sezon sonuna kadar destekmiş, dere geçilirken at değişmezmiş falan diyenlere küfür ettirecek maç.
3 sezondur ekstra transferler ve yaptıkları katkılarla ligi bi şekilde götüren okan buruk'un; aksayan, tökezleyen ve düşüşü çok net takımı bi şekilde ayakta tutan yıldızlarına rağmen uçuruma -tam olarak- ittiği maç.
3 dakikada 2 gol bulmuşsun, geriden gelip öne geçmişsin ve maçı böyle bitirsen psikolojik olarak şampiyonluğa yaklaşırsın. sen kalkıyorsun yok kaan ayhan, yok cuesta falan derken takımın bütün ritmini bozup üstüne lemina'yı oyundan alıyorsun. bi de utanmadan ''beni değiştirin dedi...'' gibi bi yalanla, kendi inadın ve saçmalıklarını her zaman olduğu gibi aklamaya çalışıyorsun.
sırf senin inadın, kibrin ve egoların yüzünden bu adam bu takımda bi şekilde oynamıyor ve oynamayacak. hayır, cuesta'yı olup oyunu bi şekilde tutsan kahraman mı olacaksın, lemina'yla devam etsen ve maç 3-3 olsa topa mı tutulacaksın ki bu değişiklikleri yapıyorsun? sıktı artık bu okan buruk'un saçma sapan inatları da bilmem nesi de. git o zaman anadolu takımlarında yaşa tutkularını.
kimse saçma sapan destek falan demesin; bugünden tezi yok bu adam bu takımdan gönderilmezse bu şampiyonluk hayal olur. kalan 10 maçta -bay haftası dahil- bahaneleriydi inatlarıydı derken bu takım 20 puan toplarsa öp başına koy. üstelik rakibini durduk yere bu kadar gaza getirip inandırmışken, onların da puan kaybetmesi zor görünürken bu ivmeyle bu iş dönmez.
okan buruk'un geç kalan kovulmasını gerçekleştirmesi gereken maç buydu, umarım vesile olur.
biraz kendimiz ama daha çok da hakem kararlarıyla zora giren, bu sayede daha büyük bi motivasyona dönüşen epik finalli bi galibiyet.
hakem tarafını, ağlayan sızlayan şikeci kuşları falan geçiyorum onlar bildiğimiz kısımlar. ben bize lazım olan, gerçekçi bi şekilde kendimize dair eleştirilerimizi yapayım kaçayım:
öncelikle takım olarak
tempomuz göz yaşartıcı seviyede, rakibi o akışın içinde boğmayı başarıyoruz. buradaki sorun rakibi baskı altına aldığımız ve golü bulduğumuz zamanlarda bile oyunu tutacak sakinliği yakalayamamamız. sonuçta maça yüksek tempo başlayıp 15-20 dakika rakibi boğuyorsan gol atman lazım, atsan da atamasan da oyun içinde aktif dinlenmen lazım. işte biz o dinlenmelerde genellikle gol yiyoruz çünkü gerideki dizilimi çok iyi yapamıyoruz. bu biraz takımın bi türlü ideal 11'i bulamadığı için uyum sorunu kaynaklı olsa da daha çok takımın çizgi halinde önde oynamasından kaynaklanıyor. hızlı hücumların çoğu kalemizde tehlike oluyor böyle olunca.
ikinci olarak gol beklentimiz bu kadar yüksek olmasına rağmen attığımız gol gerçekten az. bunu sayılara bakmadan, rakiplerimizin xg ve gol sayılarını karşılaştırıp düşünün. lig ortalaması zaten 0.8-1.5 xg arasında gidip geliyor, bizim xg en kötü maçımızda 2, bazı maçlarda 3.5 civarlarında ama attığımız gol rakiplerin oranına göre düşük.
