galatasaray 8/8'de yapmasın da ne olursa olsun maçı. federasyonun yaptığı hakem atamasından tut bein sports'da maçı anlatan spikerin stüdyodan yapılan ilk bağlantıda "her zaman favoriler kazanmıyor" diye lafı açmasına kadar her adım bunu hissettiriyordu. tabi galatasaray'ın başında dursun aydın özbek ve avanelerinden oluşan aciz bir yönetim olunca bunların yaşanması çok normaldi. daha bir menajere ve yarım akıllı futbolcusuna diş geçiremeyen adamlar gizli atamayla gelen federasyon başkanına mı gider yapacaktı yani?

ilk 15dakikada maçın adı derbi olunca kalemizde yaşanması normal iki pozisyondan birini uğurcan müthiş çıkardı, diğerinde de ilk topu çıkarsa da kale ağzındaki diğer takım arkadaşları uyuyunca golü yememiz kaçınılmaz oldu. bir de uzun topta davinson ile belalısı rafa silva baş başa kalınca yine tuzağa düşüp hamle yapmadan temas yapan ve kırmızı kart gören davinson oldu.

kırmızı karta kadar çok sorunlu görünen oyun planına rağmen 3 tane atak şansı verdik beşiktaş'a. bir gol bir de kırmızı kart çıkarmayı başarmaları onlar adına şans anıydı. beşiktaş'ın hocası her ne kadar postu yere sermemek için "bir hatanın bedeli beraberlik oldu" dese de aslında bu açıdan şanslıydı beşiktaş. golde kale ağzındaki iki futbolcumuz uyumasa, kırmızı kart pozisyonunda davinson biraz akıllıca davranıp koşu yönünü değiştirse; tüm yorgunluğa ve sorunlu oyun planına rağmen ilk yarıyı 11-11 ve 0-0 ile geçecektik.

kırmızı karttan sonrasında ise aslında sadece bu maçta değil, sezonun tamamında yapmamız gereken şeye döndük. geride, topa hakim olarak oynamak ve rakibe geçiş hücumu şansı vermemek. karşıdaki rakip ne kadar zayıf olursa olsun, geçiş hücumlarında götü başı dağıttığımızı artık sokaktaki çocuk değil avrupa'da rakibimiz olan antrenörler bile öğrendi.

hele ki takımın yorgun olduğu ve kağıt üzerinde 10 gerçekte ise 7-8 kişi ile oynadığımız bir ortamda gaza gelmeyip itidalli oynamak o noktada doğru hareketti. nitekim beşiktaş ile aramızdaki kadro kalitesi farkı sayesinde tüm bu handikaplara rağmen 10-11 oyunda daha üstün gözüktük. çünkü bu takımın oynayabileceği oyun bu. dar alanda ya da set halinde savunmada neredeyse üst düzey bir defans hattı var ama geçiş oyunlarında hallaç pamuğundan hallice bir dirence sahip. kendi güvenliğini koruyarak hücuma çıktığı senaryoda bu takımın gol yemeyi bırak pozisyon vermesi bile türkiye ligi'nde zor bir olay.

nitekim beşiktaş takımının biz yorgunluktan gelemiyorken bile 11 kişi geriye yaslanması ve sergen yalçın'ın kenarda "ileriye çıkın" diye el kol yapmaktan yorgun düşmesi bu tezin saha içindeki gerçekliğini gösteriyordu adeta.

hatta ve hatta kaleci mert'in 13. dakikada ömer çatkıç misali her kale atışını 1 dakikada kullanmaya başlaması bile ne kadar acınası halde olduklarının itirafıydı adeta...

ama gol ve kırmızı kart geldi diye korkup sinen yunusla, menajerinin aklına uyup kendisini adam eden galatasaray'a trip atan barış'la, bir oyuncu da eksik kalarak anca bu kadar top oynanabilirdi. netice itibarı ile akşam 18:00 civarı için kötü, 19:00* civarı için normal, 20:30* civarı içinse iyi bir şekilde bitirmeyi başardık.

