"kızgın değilim, kırgınım. koskoca galatasaray gol yedikten sonra reaksiyon vermediği için. umutsuz değilim, mutsuzum. içeride kolay kolay maç vermeyen takımım puan kaybettiği için. fakat bunların hiçbiri için -bizi bugüne getiren- ekibe sövmem. sezon sonunda kupa bizim olacak." diye yazmıştı gamze twitterda. dün gece maçtan sonra bloga yazı yazmak için oturum, yaz sil, yaz sil, yarım saat oyalandıktan sonra bilgisayarı kapayıp, gözlerin yorgunluktan kapandığı sabahın dördüne kadar beyni uyuştursun diye amazon'da dizi seyretmiştim... o doksan dakikayı hatırlamak, özellikle son 20 dakikayı aklımdan çıkarmak istiyordum... futbolla ilgilenmeyen insanlar ne kadar şanslı diye de düşünmedim değil, film eleştirmenin derdi nedir ki? ya da müzikle ilgilenenin? kitapseverler mesela, sevdiği yazar kötü kitap yazdı diye geceyi zehir eder mi kendine? hiç sanmam... ama futbol böyle bir tutku işte, daha kötüsü de taraftar olmak, hele ki "canım feda" diyenden, öfke geçsin diye topçusuna, hocasına sövmeyip, içine atan... omurga sahibi olmak belki de, bugün "çöp" dediğin topçuyla fotoğraf çektirmek için yarışmamak, "istifa etsin hoca" dediğin teknik adam şampiyon olduğunda onu övüp övüp bitirememek gerekir ama "o eski çamlar bardak oldu" diyelim geçelim...
ligde son haftalara yaklaşırken, şampiyonluk için her puan önemliyken, galatasaray'ın göztepe deplasmanında kazandığı üç puandan sonra kendi taraftarı önünde kocaelispor'u "rahatlıkla" yenip yoluna emin adımlarla devam etmesi bekleniyorduk, ki 70. dakikaya kadar da öyle oldu, ilk devre sane'nin kaptırdığı bir topta agyei'nin şutunu uğurcan'ın çıkarması dışında kocaelispor'un tek atağı yokken, jakobs'un can'dan çalım yemesi sonrası siyah-yeşilli oyuncunun ortasında abdülkerim'in ıskası ile oluşan karambolde petkoviç eşitliği sağladı ve galatasaray maçı çeviremedi, iki puan kaybetti. sami yen'de gaziantep'e de iki puan vermişti, konya deplasmanında da üç puan bırakmıştı... iç burkan kayıplar bunlardı, yoksa, trabzon'a, beşiktaş'a, fenerbahçe'ye, kocaelispor'a deplasmanda puan vermek çok da can yakmıyordu...
deplasmandaki kocaelispor maçında yapılanlar hatırlatılmıştı okan buruk tarafından maçtan önce, taraftar da motive olmuştu, stad dolmuştu tıklım tıklım da içerde ertesi maç fenerbahçe derbisi olunca ceza almamak için biletler devredilmiş, gelenler de pek suskundu. yine de felipe melo'nun ultraslan tribününde sete çıkması hep de özlemle beklediğimiz bir andı, çok da yakıştı "capoluk" melo'ya...
kalede her zamanki gibi uğurcan vardı, sağ bekte boey, stoperde sanchez ve abdülkerim yer alırken, sol bek jakobs olacaktı. lemina dinlenirken torreira ve ilkay savunma önünde yer alıyor, kanatlarda sane ve sallai varken, sara ortada, ilerde de barış olacaktı. kadro fena değildi ama iç sahada kapanan bir takıma karşı barış kanatta, ıcardi ceza sahasında olmalıydı, lakin fena halde bitirildi ıcardi galatasaray'da. sosyal medya ergenleri ve "teknisyen" youtuberlar okan buruk'u da etkilediler diye düşünüyorum ki hoca "kral"ı sildi defterden...
