bizim kadronun iyi bir pas oyunu oynayacağı öngörülüyor. yani bir çok yorumcu bu yorumu yapıyor. gözlemlerim bunun pek mümkün olmadığı yönünde. set oyunu pas oyunu oynayabilecek takımlar daralan alanları açabilecek takımlar birebirleri iyi oynayan oyuncuların yanı sıra topa dar alanlarda iyi dokunabilen ilk dokunuşu iyi olabilen oyunculardan oluşur. aksi halde oyunu açmaları pek mümkün değildir. bu sadece bizim takımın problemi değil şu anda en büyük rakibimizin de problemi. onlar bunu asencio’yla süspanse ediyorlardı ancak o olmadığında işler pek yolunda gitmedi. sadece skor anlamında söylemiyorum, oyun anlamında da ilk kulüp olmakta rakibi açmakta ciddi şekilde zorlandılar, gole ihtiyaçları varken girdikleri pozisyonların kalitesinden söz ediyorum.
geçen sara, lemina, torreiralı orta saha ile kazanılan son haftalardaki şampiyonluk bizim için yanıltıcı oldu. zira o maçlarda fiziksel olarak iyi kalıp rakibe pozisyon vermeyip golleri tırnak içerisinde bir şekilde bularak rakipleri açmıştık. genelde osimhen zorlaması ya da duran toplarla… bu kadro avrupa için mücadeleci olabilir ancak kapanan rakiplere karşı ciddi manada sıkıntı yaşamamıza neden olur. galatasaray’ın ne beklerinde ne orta sahasında oyun hızlandırabilecek bir teknik kalite maalesef yok. teknik kaliteden kastım iyi şut çekmek boş ve alanda iyi pas vermek değil topa ilk dokunduğun anda avantaj sağlayabilmek. bunu yapabilecek bir mertens mertens, bir sneijder hatta bir melo hatta bir eboué maalesef kadroda yok. kadroda bu tip oyuncular yok. topun yere inmesi ve sete dönmesi galatasaray kadrosunun total değerinden daha düşük bir oyun ortaya çıkartıyor.
son olarak o zaman biz pas oyunu oynamayalım mı diye soracak olursak o simen olmadığından topa havaya kaldırmak da pek akıllıca değil. maalesef sezon başında kurulan kadro osimhen olmadan futbol oynamaya elverişli değil. bu nedenle bugün de zorlanacağımızı düşünüyorum. erken bir gol gelmediği taktirde tabii ki. berbat bir futbol gözlemleyebiliriz buradaki anahtar gol yememek. gol yemediğimiz taktirde ilerleyen dakikalarda osimhen oyuna girdiğinde maçı çözebiliriz.
gençlerbirliği’ne karşı haftalardır gol atamayan takıma karşı bu şekilde maçı kazanabilme fikri ya da bu oyun planı fikri benim de hoşuma gitmiyor. ama gerçekler var. kabul etmesek de galatasaray’ın futbol futbolu topu yere indirip oyunu sürekli rakip sahada bir pas oyunuyla rakibi açabilecek sürekli pozisyona girebilecek bir kalitede değil. topa dar alanlarda sihirli dokunuş yapabilen futbolcu sayısı yok denecek kadar az. bunun bilinciyle akıllı bir futbol oynamak zorundayız gerekirse 80. dakikaya kadar sıfır sıfır gitmeli ancak rakibe asla ve katta pozisyon vermemeliyiz, pozisyona giremeyeceklerine ikna etmeliyiz. sonrasında bir duran top seken topa koşan bir osimhen uzaktan sürpriz bir şut kovalayarak rakibin de iyice gömülmesinden faydalanarak gol bulmaya çalışmalıyız.
dediğim gibi benim de hoşuma gitmiyor ancak gerçekler bunlar. bu maç fenerbahçe maçından daha zor geçerse şaşırmam. çünkü galatasaray bu profildeki takımlara karşı zorlanıyor. zaten herkesi de bunu fark ettiği için bu profildeki takımların oyun oynamaya çalışıyor.
şansın yanımızda olması lazım, vurduğunuz gol olsun…
çok şükür 2 tane 6 numara menşeili topçuyla oynamadık. bu topun kontrolünü rahatlıkla almamızı sağladı. sallai-sara-sane-barış oyun hakimiyeti kurmak için mahir ama dar alan çözmek için altın bir seçim değil.