mesela bugün barış alper yılmaz'ın 2 dakika içinde 2 tane olmak üzere 3 net gol fırsatı vardı, atamadı. bu olabilir tabii, futbol böyle bi şey ama aynı maç içinde buna benzer 4-5 pozisyondan 1 tanesini bile atamayınca golleri de duran topla ya da çok ekstrem şutlarla bulabiliyorsun. oysa şunlardan 1-2 tanesini atabilsen hemen her maçı çok rahat götüreceksin.
onun dışında takımın hırsı, kazanmaya olan inancı ve takımdaşlığı gerçekten muazzam. öyle koftiden birlik beraberlik mesajı değil; sahada herkes diğeri için her şeyi yapacak durumda. olmayanlar zaten devre arası gidecek.
gelelim bireysel olarak analizlere
yıllarca verdiği hizmetler ve kazandırdığı maçlar, yeri geldiğinde bi kulpundan tuttuğu kupalar için minnettarız ama muslera'yla ilişkimiz kötü bi ayrılıkla tüm güzelliği silip atmaya doğru gidiyor.
her maç aynı pas hatasıyla rakibe pozisyon hazırlamalar, kapattığı köşeden gol yemeler falan derken zaten kötü olduğu yan toplarda daha da kötü olmak gibi şeyler de çıktı yaşıyla birlikte. eskiden bunları tolere eden bi refleks avantajı vardı, artık o da kayboluyor. artık ayakları iyi, basit goller yemeyen bi kaleci şart.
jakobs'u oynadığı ilk maçlarda çok beğenmiştim ama sanırım olmayacak. neden olmayacak? çünkü en başta kronik olduğu muhtemel bi sakatlığı var. ikinci olarak kademe anlayışı, markaj yetenekleri evlere şenlik. zamanın olağan akışından saptığı abdülkerim'in pozisyonunda hata %100 kendisinde mesela, pozisyonu izlerseniz rakibi 40 metre kovalayıp ceza sahasında durduğunu göreceksiniz. olacak iş değil. o golü yesen belki de şampiyonluk yolunda inanılmaz bi ivme kaybedeceksin.
yunus'un bugün oynadığı maçı izleyip her maç böyle oynaması lazım. bazen top ezmesi, hızlı hücumları rakip oturana kadar bekletmesi ve olmadık yerlerde top kaptırması gibi korkunç mental hataları var. bugün olduğu gibi onları yapmadığı ya da azalttığı senaryoda inanılmaz katkı sağlıyor.
abdülkerim genel performansıyla son 2 senesinden uzak ama bugün ekstra kötüydü. yedirdiği goldeki hatası bi yana maçta benzer hataları 4-5 pozisyonda daha yaptı. sakatlık ya da konsantrasyon eksikliği diyelim. yine de o kurtardığı top inanılmazdı, şampiyonluk klibinde yer alacak bi görsel.
jelert'ten beklenti 1-1 oynayıp rakibi kitlemesi olmamalı, böyle olduğunda ikili oyunlarda çok etkisiz kalıyor. onun yerine defansif tarafında daha kademede olan, yedekleyici rolü üstlenmesi lazım. zaten hücum çıkışlarında boş alanda topla buluşturup orta sahayla pas alışverişi için kullanılması en mantıklısı. onun dışında adamı ileri yolluyorsun dönmesi 5 saniye, bu anlamda muhteşem.
batshuayi'yi geçen maç yerden yere vurduk ama ben görevini çok iyi yaptığını düşünüyorum: rakip kapandığında pozisyon bulsun, karambolde duran topta gol atsın. adamın olayı zaten bu, bu şekilde bu sezon en az 9 puana etkisi var az değil. yarın gitse %200 karlı transfer.
sara bu takımın gerçekten çok başka bi parçası. nazardan uzak, 10 numaraya yakın olsun.
bi de bugün en çok özlemini çektiğimiz adam tartışmasız davinson oldu. defanstaki aksaklıklar bi yana hücuma çıkışları, pas dağıtması ve parsellediği alanla rakibi nasıl yok ettiği bugün daha iyi anlaşıldı. bu maçta oynasaydı çok farklı bi sonuç ortaya çıkardı.