sezonun tamamına bakına ise güzel bir sonuçtu muhtemelen. ikinci milli maç arasına, şampiyonlar ligi'nin ilk iki maçı sonrasına 4 ya da 5 puan önde girmeyi başardık. derbi maçını 1 saat 10 kişi oynayıp da kaybetmedik.

fikstürün çok sertleşeceği 2 hatta 3 aylık bir süreç var. buraya güçlü ve önde girmek önemliydi.

gerisi biraz da günlük meseleler...

hakem katliamıyla kazanamadığımız maçtır. osimhen in ceza sahasında canına okudular ama her pozisyon görmezden gelindi. adam en sonunda çıldırdı. bu adamlara ses çıkarmazsanız bu futbolcularda mücadeleden vazgeçer.

allah bin türlü belanı versin tff.

göz göre göre 2 puanımızın çalındığı maçtır.

sorumlularından biride başkanlık koltuğunu işgal eden dursun aydın özbek ve aciz yönetimidir.

(bkz: istifa edin lan)

liverpool maçı sonrası, camia bünyesinde üç katına çıkıp dünyayı toz pembe görmemize neden olan endorfin seviyemizin azalmasını sağladığı için, hayırlı bir puan kaybına neden olan maç. ayaklarımız yere bassın biraz, hem lig hem cl'de daha çok maç var.

maçta net bir şekilde kural hatası yaşanmıştır, bu konuda başvuru yapacak mıyız çok merak ediyorum. eğer yapmayacaksak biz de devrin adamı olmuşuz demektir.

galatasaray'in türkiye sınırları içinde kaybettiği son maç geçen sezon deplasmanda oynadığı beşiktaş maçıydı. bu gece de ligde ilk puanını siyah-beyazlı rakipleri karşısında kaybetti galatasaray... hakeminden kırmızı kartın olduğu dakikaya, atılan gollerden yaratılan pozisyonlara kadar aslında birbirine o kadar benzer ki iki karşılaşma, rafa 73te bomboş plaseyi kaleyi isabet ettirse, skor bile aynı olacaktı, bu yazı yerine ufak tefek dakika değişikliği yaparak geçen seneki yazıyı "copy-paste" yapsak hiç fark edilmeyecekti bile...

geçen seneki maç yazısının büyük bölümünü yasin kol'a ayırmıştım, bu yazıda da baş rol federasyon başkanının memleketlisi olması dışında kendisini ön plana çıkaracak hiç bir vasfı olmadığı halde derileri yöneten hakemin olacak... üstelik dün gece sadece hakem hataları yapmadı, kural hataları da yaptı yasin kol... tarihe not düşmek adına yine sıralayalım hataları:
12' beşiktaş'ın golü öncesi orkun'un torreira'ya faulü verilmedi.

21' galatasaray'ın kornerinde kaleci mert topu elinden kaçırdı hemen faul çaldı oysa ikinci yarı uğurcan'a aynı müdahalede oyna devam dedi.

32' galatasaray'ın kendi yarı sahasından çıkarken orkun'un topsuz halde jakobs'a müdahalesinde sarı kart vermedi.

34' sanchez'e kırmızı kart doğru, rafa'nın ayağı takılıyor ve düşüyor, sanchez daha dikkatli olmalıydı ama emirhan'ın ceza sahasında osimhen'in ayapına basıp, kramponun çıkmasına neden olan pozisyonuna "devam" kararı verdi.

39' osimhen ve emirhan didişmesinde iki topçuya da sarı kart verdi ki birine kırmızı verse yanlış olurdu...
63' osimhen emirhan'dan sıyrıldı yunus'a verdi, hakem faul çaldı.

65'27'' de beşiktaş oyuncu değişikliği yapıyor, emirhan'ın yerine udokhai giriyor. 65'35''te oyun başlıyor. topçular pas yapıyorlar ve 65'49'' da hakem oyunu durduruyor ve beşiktaş'a cerny-cengiz değişikliğine izin veriyor.