şunu demek istiyorum, alan verirsen gerek hız, gerek pas, gerek zeka anlamında tam bir avrupa takımı ancak rakip kapandığında özellikle barış ve sallai’nin top tekniği, sara’nın da beli rakibi açmaya uygun değil. göztepe deplasmanında asprilla gibi bir profili oraya koyan adam ne oldu da evinde kocaelispor’a karşı 8 numarayı koyuyor?
sanıyorum bu yüzdendir ki apo, davinson hatta uğurcan ekstra paslar denemeye kalktılar. delirttiler beni. bas bas bağırarak izledim tüm ilk yarıyı. hocanın gereksiz uzun pas denemelerini bir an önce kenara bırakması gerekiyor. rakibi uzun top atıp “kaos” futbolu ile değil, organize ve sabırlı set denemeleriyle yani kabaca hareketlilikle delmeye çalışmalıyız, çalışmak zorundayız. osimhen varken takım bu kaotik düzene o kadar alışmış ki yokken kıymetini çok iyi anlamışlardır, döndüğünde pamuklara sarmaları gerektiğini görmüşlerdir.
nitekim gol hiç organize olmayan bir şekilde geldi, jakops’un ekstrası ve rakip stoperin hatası skoru 1-0’a getirdi. şans yanımızdaydı.
sane ilk yarıda geçen maçta yaptığının aksine, defansa yardımı bırakmadı, bu benim hücumda aldığı inisiyatif kadar önemsediğim bir durum zira tüm takımın enerjisi o koştuğunda daha da artar. sane bile koşuyor algısı tüm takıma yayılır.
2. yarı hoca kendi doğrularına ihanet etti. boey ve sallai’yi çıkardığı anda bitti dedim. 2. yarı topla çıkamıyoruz. boey’i çıkarıp singo’yu alarak ne beklersin? singo nasıl ileri çıkaracak takımı? 30 m € veriyoruz diye mi aldın? lang’ı niye aldın? lang orta sahada +1 mi oluşturacak? ne zaman oluşturmuş? sallai bunu yapamıyor muydu?
değişikliklerden önce belki hücum edemiyordun ama rakibi oynatmıyordun, sallai ön alan presi ve defansif işlerde çok iyi. sen onu çıkarıp lang’ı ekleyerek ne bekliyorsun? neyi hedefliyorsun? bakın ben bunları öndeyken de söyleyebildim. maçı izlerken avaz avaz sinirle izledim. öndeyken de işler yolunda gidiyor gibiyken de söyledim. maç sonrasındaki fikirlerim değil bunlar. bu işin uzmanı bile değilim. bu konuda çok çok iyi de değilim. futbolu çok seven, kendince fikirleri olan ve ilgili bir galatasaraylıyım. sen nasıl göremezsin? sen ne oynattığını bilmiyor musun hocam? sallai’nin bu andaki 1-0 oyununda demirbaş olduğunu görmüyor musun? rakibi açmışsın, gol gelmiş zaten. hadi takıma söz geçiremiyorsun. takım alıp alıp dikiyor topu, dinletemiyorsun kendini, öne geçince lang mı sahada olsun istersin, sallai mi? hangisi siper eder kendini? inanılır gibi değil. tüy diktin tüy!
okan buruk bu çöküş dönemlerinden kendi doğrularıyla, berkan'la, torreira’yı yedek bırakarak, icardi’yi yedek bırakarak, kazım’ı oynatarak, barış’ı oynatarak çıktı. şu anda kendi doğrularına ihanet eden bir halde. akıl alır gibi değil.
bu mantalite ile bizim şampiyon olma şansımız yok. kararlar sahadaki doğrulara göre alınmıyor. neye göre karar veriliyor onu da anlamıyorum. laylaylom bir hava hızla yayılıyor. kante-guendouzi’nin 90 dakika mücadeleyi ve hakimiyeti bırakmadığı yerde torreira’nın o boyla beli bile dönemiyorsa, izinden böyle dönüyorsa, icardi ısınmaya bile çıkmıyorsa, sen de kişisel olarak bu formla dönüyorsan, hesap sorulur, sorulmalıdır! takımın 2. yarı orta saha diye ağladığı yerde bek ve kanat değiştiriyorsun ve çıkmaması gereken oyunun iki yönünü oynayabilen adamların hepsini sırayla çıkarıyorsun. sara da oyunun 2 yönünü oynayabilen tek oyuncu olarak kaldığında onu da çıkarıyorsun. sonra da futbol bekliyoruz hep beraber… inanılır gibi değil.
şöyle kaliteli bir kadro ile şu futbol kabul edilebilir değil. bu kadar düzensizlik, bu kadar belirsizlik, bu kadar plansızlık, bu kadar hata, bu laçkalık… 37 yaşındayım, hayatımda bu kadar gevşek vücut ve ruh haliyle şampiyonluğa oynayan bir galatasaray takımı görmemiştim. teknik heyetinden futbolcusuna kadar! sert kararlar alınmazsa, ciddiyet takınılmazsa, sahaya akıl, mücadele, gerçekçilik koyulmazsa yani böyle giderse, allah korusun, tarihimizde olmayan bir şey yaşatacak bu ekip bize. kaçacak delik ararsınız. özellikle teknik heyet!
teknik kadronun son kredisini de tükettiği maç olmuştur. vidaları sıkmazlarsa amiyane tabirle kendi topuklarına sıkmış olacaklar.