10. dakikada uğurcan'ın uzun pasında barış auta attı, sonrasında sara'nın ara pasında barış dokunamadı. tüm takımla kapanan rakibini kanatlardan açmaya çalışırken galatasaray, en göze batan topçu sane oluyordu ki onun kanattan çaprazlama dalışları sonrası boey boş kalıyor ama onun da ortaları sonuç vermiyordu. jakobs'ın taç atışında abdülkerim'in kafası kalecide kalırken, yedi dakika sonra sara'nın şutunu yine genç kaleci çıkarıyordu. tabii, pozisyonun dönüşünde de jakobs'un itilmesine penaltı çalacak bir hakem kadrosu yoktu sahada...
ve iki dakika sonra da jakobs'un kanattan ortasında kocaeli savunmasının ıskasında sane uzun aradan sonra kafayla fileleri havalandırıp, takımını rahatlatıyordu. takım öyle "rahataladı" ki devre bitene kadar da başka kayda değer atak yapmadı, oyunu rolantiye aldı.
ikinci yarıya sane'nin ceza sahası dışından sert şutunu yine kaleci serhat çıkarırken, üç dakika sonra da ani gelişen atakta sane penaltı noktası üzerinde sara'ya verdi onun yavaş şutu kalecide kaldı, tıpkı atletico madrid maçının son dakikalarındaki pozisyon gibi, aynı topçu, aynı kale...
topu ayağında tutuyordu galatasaray da beklenilen net tehlikeleri yaratamıyordu ve oyuna çeşitlilik katmak için sallai ve boey çıkıp, lang ve singo dahil oluyor ama onlar ad pek faydalı olmuyordu ki, kocaelispor petkoviç ile eşitliği sağlayınca torreira ve ilkay'ın yerine yunus ve lemina girdi, sara çıktı ıcardi girdi ama lang'ın uzaktan auta giden şutu ve yunus'un uzatmalarda direği ıskalayan şutu dışında galatasaray üç puanı alacak pozisyonu bulamamıştı... oysa deplasman takımı 83te agyei ile ikinci gole de kavuşacaktı da direk müsaade etmedi.
galatasaray'ın içerde anadolu takımlarına puan verdiği maçların hakeminin de oğuzhan çakır olması tesadüf mü? kocaelisporluların bir çok sertliğine devam diyen hakem, galatasaray'ın serbest vuruş kazandığı anda ilk devreyi bitirmiş, uzatmalarda sürekli ayaklarında "çekme" olduğu bahanesiyle zaman çalan yeşil-siyahlıları ödüllendirircesine uzatmayı uzatmamıştı... jakobs'un itilmesini bahsettik de kocaelispor'un attığı golde uğurcan'ın önündeki oyuncuya "pasif" ofsayt neden çalınmadı pek anlamadık? ilk devre kocaeli'de galatasaray'ın böyle bir golü iptal edilmiş, yetmedi konya'da da geçersiz sayılmıştı...
maç sonu herkeste büyük hayal kırıklığı vardı, topçuların yüzü asılmış, okan hoca hakeme isyan ederken, ultraslan yine ateşi yaktı, takımı tribüne çağırıp moral verdi. bakmayın sosyal medyada yangın çıkaranlara, onları dikkate almıyorum artık... bu takım, hu hoca, bu yönetim üç yıldır bizi şampiyon yaptı, bu sene de yapacak ve burda en büyük etken haftada bir maç oynayıp konsantre olacak topçular... yeter ki galatasaraylıyım diyenler yarın utanacakları sözleri bugün söylemesinler... beş maçlık mini bir lig başladı ve galatasaray alnın akıyla oradan çıkacaktır...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
tüm maçlar hakemin ilk düdüğü çalmasıyla mı başlar? hiç mi hakemin bitiş düdüğü ile başlayan karşılaşma yoktur? bence var, ve en yakını da dün gece izmir'de oynanan göztepe-galatasaray maçı...
