puan bizim olsun.
takımın tek oyun planı stoperlerden osimhen'e uzun top şişirmek olacaksa, hem tribünlerin hem de takımın 20. dakikada mental olarak kırılıp kaybedeceği maçtır. tıpkı içerdeki az alkmaar, young boys, geçen sezonki fenerbahçe maçları gibi. 20. dakikada maçı kaybedeceğimizi anlıyoruz ne yazık ki. bunun mücadeleyle de bir alakası yok, oyuncular gayet mücadele ediyor ve istiyorlar ama oyun sistemimiz yüzünden sahanın her alanında rakiplere eziliyorlar.
az alkmaar maçından sonra okan hocanın görüntüsü ve açıklamaları malesef bu maç için de bize umut vermiyor. ders aldığını sanmıyorum ki almış olsa bile iki günlük bir problememiz yok maalesef. aylardır bir düşüş içerisindeyiz. şımarıklık disiplinsizlik had safhada.
tek umudumuz umudumuzun olmaması.
kaç gündür maçla alakalı taktik teknik vs. yorum varsa dinlemeye çalışıyorum, sürekli kafamda nasıl olur diye düşünüyorum. bu maç öncesi bu başlığa son yazım. daha da beklentimi yükseltememe gerek yok. düşürmek faydalı.
öncelikle içimizde bulunduğumuz durumu değerlendirmek lazım diye düşünüyorum. geçen sene ve bu sene avrupa’dan bize yakışmayacak oyunlarla orta sınıf takımlara elendik. bunu özellikle galatasaray’ın 90lardaki avrupa başarılarını görmüş herhangi bir taraftarın kabul etmesi mümkün değil. burada hemfikiriz. bu moral bozukluğu, okan hocanın basit doğruları uygulayamaması hepimizde hayal kırıklığı yarattı. çoğumuz bir ceza görmek istiyoruz ama o an şu gün değil. ilk alkmaar maçından sonra ben umudumu sıfırladığım için, ikinci maçtaki sonuca çok takılmadım. ama oynanan oyun, ilk 11 tercihleri çileden çıkartmasına rağmen, ön kabul olarak uefadan tescilli takımın maçına konsantre oldum. bu maç bizim bu senede ipi göğüsleyebilmemiz açısından kritik maç. o yüzden bütün eleştirilerimi, isyanımı dondurdum. bu sene şampiyon olalım, yıl sonu zaten hep beraber birbirimize gireriz bu konularda.
diğer taraftan da maçın hakem ataması, tff başkanı denilen şahsiyetin açıklamaları, uefadan tescilli takımın her türlü pisliği yapması, acun’un açıklamaları, kulübümüzün değerliği yalnızlığı ve üzerine gelinmesi ile kimse kusura bakmasın, ben takımıma ortam bu haldeyken avrupadan elendik diye bu maç öncesi gönül koyamam. her galatasaraylının şu an içinde bulunduğumuz durumdan farkında olması lazım. adil ve herşeyin doğru olduğu bir ortamda rekabet etmiyoruz.
maçın ilk 11 ile alakalı herkes hemfikir. okan hoca bu sefer umarım inat etmeyecektir. mertens karakterine, oyununa bayıldığım, lise en arka sırada beraber geyik yaptığım arkadaşım gibi. çıkar kendisi der, hoca beni bu sefer oynatma diye. ilk 11 başlamaması gerektiği malum.
maçın bizim açımızdan x factorünün franky olacağını düşünüyorum. ortaları, içeri kıvrılmaları, orta sahayı fazlalaştırmasıyla çok işimize yarayacaktır.
maçın önemli noktaların bir yinelediğim gibi takım ve tribünce sakin kalıp, provokasyona gelmemek. gergin bir ortam bize hiç yaramıyor, yaramadı.
son sözüm taraftara. maça gidecek taraftara çok iş düşüyor. müthiş bir ortam yaratmalılar. telefonlarınızı bırakıp anı yaşayın. şimdiden hepsinin emeğine sağlık.
sözün özü, önemli bir maça çıkıyoruz. bu maça gelene kadar olanları düşününce normal bir maçtan söz edemiyoruz. umarım yaradan yanımızda olur. attığımız gol, yediğimiz ofsayt olur. ben uefadan tescilli takımın sevinmesini istemiyorum. o akşam kazanıp, bide bunlar üzülünce vücut ekstra seratonin salgılıyor. hakkımızda hayırlısı.
öncelikle üşenmeyip eski entrylerime bakarsanız okan buruk’u en şok eleştirenlerden biriyimdir.
öyle totemci gerçeklikten uzakta yorum yapmaktan da kaçınırım.
gerçekten inanmadığım hiçbir durum için buradaki ya da çevremdeki insanları gaza getirmek için de konuşmam.
gelelim şimdi bu maç hakkındaki düşüncelerime;
futbolun gerçekten basit gerçeklerle iyileştiğini düşünüyorum. galatasaray’ımızın kadrosu da formu da özgüveni de öncelikle rakibimizden iyi. bakmayın siz öyle algı çalışmalarına.
kadromuzun ihtiyacı olan tek şey ateşleyici bir moral ya da unsurdu. icardi’den sonraki oyundaki düşüşte bence sadece bundan dolayı.
şimdi lemina, frankowski ve eren gibi takıma hem ateşleyici güçler eklendi hem de futbolcularımızın psikolojisinde güçlü olan biziz algısını tekrar oluşturdu. zaten rize’deki kenetlenmede bunu gördük.
hücumdaki oyuncu, kanattaki oyuncu benim arkamda eren var frankowski var ortasahada lemina var diyecek daha korkusuzca pres yapacak. top ayağındayken daha özgüvenli oynayacak.
tek başına lemina bile ateşleyici güç olmaya yetecekken, beklerde de hem hücumda hem savunmada iki kaliteli isim eklendi. stoper ikilisi bence yine en iyisi bizde.
futbol takım oyunu eksik parçalarla güzel sonuç ortaya çıkmıyor.
bizde eksik parçalarımızı tamamladık ve kusursuz bir takım olduk.
bir örnek vermek gerekirse bjk birkaç takviyeyle geçen seneye oranla nasıl çehresi değişti bir hatırlayın.
çok fazla uzatmadan biz kadro olarak eksiklerimizi tamamladık. kadro kusursuz, psikoloji yerinde üstüne hem takımda ateşleyici güçler var hem de rakibin algılarını çirkinlerini görüp bunları boşa çıkarmak isteyecek karakterli futbolcular. ekstra motivasyonu da az maçını unutturmak isteyeceklerdir.
bu işin %50 si kadro kalitesiyse %50 si psikoloji ve özgüven.
bizde her ikisi de mevcut.
o yüzden orta hakem acun, var ali koç olsa da biz bu maçı kazanacağız.
maç sonu bu entry’i editlerim.
benim onbirim de aşağıdaki gibi ki bence okan hoca onbirde de herkesi ters köşe yapacak ama yinede kazanacak.
muslera
frankowski davinson abdülkerim eren
yunus torreira sara lemina barış
osimhen
şu maçta ki en kritik şey saçma sapan geri paslar, bunu bu maçta en aza indirmemiz gerekli diye düşünüyorum...hem atak pozisyonumuzu kaybediyoruz, hem geri çekiliyoruz hem de hücum ve defans mesafesi uzuyor, kaleden ya da defanstan çıkan çoğu uzun top da maalesef rakipte kalıyor.