1-0, 5-4, 10-0 … hepsi 3 puan…
saha içinde göztepe maç öncesinde beklediğim gibi torrik ya da lemina’yı kenarda bekliyorum.
apo oynayacaktır ama defansı öne çıkardığımızda takım boyunda yaratacağı sorun jakops’u beke atmamıza vesile olur.
bekte lütfen boey bekliyorum. takımdaki en net bektir. topla oynayacak, şampiyonluk oynayacak takımın bekidir. 15m€ bedavadır. düşünmeden alınmalıdır.
sara sağlıklı değil gibi, ilkay geriden topu aldığında ileri derin ya da sağa sola oyun kurabilecek tek adam olarak oynamak zorunda.
sağ kanatta barış’ı, solda lang’ı, ortada asprilla’tı bekliyorum.
çok karşıyım belki ama forvette icardi başlar muhtemelen.
kocaeli o kadar temaslı değil, top çevirmek isteyecektir. anahtar savunmayı öne çıkarmak ve mücadele!
ciddiyet ve ciddiyet istiyorum. gol atınca rakip takım kalecisinden özür dileyip sırıtmamak gerekiyor. bu ligde bu ülkede neyle mücadele ettiğimizin farkına varın, ona göre hareket edin!
milli takım sonrası yorgun bir kadro. orta sahada topu ayağımıza almak zorunda olduğumuzdan bahsetmiştim. 2 x 6 numara garabetinden kurtulmaktan söz ediyordum. beklediğim kadrodan bir tek asprilla farklıydı. belki de doğruydu lang ve yunus’a mesaj vermek ama çok önemli değil, profiller benzer.
ilk yarı ekstra gollerle 0-2 oldu. göztepe pres yapamadı. yaptığı anda direkt pozisyona girdik. yapmadığı anlarda bile vücut dili olarak fazla korkaktık. hızla topu ayağından çıkarmaya çalışıyor topçular. ne gerek var algılayamıyorum. sanırım oynadığımız bu yeni oyuna alışık olmayışımızla alakalı…
nihayetinde ikinci yarı serbest bir şekilde düşmeye başladık. osimhenli, bas bas, uzun at, sekeni kovala, tempoyu arttır oyunundan pas oyununa dönüştüğümüz ya da dönüşmek zorunda kaldığımız için, farketmez, kolay bir geçiş olamazdı zaten. öyle kolay değil bir takım alışkanlıkları şıkır şıkır sağlamak. sağlam bir baskı yediğinde takımın alışık olmadığı düzende sallanmasına neden oldu. çok abes bir durum değil. pas soğukkanlılığını her saniye biraz daha bir kenara bıraktık.
abes olan şu; sane koşmayı bıraktı. ne geri ne ileri. kenara alıp viral olan luis enrique’nin mbappe’ye yaptığı defansif aksiyonlarla alakalı bir konuşması vardı, onu kendisine yapmak gerekiyorken, oyunda tuttu hoca. bu durumu daha da abesleştirdi. sane’nin koşmadığı ve desteğe gelmediği yere sahanın ortasından asprilla gelince, o tereddütle doğru basamadı, baskısız orta yaptırınca golü yedik.
sane’nin hem hücumda hem savunmada etkisizliği, gevşekliği, şampiyonluk stresi, tribünlerin coşkusu, momentum… derken korkak bir görüntü, aciz bir görüntüye dönüştü. e ilkay düştü doğal. bitik halde fiziken. bu kadro planlamasında orta sahada oyunu demleyen bir oyuncuya “mecbur” olduğumuzu düşünüyorum. bu durumda ilkay’a mecburiyet rezalet bir planlama yaptığımıza işaret ediyor. sara’nın bir an önce sağlıklı dönmesi gerekiyor 8 numaraya.
sane kabak gibi bir sorunken, oyunda kaldı. asprilla-eren, jakops-sara biraz daha sertlik, biraz daha atletizme dönük değişiklikler oldu. aslında savunmaya dönük bir değişiklikti. bence o baskıda normal. elde çok kaliteli taktiksel devamlılığı sağlayacak, baskıyı kaldıracak oyuncular yok.
ama…
kenarda, lang, yunus hatta öne atılabilecek eren gibi alternatifler varken sahada kalması benim nezdimde kabul edilemez. bu durum takımın sahadaki gücünü düşürürken rakibe de momentum kazandırıyor. tıpkı icardi’nin trabzon’da sahada kalması gibi…
hiç bir oyuncunun fanı ya da karşısında değilim. olması gerekenin olmamasına katlanamıyorum artık. oyunculara bu kadar müsemma görmek istemiyorum. şampiyonluk yolundayız yahu. i̇kinci yarı sadece 1 şut çektik. bu hale düşmeyi kenardan izlemek doğru değil. ya da tespitini yapamamak kabul edilebilir değil.