nasıl mı?
cihan aydın, üç gün önce trabzon'da galatasaray'ın kaybettiği maçın son düdüğünü çaldığında stat hoparlörlerinden galatasaray'a küfürlü şarkılar başlarken, 17 yaşındaki topçu abdülkerim'e sinkaflı laflar ederken, okan buruk ve günay'ın "galatasaray kendisine yapılanlara şampiyonluk kutlamasında cevap verecek" cümlesiyle başlamıştı aslında göztepe maçı sarı-kırmızılılar için. "acaba galatasaray'dan şampiyonluğu alabilir miyiz" diyen trabzonlular, kendi elleriyle hazırlamışlardı galatasaray'ı çarşamba gecesi izmir'de oynayacağı deplasmana...
avrupa'dan elenmiş ve haftada tek maç oynayacak galatasaray'ın neler başarabildiğini son üç yıl memleket dahilinde herkesin malumuydu ve göztepe'yi etüt eden okan buruk ve ekibinden galatasaraylıların şüphesi yoktu lakin sahaya çıkan kadroyu görünce şaşırmadık desek, yalan söylemiş oluruz... zira okan hoca hiç de alışık olmayan bir takımla çıkıyordu deplasmana: kalede uğurcan, sağ bek boey, sol bek eren ve stoperde abdülkerim'in yokluğunda singo ve sanchez tamamdı da, torreira'nın yerine ilkay, sara'nın yerine asprilla hiç de beklenmiyordu. ıcardi de yedekteydi de barış en uçta görev alacaktı, kanatlarda da sane ve sallai olacaktı... riskli bir seçimdi, kazanırsa deha, kaybederse hain olacaktı okan buruk...
kazandı ve de rahatladı okan buruk... en yakın rakibiyle puan farkını dörde çıkardı ve daha teri kurumamışken bir sonraki kocaelispor maçının da ateşini yaktı verdiği demeçle...
peki, ne yaptı, nasıl kazandı galatasaray?
ev sahibinin savunmada boylu poslu ama ağır adamlarla kendisini karşılayacağını etüt eden okan buruk, kapalı savunmayı açmak için de en uca hareketli ve güçlü barış'ı koyup, etrafına da "pırpır" denen asprilla, sane, sallai gibi topçuları serpiştirmişti. daha da ötesi, lemina ve ilkay ile topu çevirip, göztepelileri üzerine çekip, boşluklarla savunmayı yarmak da planın içinde vardı. ilk devre bu senaryo fena halde de işledi. ne zaman ev sahibi çokça kullandığı taç atışlarıyla galatasaray kalesine gol için gelse, dönen topu kendi kalesinde tehlike olarak gördü. sallai'nin hatasında arda'nın karşı karşıya kaçırdığı pozisyonun dönüşünde sallai-ilkay işbirliğinde galatasaray ikinci golü bulması göztepe için acı bir deneyimdi. golü kaydeden ilkay'ın arkadaşlarının tebriklerini aldıktan sonra teniste sıkça gördüğümüz "pardon" sayısı gibi lis'ten özür dilemesi de sahalarda az karşılaştığımız örneklerdendi. gol sevinci demişken, daha dakikalar beşi göstermeden sane'nin serbest atış ortasında barış'ın kafayla maçın gol perdesini açması sonrası trabzon'da galatasaray'ın kullandığı 7-8 köşe atışını neden barış'ın kullandığı sorusu bir çok taraftarın aklına gelmiştir. abdülkerim ve ıcardi'nin yokluğunda koluna kaptanlık bandını takan barış'ın gol sonrası pazubandına bakış atması, sezonun akılda kalacak fotoğraflarından olacaktır.
erken öne geçen galatasaray'da maç önü planı öyle işledi ki, ev sahibi sahada donakaldı, reaksiyon veremedi ve sallai biraz becerikli olsa ya da cömert davransa soyunma odasına giderken skorbord belki de 4 farklı bir skoru gösterecekti.
