orkun adlı oyuncunun tam bir sinsilik gösterisi yaptığı maçtır. karttan sonra defanstaki arkadaşını osimhen'in üzerine oynaması üzere talimatlandırdı. osimhen'e kart aldırmaya çalışacaklar.
bugün sadece bir maç izledik değil, yüreklerimizde yeni bir anı daha kazındı. tribünlerin coşkusu, oyuncuların gözlerindeki inanç ve o çılgın ikinci yarı. bunların hepsi bugün bir araya geldi ve 90 dakikada bir zaferden fazlası inşa etti. büyüklük, çok büyüklük, tek büyüklük.
bu galibiyet, sadece bir maç kazanmak değil, arma kültürünün sahadaki en güçlü tezahürü oldu. dünyanın en güçlü takımlarından birine karşı, hiçbir komplekse kapılmadan, sonuna kadar savaşarak gelen bu zafer; avrupa’daki kimliğimizi bir kez daha hatırlattı. okan buruk’un taktik planı müthişti, hem cesur hem akıllı. oyuncular ise formanın ağırlığını hissettirerek oynadı; savunmada diş geçirtmeyen mücadele, orta sahada temposunu hiç düşürmeyen savaş ve hücumda bitirici hamlelerle liverpool’u dize getirdiler. bu galibiyetin değeri sadece 3 puan değil, bir kültür mesajıdır: galatasaray sahaya çıktığında, hangi rakip olursa olsun, inanç ve armanın gücüyle kazanabilir. oyuncuların ortaya koyduğu karakter, hocanın taktik dehası ve taraftarın inancı birleşince ortaya avrupa tarihine yakışan bir zafer çıktı. bu takım, bu arma, her zaman en büyük mücadelelerin, en unutulmaz galibiyetlerin sahibidir. liverpool karşısında yazılan hikâye de bu büyük kültürün en yeni sayfalarından biri oldu.
galatasaray tarih boyunca oyuncularına sadece bir forma değil, aynı zamanda bir kimlik ve aidiyet sunmuştur. bu şahsın, bu aidiyeti yok sayarak, kendisini yetiştiren hocasıyla ve camiayla bağlarını silmesi, profesyonel futbolculuk açısından stratejik bir tercih gibi görünse de aslında “vefa” kavramını hiçe saymaktır. düpedüz nankörlüktür. galatasaray kültürü vefayla yaşar; o kültürü reddeden, kendi büyüklüğünü değil küçüklüğünü ilan eder. rakibe gitmek bir tercih olabilir ama bu şekilde gitmek düpedüz ihanettir. galatasaray bir oyuncuyla ne eksilir ne küçülür, tam tersine böyle vefasızlıklar galatasaray’ın büyüklüğünü daha da gösterir. ilgili şahıs bu camiayı silemez, ama galatasaray onu çoktan silmiştir.
ezcümle transferini büyük bir kazanım olarak görüyorum. fiziksel gücü, atletizmi ve hızıyla hem savunmada güven veren hem de birebirlerde kolay kolay geçilmiyor, ikili mücadelelerde rakibini sindirebiliyor. yaşına rağmen sahadaki olgun tavırlarıyla dikkat çekiyor. takımımıza katılmasıyla abdul kader keita, emmanuel eboue, didier drogba, jean michael seri, wilfried zaha ve serge aurier ardından yedinci fildişi sahili uyruklu futbolcumuz olacaktır.
galatasaray kültürünün enerjisi, cesareti ve sahaya yansıyan kişiliğidir. oyuncuyken temposuyla, büyük maç karakteriyle, kritik anlarda sahneye çıkışıyla hafızalara kazındı; sonrasında kulübede dönem dönem varlığıyla takıma ruh ve ateş kattı. başarılarının arkasında sadece yetenek değil, arma için koşulsuz çalışmak ve sorumluluk almak vardı.
benim için yeri ayrıdır. ilkokuldayken yeğeni benim okulumdaydı; dünya kupası’nda estiği günlerde okula gelmişti, o gün tanıştık. meşhur tahta kolyelerinden birini bana hediye etti; hâlâ saklarım. sahada hırs, dışarıda nezaket; hasan şaş tam olarak budur. galatasaray’da herkes forma giyer ama çok azı simge olur; hasan, o simgelerdendir. canımız ciğerimizdir, değerdir, galatasaray’dır. vefanın ve aidiyetin karşılığıdır; geçmişi onurlandırıp geleceğe ilham verenlerden.
eksik rakibe rağmen oyunu domine edemiyoruz. dizilişimiz dağınık, pres gücü düşük kalıyor. sane ve yunus başta olmak üzere bazı isimler etkisiz. topa sahip olsak da üretkenlik yok. bu görüntü, gelecek adına teknik anlamda ciddi soru işaretleri bırakıyor.
hız, çeviklik ve top sürme dendiğinde dünya futbolunun en iyilerinden biri. rakip savunmalar için tam bir kâbus. almanya milli formasını 70 kez giydi, takımımıza katılmasıyla hem kalite, hem seviye, hem heyecan getirir. baştan sona elit bir transfer.
muslera’nın gözleri dolarken biz sustuk, sadece kalbimizle alkışladık. yıllar geçti, kupalar geldi, nesiller değişti ama o hep aynı kaldı: güvenin, sadakatin ve galatasaraylılığın vücut bulmuş hali. o artık sadece kaptan değil, bu ailenin taşı, sığınağı. takımın ona sarılışı, bizlerin yüreğinden taşan sevgiydi. sonsuz teşekkürler nando, iyi ki bizimlesin.
büyük bir kariyerin son durağı oldu galatasaray ama mertens asla sadece son durağını oynamadı, burayı sahiplendi, yaşadı, yaşattı. ailesiyle, özellikle ciro’yla verdiği görüntüler zaten bizi duygusal olarak çoktan yakaladı, sahadaki futboluyla da bu aidiyeti fazlasıyla pekiştirdi. müthiş bir karakter, gerçek bir profesyonel ve çok iyi bir insan. galatasaray tarihine adını yazdırdı. veda zor olacak. dilerim ciro da bir gün onun gibi bir yol seçer ve bizim yollarımız yine kesişir.