takım içinde birbirini sevmeyen ya da memnuniyetsiz olan ya da farklı sorunlar yaşayan oyuncular olduğu aşikar ama saha içerisinde oynamayanı kenara alabileceğimiz bir kadromuz var yani. oyunun şeklini değiştirebilecek bir kadromuz var. bu konuda daha atik bir kenar yönetimi olmak zorunda! aksi halde şampiyonluk zor.
sahada sadece formanın hakkını verenler kalmalı. icardi, sane gibi topu kaybedince hareketsiz kalan, topa gitsem mi gitmesem mi gibi asla kabul edilemez bir vücut dili sergileyen oyuncular sahadaki ağırlığımızdan yiyor. şampiyonluk puanların, fikstürün, matematiğin hesabıyla gelmez, sahada koyduğun ağırlıkla, özveriyle gelir.
galatasaray’ı şampiyonluk yolundayken hiç bu kadar gevşek bir vücut dilinde görmemiştim. bir an önce kanatlardaki mücadeleyi arttırmak zorundayız.
lemina & torreira garabetinden kurtulunması gereken maçtır. 2’sinin yan yana oynayıp top oynama şansımız yok. anca savunma yaparız. zaten savunma yaptığımız rakiplere karşı iyi oynadılar, geçen sene son 7-8 maçta da duran toplarla ve osimhen tehdidiyle açtık rakipleri. bizim şampiyon olmak için top oynamamız lazım.
en uçta icardi oynamamalı. çok açık. kötü bir şey söylemek istemiyorum ama o bize kötü bir şey yapmaktan çekinmiyor, yapıyor. ya da hiçbir şey yapmıyor. neyse… kimse galatasaray’dan büyük değil. konumuz kendisi değil.
uğurcan
boey-davi-singo-jakops
ilkay-lemina(torreira)
sane-sallai-yunus(lang)
barış
her halükarda ilkay 8 numarada oynamak zorunda. sara yokken oyun hakimiyetini almak zorunda olan takımda topu demleyecek bir figür gerek. ilkay bu profile uyan tek adam. fiziksel olarak bitik bence. büyük defo. ama sağını solunu önünü arkasını her yerini atletlerle çevir ki fiziksel defosu ortaya çıkmasın. takım boyunu kısalt ve ilkay’ın tadını çıkar!
boey-sane uyumundan bir şeyler yakala. barış-sallai en uçta stoperle kavga etsin. koşu manyağı yapsınlar onları. lang ya da yunus topu tutsun, ortalasın, 2’ye 1 yapsın. lemina ya da torreira döneni alıp oyunu başlatsın… bitti gitti kendiliğinden gelir gerisi. fazla taktiksel bakıp kafa patlatmaya gerek yok. futbolu orta saha “kurgusu” kazanır.
4 sezondur artarak devam eden şaibe, hainlik, haksızlık, hukuksuzluktan gına geldi. öyle hırslandım ki artık 10 kez üst üste şampiyon olsak 11’i isterim. öncelik ligdir. bu kadar basit. bana avrupa kelamlarıyla gelmeyin artık. avrupa’da denk getirirsek alırız aşağı ama öncül amaç ligdir. düzenli cl’nin de kapısıdır zaten.
düşmanların bakıp bakıp üzüntüden gebermesini istiyorum. sadece fenerbahçe değil. göztepe’sinden amedspor’una, balçova yaşamspor’undan afyonspor’una hepsinden tiksiniyorum.
şampiyonluk maçıdır. hem teknik kadro hem de futbolcular nezdinde, ciddiyet çok önemli! reaksiyon ve ciddiyet görmek zorundayız. gevşediğimiz anda tüm rakiplerin yaptıklarını gördükten sonra herhangi bir kişide bir an bile rahatlama görmek istemiyorum! maç bitene kadar kimse gülümsemesin! yoksa sonra çok ağlar ve ağlatırız!
maçtan önce yorum yapmak istemedim çünkü maçın akışını değiştirebilecek çok fazla oyuncu tercihi vardı. kafamda ihtimallere boğuluyordum. ayrıca minik detaylar belirleyecekti maçı. analizi zor bir maç önüydü, bunu bir cebe koyalım.
kadro açıklandığında sallai sağ açık kararına “bence” yanlış desem de yüksek sesli bir hata olduğunu düşünmedim. nitekim 8.dakikadaki sakatlığı dolayısıyla osimhen’in oyundan düşmesine rağmen dikkatsiz penaltı ve yine dikkatsiz apo’nun hatalı pası sonrası salah karşı karşıya dışında ahım şahım bir pozisyonu yok liverpool’un.