ilk yarı arda'nın kaçırdığı ve cherni'nin auta giden cılız vuruşu dışında taraftarını heyecanlandıran pozisyonu olmayan göztepe, ikinci devreye juan'ın barış'ın golünün benzeri ile başladı. futbolu bilen taraftarının desteği ile eşitlik sayısı için de 15 dakika kadar dalga dalga geldiler uğurcan'ın kalesine. göztepeliler arzuluydu, baskı yapıyorlardı da galatasaraylılar da başta singo olmak üzere, sane'si, sara'sı ile ayaklarındaki topu rakiplerine "armağan" ediyorlardı. cherni'nin kafası ve efekan'ın uzaktan şutunda uğurcan "şampiyonluk modunu" açmışken, juan'ın aşırttığı ve kaleye süzülen topa yarım metreden janderson'un auta atması ise 2023 senesinde sami yen'de oynanan galatasaray-karagümrük maçının uzatma dakikalarında ofsaytta olduğu halde kaleye giden topa dokunup takımını golden eden serdar dursun'u hatırlatıyordu.
"atamayana atarlar" derler ya, ev sahibi peşi sıra pozisyonları harcarken, galatasaray ise ikinci devre ilk defa göztepe kalesine geldi, kazanılan köşe vuruşunu sara kullandı ve lemina üç gün önce trabzon'da yapamadığını izmir'de yaptı ve attığı kafa golü ile takımını rahatlattı, göztepe'nin eşitlik umutlarını söndürdü. sonrasında da zaten torreira, ıcardi ve ilkay'ın oyuna girmesiyle galatasaray tekrar soğukkanlı bir şekilde sahaya yayıldı, topu çevirdi ve maçın son düdüğünü bekledi...
maçı yöneten alper akarsu oyun genelinde pek ön plana çıkmadı lakin onuncu dakikada sallai'nin kaleciden seken topuna kafa vurmak için havaya sıçrayan asprilla'ya yapılan müdahaleyi görmemesi, dennis'in ilkay'a müdahalesine sarı kartı çıkarmaması, 60. dakikada asprilla'nın formasından çekilip düşürülmesine devam ettirip ev sahibinin atağına izin vermesi, ıcardi'nin yüzüne atılan dirseğe devam demesi ve en kötüsü de barış sakatlanıp yerde yatarken oyunu başlatması kendisi adına maçta eksi puan olacak kararlardı...
lucescu ile de bitirelim... galatasaray ve beşiktaş'da şampiyonluk yaşamış, ulusal takımı çalıştırmış rumen teknik adamın vefatı sonrası galatasaray ısınmaya üzerinde lucescu t-shirtleri ile çıkıp, sahaya da "seni unutmayacağız" pankartı ile ayak basmışken, istiklal marşı öncesi yapışan saygı duruşunu ıslıklamak göztepe taraftarı gibi futbolu bilenlere yakışmadı. son nefesini yeşil sahada verecek kadar futbolu seven bir futbol emekçisini tribün kültürünü 14 haziran 1925ten beri yaşatanlar tarafından ayakta alkışlamasını beklerdik. olmadı, hayal kırıklığı yaşadık...
kaynak ve maçtan fotoğraflar:blogspot
şampiyonluğa giden yolda her maç çok önemlidir, hepsi üç puan değerindedir ama galatasaray'ın bir aylık fikstüründeki beşiktaş, liverpool, başakşehir, liverpool, trabzonspor serisinin başlangıç maçıydı inönü'de oynanacak olan derbi. oyunu her ne kadar güven vermese de içinde bulunduğumuz senenin namağlup takımı beşiktaş, kötü giden sezonu kendi taraftarı önünde alacağı galatasaray galibiyeti ile unutturup, avrupa'ya katılmak için üst sıralara tırmanmak gayesindeyken, galatasaray için ise rakibi fenerbahçe'nin peşisıra kaybettiği puanlar sonrası dördüncü şampiyonluğa giden yolda atılacak çok kritik bir adımdı cumartesi geceki karşılaşma...