66' atılan hava topunda osimhen djalo'dan sıyrılırken, djalo yüzüne vuruyor, sarı kart olması gerekirken faul dahi vermiyor.

68' beşiktaş'ın atağından yardımcı hakem ofsayt bayrağı kaldırıyor ki pozisyonda ofsayt olduğu şüpheli, topu kapan uğurcan'a hakem yasin kol devam et diyor ve eliyle "avantaj" işareti yapıyor, galatasaray 2-3 pas yapıp topu sallai'ye atıp, ani atağa çıkarken hakem düdük çalıp, avantaj-oyna dediği ofsaytın düdüğünü çalıyor.

90' beşiktaş'ın atağında el bilal toure, sallai'nin yüzüne vuruyor, hakem pozisyonu görmese de faul veriyor ama kart çıkmıyor. oysa var uyarsa, beşiktaşlı oyuncu kırmızı kart görmeli.

90' sallai yerde yatarken, pozisyona itiraz eden orkun hakemi itiyor, yasin kol sarı kart çıkarıyor, oysa kırmızı kart olmalı hakeme temas...

beşiktaş hakemin oyuncu değişikliği için oyunu durdurmasıyla 4 defa oyunu durdurarak değişiklik yaptığı için kural hatası yaşanırken, yasin kol'un galatasaray atağını ofsayt kesmesi ise arda kardeşler'in trabzonspor-gaziantep fk maçında atağı kesmesi ile aynı. o gece televizyon ekranlarına bağlanan ve arda kardeşler'in hakemliğini bitireceğini belirten federasyon başkanı hala yasin kol için bir açıklama yapmadı...

yasin kol ve var'daki ali şansalan'ın "katlettiği" maç aslında son yıllardaki derbilere aksine oldukça dostane görüntülerle başladı. bir hafta evvel sergen yalçın, galatasaray'a liverpool karşısında başarılar dilerken, salı gecesi zaferden hoca okan buruk da kendisine teşekkür ediyordu. maç öncesi sahayı gezmeye gelen iki takım topçuları da birbirleriyle el ele göz göze samimi muhabbetler ederken, ultraslan geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden kardeşi için sergen yalçın'a "başın sağ olsun sergen yalçın" pankartı açıyordu.

iki takımın teknik adamları da liverpool ve kocaelispor karşısında kazanan takımlarını bozmazken, galatasaray ev sahibi olmanın avantajıyla baskın başlarken, beşiktaş ise daha kontrollü ve rafa silva ve cerny'nin kanatlardan gelmesiyle ani ataklar aradı. maçtan sonra ilkay'ın da analiz ettiği gibi:
"ilk 30 dakika çok sabırsız oynadık. çok aceleciydik, oyunumuzun dengesi çok iyi değildi. kolay top kaybıyla zaten 10 kişi kaldık. gol yediğimiz pozisyonda hata yaptık. oyunun kontrolünü iyi yapmamız gerekiyordu fakat yapamadık."

aynen öyle, bir an evvel gol atmak için acele ve sabırsızlıklar birleşince, top kayıpları yapıldı, devamında da rakip uğurcan'ın kalesine geldi. genç kaleci cerny'nin ortasında emirhan'ın kafasını başarıyla çelerken, iki dakika sonra barış'ın orkun'u kovalamaması sonrası orkun'un şutunu çıkardı ama boşta abraham golünü atıyordu. erken gol iç sahada sıkıntı değildi ama singo'nun atılan uzun topu kovalarken baldırını tutması daha fazla yüreğimizi yakıyordu. bereket yedeği sallai de formdaydı da oyun formasyonunda bir değişiklik olmadı ama barış'ın kaptırdığı topla başlayan atakta sanchez rafa silva'yı düşürünce okan buruk ilkay'ı yanına çağırdı ve 10 kişilik yeni formasyon oluşturdu: lemina stopere çekilirken, önlerine torreira ve ilkay geliyordu.