ancak sonrasındaki akışta ciddi kötü rötuşlar var. ilk yarı bittiğinde osimhen sakatlık nedeniyle oyundan çıkarken sağ tarafa sane, sol tarafa sallai en uca da barış geçmeliydi. bu sayede oyuna başladığın ve bence berbat bir düzen de olmayan şekilde devam edebilirdin. artı sane-boey uyumunu kullanarak biraz topu tutabilir ve atletizmden fedakarlık etmeyebilirdin. sane-noa arasında ciddi atletizm farkı var geniş alanda. bununla beraber boey’in sallai’den defansif anlamda kat be kat iyi bir bek olduğu, hem pozisyon alma hem de ileride fazla adamla kalma anlamında aşikar. yediğimiz gollerde hep sallai dalgınlıkları var. 2.golde ekitike uyutuyor. 3.golde ofsaytı bozuyor.
diyelim ki beni dinledin ve sane-osi yaptın, yine 2.golü yedik. hemen lang-sallai yaparsın. biraz daha topu tutmaya çalışırsın. defans hattından fedakarlık yapmadan ama… boey singo apo jakops sabit. o da tutmazsa lemina-torreira’dan birini hatta apo’yu çıkarıp yunus’u alırsın… ki daha da fazla oyunu tut.
tutamazsan da en kötü bu olacaktı zaten…
ama biz önce lang-sane gibi pres namına zayıf 2 adamla başladık. yetmedi, sallai’yi beke çektik. sonra torreira’yı oyundan aldık. buna çok şikayet etmedim, sara’nın 8’e geçmesine, ama lemina’yı stopere, singo’yu orta sahaya çektik… akıl tutulması bence…
sonrasında lang’ın sakatlığıyla tur bitti zaten…
yani yine bir “çorbaya dönüş” yaşandı. sahadaki oyuncular reaksiyon veremiyorsa kenara bakmaya başlarlar. orta sahan sürkilese olmuş. osimhen sakatlanmış. hamleni yapman gerekiyor. olmadı, pekş tamam, penaltı kurtararak soyunma odasına hype’lı girmişsin. livepool evinde bastıracaktır. mantıklı, neden yaptığını bildiğimiz bir hamle yapman gerekiyor. orta saha berbat haldeyken lang-sane aynı anda, hem de en uca barış’ı atarak, beke de savunma anlamında daha zayıf bir savunmacı çekerek oyun oynamayı beklemek, liverpool’a sivasspor muamelesi çekmektir. maça hazırlanmamaktır. bu seviyeyi anlamamaktır.
her hocanın olur hataları, yüksek ses ile eleştirmek değil derdim ama böyle bir maçın müsebbibinin saha içi hatalar olduğu, yeterince çalışmamızdan kaynaklandığı, teknik kadronun kötü maç hazırlığı yaptığı kabul edilmeli. bizim takım sarı gördüğünde, eksik kaldığında, beklenmedik sakatlıkta, oyun kötü giderken, bir iki kötü şey üst üste yaşandığında sabırsız ve daha kötüsü plansızca takımın çorbaya dönmesi konusu okan buruk’un seviye atlayamadığına dair göstergedir. juventus ve bu maç çok açıkça ona ciddiyet ve plan konusunda gelişim göstermesi gerektiğine dair açık mesajlar vermiştir. “seviyeni anla planlarını yap”
hepsi bir yana yineleyeceğim 2 konu var ki bu seviyeler özelinde de değil, konyaspor bile ağzımıza bastığında ortaya çıkan zaafiyetlerin önüne geçmek adına elzem.
1. si takım lemina-torreira gibi 2 adet 6 numarayla defanstan anlamlı çıkamıyor. topu oynayamıyor. takım statikleşiyor.
2. bu takıma ekmek peynir gibi bir modern 10 numara lazım. daha önce anlattım ama bu tip maçlardan sonra bahsetmek farz oluyor ki, şut atan, faul alan, top süren, hem yetenekli hem lider hem de zeki bir adam istiyor takım, çağırıyor…
sara’yı 8’e, asıl mevkisine evirip, barış & osimhen kalacaksa, asensio gibi bir 10 numaraya ihtiyacımız var. ince işleri çok keskin yapabilen bir adam…
eğer barış ya da osimhen hatta 2’si birden gidecekse szobozlai gibi çift yönlü 10 alarak bir üst seviye futbol oynayabiliriz. takım net olarak sezon başından beri bu 2 hamleyi istiyor. bunu istiyor.
sara 10 oynar, oynamaz demiyorum ama sara gibi bir 8 numaraya daha ihtiyacımız oluşuyor. kendisi gibi bir 8 varken faydalanmamak çok saçma olur, zira 2 sara ile bu kez de kilitli maçları daha zor çözebiliriz bunda ligde kullanışsız...