kısacası eğrisi doğrusuyla şampiyonluk yolunda inanılmaz bi maç oldu. hep söylediğim gibi şikeci kuşların 4 ayrı 90 dakikada veremediği tempoyu 45 dakikada veren bi galatasaray var ve hakem hatası, geriye düşmek, sakatlık falan demeden kazanıyor.
yürüyedür!
ligin bizim adımıza en ciddi kırılma maçlarından biri.
muhtemelen fenerbahçe atletic faciası sonrası başakşehir'i bi şekilde rahat yenecek, oraya girmiyorum. puan farkı 3'e düşeceğinden ve devre arasına gireceğimiz için boşu boşuna strese sürüklenmeye gerek yok.
maça nasıl çıkabiliriz üzerine de bütün camia çok kafa yoruyoruz ama bu kadar kritik sakatlığın olduğu bi yerde nasıl bi kadroyla çıkabiliriz soru işareti. yine de kendimce 2-3 varyasyon yaptım:
maç 11'i denemeleri
bence artık batshuayi'yle başlamak düşünülmemeli. o yüzden bu maçı tek santrafor ya da direkt santraforsuz, kendi oyunumuzun biraz dışında oynamamız gerekebilir.
davinson yoksa dizilimim şu şekilde: ibb
trabzonspor'un topa sahip olmayacağını düşünerek 3'lü oyundan vazgeçmeyi ilk ihtimalde eliyorum. nelsson'un olmayan ayaklarına oyun kurulumunu bırakmak yerine abdülkerim ve berkan'la çıkmayı deneyebiliriz. zaten kalabalık bi orta saha olacağı için defansı 4'lememiz kolay, gerekirse ordan top çekmek için torreira ve kerem içeri girebilir.
ben genel kanının aksine jelert'i beğeniyorum ama şöyle; topla çok fazla muhattap olmadığı ve rakibi rahatsız ettiği, koşular attığı senaryoda. bu dizilimde zaten sağ bölgeyde sürekli üçgenlerle oyunu o bölgeden çıkarma şansı var. he jelert sürpriz bi performans sergiler onu bilemem. ayrıca jelert'in hücum etkinliği defansif etkinliğinden daha yüksek, özellikle uzun mesafelerde.
sallai'nin ilerde olması fizik avantajının dışında pres gücünü de artırır, hemen arkasında oynayacak mertens'e alan yaratır. orta saha zaten standart.
davinson'un olduğu ihtimaller daha karışık:
ilk ihtimal 4-6-0 denemek: ibb
4'lüye dönmeyi ben de istemem ama takım çok eksik. ayrıca bu varyasyonda davinson ve abdülkerim'i hücuma gönderme opsiyonu da artıyor. bu dizilimdeki tek kusur jelert'in standart bi bek gibi oynaması ama onu da sallai'yi o kanada atarak tempoyla kapatmak mümkün gibi.
davinson'lu ikinci ihitmal de güncellenmiş bi 3-5-2: ibb
sallai ve mertens'in santrafor başlaması mantıksız gelebilir ama mertens'i biraz daha geride konumlandırılmış gibi düşünerek yaptım bunu. bi anlamda dsavinson'ın olmadığı senaryodaki gibi oynaması söz konusu. ayrıca sallai de hiçbir kombinasyonda bildiğimiz striker gibi oynamamalı, ona yaklaşık bi denememiz olmuştu ve rakibi yorsa da bitiricilik konusunda çok da iyi değil. zaten adamın orijini de o değil.
kısacası bu maçı kendi oyunumuzdan tamamen kopmasak bile biraz değiştirerek oynamak zorundayız gibi görünüyor. asllında malmö maçında da buna benzer bi anlalyışla başladık ama rakibin temposu buna izin vermedi ve deplasmandaydık. burada rakip o kadar templu değil ve evimizde olmanın bi avantajı var.