geriye düşen galatasaray 25'te ilkay'ın ortasında "apokerim"in kafayla pasında sanchez iki adımdan eşitliği sağlayabilse, belki maç çok daha farklı yere gidecekti ama 36'da toure'nin kafasını uğurcan kurtarmasa beşiktaş adına da çok değişik bir senaryo yazılabilirdi.
ilk yarı sona erdiğinde soyunma odasında okan buruk maçı kurtarmanın taktiklerini verirken topçularına sosyal medya ise yangın yeriydi, belki de tribünler de öyle. kimi barış'ı linçliyor, kimi de rotasyon yapmayan okan buruk'un hocalık meziyetlerini sorguluyordu. oysa ne maçın bitmediği hatırlanıyor, ne de bu topçuların ve hocanın 4 gün önce yere göğe sığdırılamadığı...

bir kişi eksik olmasına rağmen ikinci yarıya daha baskılı ve arzulu başlayan galatasaray'da 47de lemina uzaktan denedi, top auta giderken, torreira inönü'deki maçta olduğu gibi yine mert'i uzaktan avlamak istedi, milli kaleci iki hamlede topa sahip oldu. ve bir dakika sonra galatasaray'ın torreira'lı futbolunun "alamat-i farikası" ile uruguaylı rakibinden topu kapıp, ilkay'a hayallerini kurduğu o golü attırıyordu.

sonraki dakikalar ise yağan yağmurla birlikte ağırlaşan zemin, topçuların yorulması ve daldaki kuştan ziyade eldeki kuşu koruma iç güdüsüyle daha dikkatli oynamalarıyla orta saha mücadelesine dönerken, lemina-abdülkerim stoper ikilisinin rafa silva'yı kaçırması dışında dikkate değer başka bir atak olmadan sonlanıyordu.
7 maçlık galibiyet serisinin ardından 8 maçı kazanıp, beşiktaş'ı yarış dışına itmek ve milli araya çok daha huzurlu girmek galatasaray için çok vahimken, liverpool gibi yıpratıcı bir maçın ardından, bir de 10 kişiyle rakibine gol atıp, puanı kopartmak ise olumlu olarak ileriki maçlara yansıyacak tecrübeler olarak hesaba katılabilir. ilkay'la bitirirsek:

"ilk 30 dakikanın bize bir ders olması lazım, iyi analiz etmemiz gerekiyor. fakat yine de bir puan bizim için böyle bir maçta iyi. üç de olabilirdi ama bir puan iyi. ikinci yarı oynadığımız anlayışla devam etmemiz gerekiyor."

kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot

kural hatası için başvuru yapılır mı yapılmaz mı bilmiyorum. fakat özellikle ilk yarıdaki kötü ve anlamsız oyunun yanında bir de eksik kaldığımız düşünülünce 1 puan iyi bir sonuç. bir kişi eksikken daha derli toplu oynadık hatta.

kural hatası vesaire tamam.

peki şeyi ne yapacağız? mesela hakem koşarken rafa'nın ayağına istemeden temas eden davinson'a kırmızı çıkardı, tereddüt etmedi.

peki osimhen'in ayağına basıp kramponunun çıkmasına vesile olan pozisyonda neden penaltı vermedi?

aynı pozisyon. tartışmam bile.

hakemin niyeti zaten ısrar ile avantaj oynattığı pozisyonu kesip top sallai'ye geçerek umut vaat eden atağı kestiğinde malum olmuştu zaten.

kusura bakmasın kimse. bu maçı hakem bir taraftan diğerine vermek için uğramıştır. tam becerememiştir ki bu da takımımla gurur duyma nedenidir.

ben bu maçta sadece takımımla gurur duyarım. kazanacağımızı düşünmüştüm 10 kişi kaldığımızda dahi çeviririz demiştim. ama ancak bu kadar olabildi.

olsun. biz şampiyon olacağız. herkesi üst üste koyarak hem de.

devam.

« / 79
Kayıt Ol