bence basit hatalarla dolu bir teknik adam performansı izledik, iyi hazırlanılmamış ve overthinking’e düşmüş bir hoca performansıydı. daha önce hiç oynamayan sallai-boey icadından anlamak lazımdı…
lig şampiyonluğunu olumsuz etkileyebilecek bir performanstı, burada silkelenme için oynayacağımız maç ligin 2.en güçlü oyun oynamayan takımının evinde. hem de milli ara sonrası olacak. geri dönüşü zor bir sürece girdik. karamsarlıktan ıya da inanmadığından değil ama durum tespiti yapıyorum. allah yardımcımız olsun. bu maçtaki gibi ekstrem sakatlıklar vs olmasın, nazar çıkmış olsun inşallah…
şöyle bir maçtan sonra dilimiz varmasa da teşekkür ediyoruz takıma. dersleri ciddiye alması gerektiğine dair son mesajdı hocaya. bir daha böyle bir deplasman hezimetinde kalifiye hocalığı tartışılır maalesef. ben seneye bomba bir takım kuracağına inanmak istiyorum. umarım güzel şeylere vesile olur. hepimize geçmiş olsun.
bu adamların oynadığı maç temposu ve rotasyonuna bakıyorum, bizim maç tempomuza ve rotasyonumuza bakıyorum, %51’den fazla avantajlı değil liverpool.
frimpong çok etkili bir bek belki ama 3’lü savunmanın sağ kanat beki performansıyla transfer edildi.
soldaki kerkez de mücadeleciliğiyle öne çıktığı için bu takıma geldi. yeterince savunmacı değil, yeterince öne doğru gitmiyor. dayanıklı ancak bu seviye için cılız kaldı.
defansın önündeki gravenberch yeterince kesici değil. mac allister ön alan baskısında uygun bir 8 olsa da kilit açmakta başarısız. szobozlai’yinin de sağ bek ve kilit açıcılık arasında suyunu sıktılar. yeterince performans alamıyorlar. salah da düşük. eylül’deki karşılaşmamızdan çok daha kötü. tahmin edilemezliği bitti.
gakpo ve ekitike hatlar arasında sırtı dönük aldıklarında etkileri yarı yarıya düşüyor. baskıda da çok kaliteli değiller.
kazanmamız için uygun bir maç, umarım 2 farklı olur.
sağ bekte joe gomez oynarsa kesinlikle noa lang oynamalı. gomez hiç hareket etmez. lang bu sayede topu ayağında tutabilir. kendisini gezdirir ve oraya sızan sara’dan gol gelebilir. arkada osimhen’e iyi keser bence.
milyon kez söylediğim 2 adet 6 numara ile oynamamak lazım telaşemin bu maçta çalışmayacağını söylemek isterim. sara bugün 10 oynamalı ve hatlar arasında lang topla buluşmalı. sağda barış, önde osimhen bir adım daha üzerimize çekilen liverpool savunmasının arkasına sara ve lang ile geniş alana topu taşıyabilir.
bu maçta en kritik şey minimum sarı kartla tamamlamak. uğurcan, jakops, sanchez, osimhen’in sarı kart görmemesi gerekiyor.
juventus maçından ders çıkarırız dedim ancak asla ders çıkarmamışız. 2 tane 6 numara garabetinden kurtulmadığımız sürece bu takım ne defans ne de hücumda etkin olabilir. maçtan önce şöyle söyledim, eğer mevkiileri bozmadan kura çekerek kadro kursak bu maçı yine de kazanacağız. çünkü beşiktaş'tan kat be kat iyi bir kadromuz var.
dilimde tüy bitti, torreira-lemina üst üste biniyor, oyunu akıtma pratikleri yok. 3.bölgeye direk oynama ritimleri zayıf. 2 tane böyle adam bizi el freni yarı çekik oynatıyor. yakışmıyor.
bu maçtan bir örnekle pekiştirmek gerekirse bir pozisyonda lemina sara'lık yaptı ve golü bulduk. dribling, sane'yi half spacete topla buluşturduk, içeri koşu atıp stoperleri maniple etti ve osimhen bomboş...
ayrıca bu 2 tane 6 numaralı sistem sara'yı da çok averaj bir topçuya dönüştürüyor. sara 8 numara oynasaydı bu beşiktaş'ı rakip sahaya kapatırdık, topu bize verdiğine pişman ederdik diye düşünüyorum. en az 2 gol ilk yarından atıp beşiktaş tribününün 4'de 1'ini stattan ayırırdık. ancak 10 numarada adam dar alanlarda yok oluyor, yazık oluyor, çıkarken mini bir tepkisi vardı bence o da bunun farkında.
sane'yi de oyuna küstüren yine bu inat. al ver yapacak adam azalıyor orta sahada, birebir yakalayabileceği pozisyonlar azalıyor. half space denen alanlarda topla buluşmayan sane mızıkçı bir çocuğa dönüşüyor ve 10 senedir böyle bu durum. şaşıracak bir şey yok. hoca zayıf kaldı ve değiştiremedi. adam solda kenarda city'de kariyer sezonu geçirirken bile mızıtıyordu.
barış inanılmaz oynuyor, bu adamın karşısına alıp katlamadığı bek yok ama bugün hem beki hem zaghadou denen adamı aynı anda katladı. net penaltısı verilmedi. ancak bu adamı çok daha efektif kullanabilmek yine aralarda pas alabilen 2 oyuncuyla olabilir ancak. bunun için formül yine aynı: 6 - 8.