dizilim ya da kadro ne olursa olsun maçı kazanmamız gerektiğini bilerek çıkacağımız ve kazanacağımız maç olacağını da ekleyeyim. biz bunları düşünüyoruz ama okan hoca kim bilir neler kuruyordur *
bugün kendisine yapılan şerefsizce faule kırmızı bile çıkmayan, umarım sağlığıyla alakalı bi sorun yaşamayacak olan futbolcumuz.
sırf bu çocuğa bunu yaşattığı için hakeminden futbolcusuna, camiasından yöneticisine bu şerefsizliğin içinde kim varsa en ağır bedeli ödemeli. öyle galatasaray'a mesaj vermek için gencecik bi çocuğu bile isteye sakatlayıp hayatına devam edemez kimse.
36 yıllık hayatımda izlediğim en korkunç hakem hatalarıyla dolu 45 dakika olabilecek maç.
manaj'ın elle aldığı pozisyonu kesip biçip metehan'a kırmızı verilmesi, mertens'e yapılan kartlık harekete faul bile verilmemesi ve sonko'nun atılmaması en belirgin olanlar. %100 eminim osimhen'in penaltısını da vermeyecekti de artık mecbur kaldı pozisyon çok net olunca.
bu olay artık dopramayı, şikeyi falan geçti; galatasaray'ın kart beklediği pozisyonların tekrarını bile vermeyen yayıncı kuruluş dahil herkes galatasaray'ı yarıştan düşürmek ve şikecileri olaya daihl etmek içine elinden geleni yapıyor.
o yüzden her zaman olduğundan daha yüksek sesle galatasaray ulan!
rakiplerinin türlü ahlaksızlarla adaletsizliği ayyuka çıkardığı bi ortamda tanıdığım ve bildiğim galatasaray'ın farklı kazanması gereken maç.
teknik bi şeyler konuşacağımız bi maç değil gibi ama yine de bilelim: sivasspor gol atıyor ama çok rahat gol yiyorlar. özellikle oyuna hızlı başlayan takımların ilk yarım saatte maçı koparma şansları da oluyor ama ligin kalitesi düşünülünce o golleri bulmalarına rağmen koparamadıkları maçlar var.
bence maça önde baskıyla başlayıp ilk 10-15 dakika ikinci bölgede oyun kurarsak gol ve golleri buluruz. sonrasında takımı da yormadan düşük viteste bi oyun ve bulacağımız boşluklardan 1-2 gol daha. açıkçası maçı kazanmanın da ötesinde fark olsun isterim ki suyun karşı tarafının psikoloji iyice çöksün ama biraz da futbol şansı lazım.
şampiyonluk için konsantrasyon!
hafiften totemle girdiğim maç tahminimde beni yanıltan maç.
bu maçla birlikte fenerbahçe'nin nasıl çöp bi takım olduğunu da tekrar görmüş olduk. biraz detaylı bakacak olursak:
- orta sahayı kalabalık tutup fred ve amrabat'a baskı yaptığınızda topu ileri taşıyamıyorlar,
- 2 senedir tadic üzerinden oynadıkları bi oyun olmasına rağmen kimse buna önlem almıyor. oysa tadic'i önde karşılayıp kademeyle sol kanada stoper çektiğinizde bile pozisyon üretemiyor,
- dzeko'ya uzun top atıldığında rahatsız ederseniz dede ya kendini yere atıyor ya da fizik avantajını kullanamadan topu rakibe indiriyor,
- duran toplarda inanılmaz bi zaaf var. 2 senedir orijinal bi tandem oluşturamadıkları gibi bu sene daha da kötü bi defans tandemleri var. özellikle geçiş hücumlarında 2-3 pas yapan her takım 4-5 net pozisyona girer/giriyor,
- temel olarak oyun planları ne gerçekten anlayamıyorum ama özellikle geriye düştükleri maçlarda inanılmaz bi panik havası var. o anlarda ayağında top tutabilen bi oyuncuyla skoru açmak çok kolay,
- takımın en iyi bölgesi yine de orta sahası. bu yüzden fred ve amrabat'a baskılı oynadığında -ilk maddeden hariç olarak- takımın direnci de kırılıyor.
