futbol tanrısının bana hem ödül hem lanet olarak atadığı maç. yukarılardan gelen bir güç takımın ucl maçları varken bali'de ne işin var dedi bana. bu turu hiç unutmayacağım...
alman, italyan, ingiliz, ispanyol hiç fark etmez diye söylenerek gururla izlediğimiz bir şampiyonlar ligi maçı oldu. okan buruk ve futbolcularımızla ne kadar gurur duysak az. şen ola cimbom şen ola!
boğazı stadyumda bırakıp geldik, muhteşem bir maçtı. helal olsun emeği geçen herkese.
karşımızdaki takım juventus’u anadolu’nun bağrından kopup sami yen’e deplasmana gelen konya antep gibi oynamaya mahrum bıraktık. maçın hiçbir dakikasında topa ve oyuna hükmetmeyi denemediler ya da başaramadılar. tek farkları kontraları golle bitirdiler. ilk gol takım zafer sarhoşuyken attılar, ikinci golde de adam topa hagi gibi vurdu cidden.
demekki kadro buraların kadrosu, o zaman yetersiz olan plan oluyor. neredeyse oynadığımız her cl maçında oyuna ortak olabildik en azından city maçı dahil. demek ki yenildiğimiz ya da puan kaybettiğimiz maçlarda ya plan tutmadı ya da anlık konsantrasyon kayıpları nedeniyle kaybettik.
entry’nin bu kadarlık kısmını ilk yarı bittiğinde yazmıştım ama ikinci yarı başladı o sıra ve gönderememişim.
gelelim ikinci yarıya söylenecek hiçbirşey yok mükemmeldi.
ilk yarı sonunda okan hoca, barış ve yunus ağır eleştiriler almış.
ilk yarı da noa lang’ın olduğu kanattan gelmeyi neredeyse hiç denemedik. birazda bu yüzden etkisiz gözüktü.
barış alper ise aylar sonra ilk defa fiziksel gücün ne olduğunu tekrar gösterdi.
yunus’a gelecek olursak bence de kendisinden 10 numara olmaz. çünkü bir kadroda en hızlı ve en doğru kararı vermesi gereken ve verdiği kararı bileklerine, topa hükmederek uygulaması gereken ilk mevki 10 numara pozisyonudur. ama elinden geleni yapıyor, osimhen’le uyumsuzluğu olmasa dün 1-2 asist yapabilirdi. yine de ben okan hoca’nın yunus’la başlamasını anlıyorum çünkü onun kadar pres gücü katabilecek başka bir oyuncu yok. çok hızlı ve istekli pres yapıyor.
okan buruk'un masterclass maçlarından biri olarak tarihte ve gönüllerdeki yerini almış olan karşılaşma. başta noa noell lang, victor osimhen, gabriel sara ve barış alper yılmaz olmak üzere pek çok ismi maçın yıldızı olarak öne çıkarmak mümkün. hatta bu konuda yarı şaka yarı ciddi tartışma çıkacak kadar fikir ayrılıkları bile yaşanabilir. böyle bir maçta 2 golü atan mı, her golün bir yerinde ortalığı karıştıran mı, karşısındaki rakibi felç edip oyundan aldırtıp yerine geleni de oyundan attırtan mı daha kritik katkı vermiştir; ayırt etmek zor.
ancak okan buruk, formsuzluğuna ve hatalarına dair yapıcı eleştiriler bir kenara, fbjk troll örgütünün gazına gelip şımarıkça kendisini yerden yere vuran çok bilmiş bir grup taraftarı dahil herkese sağlam bir ders vermiştir özellikle ikinci yarıda sahaya koydurduğu şey ile.
bu maç son 1-2 aydakilere benzer bir şekilde ve/veya az farklı bile olsa juventus galibiyeti ile sonuçlansaydı bugün 2025-2026 sezonu ara transfer döneminde yapılmayan hamlelerden tut da okan buruk'un artık gönderilmesi gerektiğinden falan bahsedilecekti. öyle isimlere öyle roller verip öyle sonuçlar aldı ki hoca bugün bu dakika kimsenin aklına bile gelmiyor birkaç gün öncesine kadar sövme sebebi olan transfer hamleleri...
yazmakla olmaz aslında, tam anlayabilmek için goller harici adam akıllı bir uzun özetini ya da üşenmeyip tam kaydını izlemek gerekiyor bu maçın. hocanın da takımın da bu sezonki tepe noktası, en azından entry tarihi itibarı ile, artık burası. dışarıdan izleyenler bir kenara, hocanın ve takımın da alması gereken çok dersler var bu maçtaki performanslarından. her maç bu şekilde bir oyun beklemek haksızlık elbette. ancak sezonun önceki bölümünden bu maça dair pek çok iyileştirme yapılabilir. belli başlı değişimler bile bizi türkiye içinde çok rahatlıkla finiş çizgisine itekleyebilir.
burası biraz sözlük formatına aykırı ama, dün maçtan önce entry girerken "umarım doksanların ruhu, bizzat o ruhu yaratanlardan biri olan okan buruk önderliğinde sahadakilere sirayet eder" demiştim. özellikle ikinci yarıda tam da öyle oldu. bizler doksanlı yılların galatasaraylı çocukları olarak, galatasaray'ın avrupa'da her maça favori çıktığı, kendi favori olmasa bile rakibin favori olamadığı o sekansı çocukluğumuzun en güzel yerlerinde yaşadık. 25 sene sonra bile hala ara ara dillendirilen galatasaray'daki 2000 ruhu fantezisi, biraz da bizim jenarasyonun çocukluğuna duyduğu özlemle birleşen bir takıntıdır aslında.
dün tam olarak öyle bir gündü. tarafsız gözle bakanların bile, klasik ezeli rekabet refleksi hariç, en kötü ihtimalle ortada dediği bir maçtı. stada gidebilen herkes hem bu ruhu yaşadı, hem kendi ruhundan kattı, hem de müthiş bir olayı yaşadı. giremeyen belki de milyonlarca galatasaraylı farklı yerlerde farklı ekranların önünde inanılmaz bir şeye ortak oldu.
taraftar olmadan futbol, 22 adamın bir dikdörtgen içinde bir topun peşinden koşmasıdır. onu böylesine büyük bir endüstri haline getiren taraftardır. böyle akşamları var eden de taraftardır. ve böyle akşamlar da en çok taraftar için vardır.
sevinmek, gururunu yaşamak herkesin hakkıdır. doya doya yaşanmalıdır.
emeği geçen herkesin ayağına ve yüreğine sağlık...
juventus taraftarının maç ile ilgili önce ve sonrası yorumları okumak için aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
juventuz
kazandığımız maçtan sonra buradaki yorumları okumak en sevdiğim olay.
90+1. dkda gol kaçırdığımız düşünülürse şu maça verilen 2 dk skandalı daha da dikkat çekiyor. en az 6 dk uzaması lazımdı. galatasaray 5-2'den sonra durmadı ki, gol aramaya devam etti. daha ikinci ayak var. rakip 10 kişi, bizde sane icardi osimhen falan oyunda. hangi akla hizmet 2 dk uzatma veriliyor ki? belki biz 6'yı bulacağız ve bir adım daha atacağız tur adına. örneğin şu anda %92 ihtimal verirken 6-2 olsa %98'e çıkıyor oran. yani turu kaybetme olasığı 3 kat azalıyor. sen ne hakla bu maçtan, hücum eden ve gol arayan galatasaraydan 4 dk çalıyorsun?