8 numarada sara oynamalı. o yoksa ilkay ya da nhaga olmalı. çok net bir görüntü bu. bunu söylemekten yılmayacağım. sara, yunus ya da lang'tan aynı anda 2'si sahada olsa, aralarda topu alsalar, döndüklerinde önünde koşu atan ya da birebir kalabilecek barış, osimhen, sane görse beşiktaş sahasında çıkamaz. savunmalar geri itilir.
osimhen çok ayıp etti, bence kırmızısı atlandı. hakem vermedi diye buradan ders çıkarmamak olmaz. ilk kez ciddi anlamda kızgınım kendisine.
bu maçta lemina-torreira sibobunu anlayamıyorum zira hoca kendisi şunu söyledi, rakip topu bize verecekti. beşiktaş'ı zayıf kadro yakalamışsın, o zaman topla daha mahir halinle olmalısın. evet gol yememek de önemli. evet şampiyonluğa gidiyoruz ama kusura bakmayın bu korkaklıkla bizim işimiz rakibin hata yapmasına kalıyor. bence sergen yalçın hakemle uğraşacağına rashica'yı atsa oyuna belki maçı en iyi ihtimalle berabere biteceğini sanıyorum. o nedenle eleştiriyorum. hıncal uluç'luk yapmıyorum yani. göz göre göre rakibin hatasına bırakıyoruz akıbetimizi, bu güçlü kadroya yakışmıyor.
son olarak liverpool maçı. umarım o gün yine torreira-lemina görmeyiz. rakip kaleye tehdit azaldığı sürece liverpool bizi kalemize iter oyun olarak, ecel terli bir maç görürüz. gideceğimiz yere kadar gitmişken korkmadan 3.5-4 yıldır oturan oyunumuzu oynamalıyız. zira yoksa bizi kaleye gömebilirler ve yine anlık bir hata bekleriz tırnaklarımızı yiyerek. lakin yorgun galatasaray o hatayı yakalayamayabilir. liverpool çok konsantre gelecektir, dişine kan değdirmemek lazım.
ben bu kadrodan genel olarak çok daha kendini bilen ve "akışkan" bir oyun bekliyorum.
sondan başa doğru gidelim. juventus deplasmanından alınan ders sayesinde bugün maçı kazanacağımızı düşünüyorum. açmak gerekirse;
galatasaray oyuna başlarken maçı bir sebepten “rölantide bitirelim” mantığıyla sahaya çıkmışsa asla oyun pratiğinde olmayan bir durumda kalıyor ve futbolcular mental olarak maçtan kopuyor. rakipleri de bu kokuyu aldığında dopamin, endorfin, adrenalin vs. gibi ne var ne yoksa tüm hormonlarıyla beraber iman gücüyle saldırabiliyorlar. maç içinde bile bu iniş çıkışı bir çok defa gördük. ancak bugün hem geçmiş maçlardan hem de daha çok juventus deplasmanından sonra ciddi dersler alındığını düşünüyorum. her şeyden önce okan buruk bence tam konsantre olacaktır diye tahmin ediyorum.
beşiktaş en iyi maçını oynasa bile (ki asla böyle bir maç çıkarabileceğini düşünmüyorum, kadrosunun 3 günde bir maç oynayabilecek pratiği yok) bize diş geçirmesini mümkün görmüyorum. çok iyi oynadıklarını, yükselerek geldiklerini görüyorum ancak %100 konsantre bir galatasaray kadrosunun beşiktaş’ın kadrosunun çok üzerinde olduğu aşikar.
bizim oyunu zaghadou’nun tersinde oynayacak oyuncuya ki muhtemelen udhokai’ye ve ersin’e yönlendirmemiz gerekiyor. onlar topu bize verecektir. bize baskı yapma cesaretini göstereceklerini de düşünmüyorum. öyle bir durumda osimhen ve barış onları cezalandıracaktır.
baskı yaparlarsa ihtimaline karşı asla 2x6 numarayla oynamamalıyız. o durumda 8 numaranın al ver, markajdan kurtulma, faul alma, derin top atma işlerine ihtiyacımız olur ve osimhen barış’a şişire döner ki beşiktaş’ın bizle başa çıkmak için en çok isteyeceği senaryodur.
ortada yunus’u bekliyorum. hem kaliteli baskı hem de ndidi ve asllani’yi hareketliliği ile maniple edebilir. nitekim yunus formda değilse alanya lig maçında tam 12’den vurduğum barış-osimhen, 10 numaralaşan lang sane tahminim tekrar edebilir fakat ben yunus bekliyorum. barış’ı murillo’nun üzerine atıp onun hücum tehdidini de tamamen yok etmek istemek de çok mantıklı.
sağ bekte sallai bekliyorum, derbi topçusudur. aynı zamanda oyun kurulumuna dahil olur. savunmada sertlik katar. hücumda bulduğunu bitirir. bunlar üst seviye özellikler.