beşiktaşlılar "fena inanmışlardı galibiyete", maçın biletlerini 10-15 dakikada tüketmişler, maç için de uzun zamandır yapmadıkları tribün kareografisi de yapmışlardı... galatasaray taraftarı da bu sene bir kat daha yükseltilen tel örgülerle amerikan hapishanelerine dönüşmüş deplasman tribününde yerini alırken, bir kaç gün önce yapılan ultraslan iftarında okan buruk'un "kazanacağız, şampiyon olacağız" sözünün peşindeydiler.
okan buruk'un herhangi bir cezalı topçu olmadığı durumda kritik ve değerli maçlardaki on bir oyuncusu belliydi: uğurcan - sallai, sanchez, abdülkerim, jakobs - lemina, torreira -barış, sara, sane, osimhen... aynı kadro ile sahadaydı hoca da yedekler de ligde üst sıralara oynayacak bir takım oluşturacak güçteydi: günay, ıcardi, yunus, eren, ilkay, kaan, nhaga, lang, singo ve boey...
maçın ilk pozisyonunda galatasaray ceza sahası içinde murillo'nun barış alper'in ayağına bastığı pozisyonda hakemin "pas" geçmesinden maçın nasıl gideceğini tahmin etmek bu meşin yuvarlağın peşinde ömrünü geçirmişler için pek de zor olmasa gerekti. sonraki bir kaç pozisyonda da taraftarın "auuu, vuuu" gibi nidalarıyla düdüğünü üfleyen ozan ergin'i görünce, savımızı da kanıtlamış olduk. hakemi bu yazının sonuna bırakarak devam edecek olursak, ligin hatta avrupa liglerinin en fazla hücümda top kapan takımı olan galatasaray ilk atağını da yine beşiktaşlılar kendi yarı sahasından çıkarken kaptırdıkları topla buldu, sara ara pasıyla osimhen'i gördü, onun beşiktaşlıların "dev adam" dedikleri agbadou'nun bacak arasından geçirdiği top iyi yer tutan ersin'de kalıyordu. ilk pozisyon okan buruk'un da statejisini göstermesi açısından önemliydi. iki takım birbirlerini tartıp, pozisyon ararken, ev sahibi çeyrek saat dolarken sara'nın rakip sahada cerny'e kaptırdığı topla başlayan atakta asllani'nin ceza sahası önünden auta giden topla uğurcan'ın kalesine gelirken, auta giden top belki de maçın geri kalanı için sinyali veriyordu: o top bu gece filelerle buluşmayacaktı.
barış alper yılmaz nasıl ki sertlikleriyle ünlü italyanları peşine takıp sürüklediyse, inönü'de de agbadou'ya gerçek hulk'un kim olduğunu gösterdi, siyah beyazlı topçuyu peşine taktı, ceza sahasına girdiğinde de topu terse çeviriverince yardıma gelen uduokhai tarafından düşürülüverdi de hakem zaten düdük çalamazdı, oynattı dönen topta sara'nın şutu ersin'de kalıyordu... şampiyonlar liginde penaltı çalınacak pozisyona bizde ne hakem ne de var müdahale etmiyordu. beş dakika sonra ise yine beşiktaş'ın savunmadan çıkarken kaptırdığı topta, sane 5 rakip oyuncu arasından bilardo topu misali barış'a attığı pasta, genç topçu iyi kontrol etti ama plasesi o kadar da iyi değildi.