tüm bu söylediklerimi yaptığınızda fenerbahçe'yi yenmek gerçekten konu bile değil. bugün beşiktaş'ın tek yaptığı orta sahayı kalabalık tutup direnç göstermekti. zaten tek bi chamberlain hamlesi bile maçın bütün gidişatını değiştirdi. düşün yani bitik chamberlain.
bi yandan da serdar topraktepe'yi takımı motivasyon olarak iyi hazırladığı için tebrik etmek lazım. beşiktaş'ın zaten oyun olarak ortaya bi şey koyması çok zor, lige de havlu attılar ama şu ortamda bu maçı kazanmak zordu. sırf şu bahsettiğim futbolun basit gerçeklerini uygulaması bile net 3-4 pozisyona girmesi ve maçı kazanmasına yetti.
ağlak one arkadaşın da maçı iyi oynadıkları ve kazanmayı hak ettikleri gibi tuhaf bi düşüncesi var. ulan fenerbahçe'nin yarattığı xg değeri 1.05 ahahahah adamın maçı hak etmekten anladığı ne gerçekten anlayan varsa bilgilendirsin.
sırada puan farkını harika bi futbol ve net bi skorla 6 yapıp şampiyonluğa bi adım daha yaklaşmak var.
muhtemelen fenerbahçe'nin galibiyetiyle değil, beşiktaş'ın yenilgisiyle bitecek maçtır.
geçen hafta ağız birliği yapıp bütün camianın eyüpspor'u şike imasıyla zan altında bırakması maçı çok farklı bi noktaya getirmişti. bunun çok daha fazlasını, beşiktaş'ı baskı altına alarak galatasaray taraftarı sosyal medyadan yapmalıydı. hayır 1 senedir her fırsatta salıncak göndermesi yapılırken bu maç öncesi neden bi anda kesildi, asıl olması gereken dönemde neden bu konu sürekli gündeme getirilerek beşiktaş camiasının bu maça olan mecburiyeti körüklenmedi anlamıyorum. durum böyle olunca maçı fenerbahçe'nin kazanacağını düşünmüyorum, beşiktaş kaybedecek.
yine de durumun şöyle ilginç bi tarafı da yok değil:
saç açısından dezavantajlı mevcut başkanın olağanüstü genel kurul kararı alması, şu an beşiktaş'ta ne oluyorsa aynı şekilde devam edeceğinin bi göstergesi bence. yani bi tane şakşuk yönetici çıkıp şu ortamda bile utanmadan galatasaray konuşuyorsa -söz gelimi- beşiktaş taraftarını mutlu edecek bi derbi galibiyeti için mücadele edeceğini düşünmüyorum. neticede bu yönetim devam edecek olsaydı, seçim için yatırım amacıyla bu derbiye yüksek motivasyonla çıkıp maçı kazanır, ara transferde şovunu yapar seçime öyle girerdi. bu doğru yöntem olmazdı ama en azından bu şovun maliyeti bu maçı kazanmak olurdu.
oysa geldiğimiz durumda bu maliyeti karşılayacak bi ortam yok. ha bu yönetim hakkında söylenenleri, isnat edilen suçlamaları ağır bulur ve hem kendi isminin hem beşiktaş'ın zan altında kalmaması için bu maçı onur meselesi haline getirir onu bilemem. zayıf da olsa bi ihtimal var ama çok düşük bi ihtimal.
neticede itibariyle galatasaray'ın şampiyon olması için geçtiğimiz 2 senede olduğu gibi lige minimum puan kaybıyla devam edip kimseden hiçbir şey beklememesi lazım. normal şartlarda, adil bi düzende galatasaray'ın ligi fenerbahçe'nin en az 10 puan önünde bitirmesi lazım ama ligdeki anadolu kulüplerinin çoğunun ne fenerbahçe'yi yenecek imkanı var, ne de buna izin verecek bi tff var.