apo-davi hiç bu kadar dinlenmemişlerdi, zımba gibi oynayamalarını ve güney koreliye çayır çimen geze geze top oynayamayacağı mesajını ilk saniyeden vermelerini bekliyorum.
her şey bir yana bu maçı yukarıdaki tahminlerin ve gereklilik gördüğüm seçeneklerin dışında, mevkiileri alt alta yazıp, kura çekerek kadro kursak yine kaybetmeyeceğimizi düşünüyorum. çok daha kaliteli bir kadroya ve oyun ezberine sahibiz. aksi bir skor düşünmek istemiyorum.
liverpool maçını “hiç ama hiç” düşünmeden çıkıp oynamamız gereken maçtır. zira:
1-önümüzdeki sene direk şampiyonlar ligine gitmek + ligi geç açmak
2-bu sene şampiyonlar liginde çeyrek final + allah korusun ön eleme oynayarak ligi erken açma ihtimalimiz
kıyası yaptığımda, salı günü oynanacak maçtan çok daha önemli olduğu çok açıkça görünüyor.
rakip mütevazi kadrosuyla saygı değer bir futbol oynamaya çalışan bir teknik direktör takımı, joao perreira’nın takımı.
bizde ise 3 büyük sorun var.
1-galatasaray’ın pres tahtası bu sezon kayık, zira 3’lü stoperlere karşı daha da kayıyor. ön hattın sürekli değişiyor olması bu noktada büyük etken. presin etkili olduğu her maç osimhen, yunus ve barış aynı anda sahada. önden başlayan pres bu riskli oyunda tek bir noktada kırılırsa çok vasat bir futbola dönüşüyor.
2-rakipler topu bize vermeyi tercih edebiliyor. bu tercih daha temkinli bir oyun vaadeden iki 6’lıyla oynadığımızda öne doğru giderken pas hızını yavaşlatıyor. rakip savunmayı daha az tehdit etmene neden oluyor. takım yandım yandım 3.bölgeye derin top atabilecek, faul alabilecek, topu hafif dürtüp boş alana sürebilecek bir oyuncu arıyor top bizdeyken takım.
3-bu sezon hücum ekranında bir şeylerin oturmadığı aşikar. diğer bir neden de rakip topu bize verdiğinde barış’ın sürekli topu kırıyor olması. ya son pasta ya da sette oyunu bozuyor. gerek tercih gerek teknik sebeplerden dolayı. setimizin bozuk olduğu aşikarken bu hücum haritasının baştan çizilmesi gerektiğini düşünüyorum.
çözüm önerilerim:
keşke bir 10 numaramız olsaydı. 2 problemi de kökünden çözerdi ama yok. asensio tam da bizim eksiğimiz olan o adamın gözümüzün önünde olması çok acı. ne kadar iğrenç bir yönetimimiz olduğunu bir kez daha bize gösteriyor. neyse…
ama yok;
o nedenle;
1-rakip ya da maç kiminle olursa olsun lemina-torreira’dan sadece biri olmalı, sara-ilkay-ngaha’dan biri mutlaka 8 numarada olmalı. sürekli pasta kendini göstermeli, topu alıp 3.bölgeye daha efektif taşımalı, koşuları ödüllendirebilmeli.
2-top ayağımızdayken osimhen-barış-sallai’den 2’si beraber oynamalı. yanyana önlü arkalı farketmez, baskıda ve defans arkasına koşuda bu kadar ısrarcı 2 adam rakibin sinirleriyle oynar. pres dişlisini bozmaz ve sadece varlıklarıyla rakibi tedirgin ederler.
3-2 numaralı tercihle beraber tahtada boşalan 10 numara bölgesini sane ve noa lang gibi 2 oyuncuyla doldurabilirsin. kanattan kırarak ikisi de o alanı dolduracaktır. hatta yedekleyecek olan asprilla ve yunus da hiç aşağı topçular değil. bunlar topu ayağında tutabilen, pas gösteren oyuncuları ödüllendirebilen futbolcular. boey sane uyumu aşikar, sürekli iç alan dış alan paylaşımı yaparak topun bizde kalmasını sağlayabiliyorlar. noa lang’ın da bunu yapabildiğini gördük. bu sayede topu sette daha az kırar ve rakipleri sana topu bıraktığına pişman edebilirsin.
özelinden genele bir çıkarım yapılabilecek bir maç. zira torino’da bir şeylerin ters gittiği tokat gibi yüzümüze çarptı. artık konfor alanımızdan çıkıp, gerçek tespitler yapıp çözüm arama zamanı. her gün uyanıp hiç birşeyi değiştirmeden hayatın rutinliğinden isyan etmek akıllara enstein’ın meşhur aptallık sözünü getiriyor.
mor ve ötesi’nin uyan şarkısı gibi hissediyor ve bu maçı bu şarkıyla bekliyorum.