daha ortada salıncak dahi yokken kucakta sallanmaya başlayan kulüptür.
diğer için;
(bkz: eskişehirspor)
“ticaretin altın kuralı nedir? al gülüm, ver gülüm.”
yalçın bulut
holdinge bağlı bir şirketinizden 3 alacaksınız, hemen akabinde diğer şirketlerden 6 aktaracaksınız. e zaten bu şirketler göbekten size bağlı. 3 verip 6 alacak olan şirketin genel müdürü bunu havada kapar, e 3+3 verecek olan şirketlere de bu çok koymaz, bir telefonunuza bakar. işte böyle bir ticaretin öznesi olacak olan maç.
(bkz: kasımpaşa - sivasspor)
(bkz: sivasspor - antalyaspor)
bir aksilik mi oldu? şirket müdürü önünü göremeyip 3 vermeyi kabul etmedi mi, tüm şirketlerin karar mercilerini doğrudan etkileyecek, holdinginize hizmet etmekten çok büyük keyif alan, her türlü emrinize amade genel müdürünüzü “bu işi bitir” talimatıyla başlarına gönderirsiniz, olur bu iş.
(bkz: yasin kol)
çevremdeki neredeyse tüm beşiktaşlıların fenerbahçe’nin kazanmasını istediği salıncak derbisi.
fener’in kazanmasını istemenin yanında, “fener form tuttu, şimdi korkun işte” diye iştahlanan da az değil. kılcal damarlarına kadar fenerbahçe’nin uşağı olmuş bir kulübün evinde oynanacak maçın yataş sponsorluğunda oynanacak olması hiç kimseyi şaşırtmıyor.
maçtan tek beklentim, zaten farka gideceği aşikar olan fenerbahçe’nin arsız taraftarının maç boyunca süleyman seba’dan şeref bey’e, baba hakkı’dan semra özal’a ne kadar kulüp efsanesi varsa aralıksız sövmesi. 40.000 beşiktaşlının duruşunu görelim bakalım, sahiplerine ne diyebilecekler?