ilk yarı ilkay ve barış'ın kalenin dibinden kaçırdıkları iki pozisyonu gole çeviremeyip 2. yarı rezalet bir oyunla kaybettiğimiz karşılaşma.
ilk yarı skoru bulsaydık belki daha farklı olabilirdi monaco'nun mutlaka kazanması gereken bir maçtı.
teknik taktik detaylar yeterince konuşulmuş. hakkımızda hayırlısı.
adımız hıdır elimizden gelen budur dedirten maç. ilk 24 şansımız sadece %2.3 azalmış bu maç skoruna göre, 9 puan - 4 averajla bitirsek bile %80 ilk 24 ihtimalimiz var. önümüzdeki 2 lig maçını kazanıp sakin kafayla araya girmemiz lazım. geçen sene real madrid 11. bitirdi, ilk 22'den city'yi çekti. brugge 24. oldu 9. atalanta'yi eledi. hedef zaten ilk 24 idi ve %80 yaklaştık o hedefe. canımızı sıkmayalım.
özeti
12:43 ilkay daha neyi atacaksın koçum?
18:39 barış diğer köşeye vursana be oğlum
33:35 iyi güzel çalım atıyorsun da o șut yakışmadı be sane
36:35 sara'dan da yine benzer dandik bir şut
67:30 öyle artislik yaparak giriyorsan ilk geleni kurtaracaksın günay kardeşim
maçın ilk yarısını izledikten sonra sakatlık-cezalı vs gibi eksiklikleri konuşamayacağım ama ikinci yarıdaki silik, pasif oyunu gördükten sonra mevcuttaki tüm sorunları konuşabileceğim bir maç oldu.
15 dakikalık devre arasında ne olmuş olabilir diye düşünüyorum, mantıklı bir açıklama bulmaya çalışıyorum ama olmuyor.
muhabir olarak basın toplantısına katılmış olsam okan hoca eksiklerimizi gidereceğiz dediği için şunu sorardım: "niye her sene ocak ayında bariz eksiklikleri gidermeye çalışıyor galatasaray?". bu soruyu da maç boyu sergilenen performanstan dolayı değil, sadece okan hoca böyle bir açıklama yaptı diye o an sorardım. bunu söylememiş olsa, şu maçta kadro planlaması falan sormazdım. çünkü asıl soru devrede ne oldu da takım kontak kapattı yine?
öte taraftan, orjinal sağ bekimiz olmadan, orta sahada 3,5 adamla rotasyon yapmaya çalışacak olarak, allah korusun abdülkerim'e birşey olsa 0 (sıfır) alternatif ile başlayacağımız, rezil performansına rağmen arabistan hayali ile yanıp tutuşan vizyonsuz bir oyuncudan defalarca performans bekleyeceğimiz, nasıl geri döneceğini asla bilmediğimiz bir santrafor ile başladığımız bir sezon başlangıcı var. bunlar gün gibi ortadayken herkes bonservise harcanan yaklaşık 140 küsür milyon eur parayı sorgular. ve her sene aynı mevzu.
benim şampiyonlar liginden beklentim gerçekten 7-9 puan aralığı idi. puan yazdığım ve yazmadığım maçlar birebir tutmadı ama madrid ve city maçlarına 0 yazmıştım. bunları dün yenildik diye de yazmıyorum. oralara daha çok fırın ekmek yemek lazım. çünkü en başta zaten kadro planlamasını doğru yapma becerimiz yok. ama bu kadar da kör göze parmak bir durum olduğunda insan öfkeleniyor.
iki tane 45 dakikalık maç şeklinde cereyan eden müsabaka. ilk maç galatasaray ve monaco takımları arasında denk güçlerin mücadele ettiği, galatasaray'ın biraz daha fazla pozisyon bulup ancak atamadığı bir karşılaşma oldu. ikinci maç ise monaco takımı ile monaco takımının beceriksizliği arasında geçti, monaco 1-0 kazansa da monaco'nun beceriksizliği ciddi bir farkı önledi.
evet, ikinci maçta sahada galatasaray yoktu malesef...
ilk yarısında gayet iyi oynadığımız fakat ikinci yarı yokları oynadığımız mücadele. monaco takımı da bunu iyi değerlendirdi ve öne geçip fişi çekti. kış transfer döneminde bu takıma transfer şart, özellikle defans ve orta saha bölgesine. aslan teknik direktörümüz okan buruk'ta bunu görmüştür artık. önümüzde atleti maçı var, o maça kadar transferler yapılmalı.
dayak yiye yiye mağlup olduğumuz maç.
45 dakikalık bir galatasaray antrenman metotlarını sorgulamalı, performans antrenörlerini değiştirmeli, oyuncu transferlerini gözden geçirmelidir. onun gönlü olsun bunun gözü doysun futbolu bitirilmelidir.
150 milyon harcayıp hala bahane üreteceksek çok işimiz var.
monaco'yu 2 kere izledim bizim maçtan önce. bizim görev maçımız dedim ve 1 puan çok iyi puan dedim.
neden oyun tutmuyoruz? neden eforu 90 dakika yayamıyoruz? adamlar gencecik çocukları sahaya atarken bizim koca koca adamlar çocukları gibi kalıyor yanlarında. atamazsan cezalandırılsın. futbolun kuralı bu. sende osimhen gibi bir canavar varken ona uygun oyun çizemiyorsun. kaos kaos kaos.
ikinci yarı işin renginin değişeceği çok belliydi. fiziğe fizik ile karşılık veremezsen maçı ortada dahi tutamazsın. yedekten giren icardi ayakta duracak gücü yok, yunus ameliyat sonrası toparlanma sürecinde. günay girmeden rakip teknik direktörle kavga ediyor. konsantrasyon yok. maç önü dedik ki monaco çizgi arkasına çok koşuyor akliruş bu koşuları yanıtsız bırakmıyor takımı öne atmamalıyız, takım boyunu açmamalıyız dedik. ne dediysek hepsi oldu. biz ne yaptık kendi oyunumuz adı altında 45 dakika eforlu oyun sonra dayak yiye yiye yenildik.
yani şu takımı 2 kere izlesen ne yapmazsın sorusuna cevap bulursun.
oyunu sürekli sane üzerinden kurup terse top atamadık. halbuki yerleşim ve kayma hataları yapıyor monaco. zaten hızlı çıktığımız birkaç hücumda pozisyonu da bulduk. içeri sokamazsan böyle diyetini ödersin.
bize denk bir takım karşısında fizik olarak yine rezil olarak döndük. şimdi tırmala bakalım ilk 24 yapabilir miyiz diye.
62. dakika izlemeyi bırakıp, uyudum. kaçan onca pozisyona ek olarak daha önceki hataların tekrarını da görmeye başlayınca dedim kaybederiz, sabah sonucu görünce şaşırmadım.
ilk yarıya hiçbir lafım yok. gayet iyiydik, 2 net eksiği rağmen bir avrupa takımı gibi deplasman performansı sergiledik ama ikinci yarı rezaletti.
bunun aynısını samsunspor maçında da yaşadık. bu yorgunluk ile açıklanamaz bence. soyunma odasından yeni dönmüşsün, neyin yorgunluğu? bu takım neden 2. yarılara giremiyor? iki maç üst üste aynı şey oldu.
okan hoca'nın takımın nefes almaya ihtiyacı varken, berkan kutlu, ahmed kutucu ve yusuf demir'i oyuna almama nedeni bana kalırsa "performansınızı beğenmiyorum, devre arasında yollarımız ayrılıyor" mesajını vermekti. bakalım zaman ne gösterecek?