ve yine galatasaray'ın oyunun kontrolünü eline aldığı dakikalarda geliştirdiği atakta topla savunmadan çıkmaya çalışan beşiktaşlılar yine kaptırdı ve lemina-sara-sane paslaşmaları sonra sane'nin yumuşak ayak içi asistinde osimhen kafayla ersin'i mağlup ederken, bu kez deplasman tribününe doğru koşarken maskesini çıkarıyordu.
ilk devre kaleyi tutan şutu olmayan beşiktaş devre biterken en tehlikeli pozisyonu buldu, orkun-cerny-murillo paslaşmaları sonrası sağ bek altı pasta boş kaldı da jakobs "kayarak" belki de golü çıkarıyordu.
ikinci yarıya "kaybedecek bir şeyi olmayan" beşiktaş daha istekli ve arzulu başladı oyuna ki cerny'nin şutunu uğurcan kornere atarken gelecek tehlikenin de ayak sesleri oluyordu. sonrasında maçta sesi pek duyulmayan oh'un çaprazdan vuruşu auta giderken, galatasaray'ın osimhen'le çıktığı ani atağı hakem kesiyordu. galatasaray barış'ın pasında osimhen'le ceza sahası dışından kaleyi yoklarken, oyunda tekrar kontrolü eline geçirmeye başladığı anlarda sane rıdvan'ı geçmiş giderken ayağı rıdvan'ın bileğine basınca maçın hakemi devam kararı verip, var'ın daveti ile alman oyuncuya kariyerinin ilk kırmızı kartını gösteriyordu. futbol oyun kuralları dünyada aynı ama bizim hakemlerimizin yorumlaması çok farklı, falcao da kariyerinin ilk kırmızı kartını türkiye'de görüyordu...
on kişi kalan galatasaray ile taraftarının desteği ile neredeyse on iki kişi oynayan beşiktaş'ın kalan yarım saatte mücadelesi tek kaleye dönüşmüştü, juventus karşısında skoru koruyamayan galatasaray bakalım gereken dersi çıkarıp savunma yaparak maçı kazanabilecek miydi? sane ile lang'ı değiştirecekken kırmızı karttan dolayı plan rotasyonu yapan okan buruk, sara'yı kenara alıp daha enerjik bir takım yapmak için boey'i sahaya sürdü, sallai'yi ile sağ kanadı çiftledi.
ev sahibi orkun'la vurdu, olaitan ile denedi, savunmadan agbadou ile geldi, ndidi ile boş pozisyonda kaldı da ya uğurcan sahneye çıktı ya da ev sahibi topçular beceriksizce topu kale yerine saha dışına atıyordu. galatasaray ise maçın fişini çekecek pozisyonlar da buldu, 74te gelişen ani atakta osimhen barış'a iyi pas atamazken pozisyon harcanırken, iki dakika sonra oluşan karambolde barış kaleciyle karşı karşıya kaldı, aşırtmasında ersin'in kolu golü önlüyordu...
maçın bitimine 9 dakika ekleyen ozan ergin, o da yetmezmiş gibi iki dakika daha fazla oynatırken, neredeyse bütün sarı-kırmızılı topçulara sarı kart gösterdiği gibi okan buruk'a da uzatmalarda kart gösteriyordu.
galatasaray, atanı ve tutanına 100 milyon euroya yakın para harcayıp, bunun sonucunu kritik derbi maçında alırken, ev sahibi ve galatasaray'ın puan kaybetmesini bekleyen rakipleri hakem kararlarını bir hafta konuşmaya devam edecekken, galatasaray ise bu maçın sayfasını çevirmiş ve kafalar salı günü oynanacak liverpool maçına dönüyordu.
şimdi gelelim hakem ozan ergin ve var'daki ömer faruk turtay'ın kararlarına:
maçın ikinci dakikasında murillo'nun barış'ın ayağına basmasına sarı kart verilmezken, osimhen-ersin pozisyonunda hakem faul çalıyor, nedense 1 dakika sonra sarı kart çıkarıyordu, kulağına mı üflendi diye sormadan edemiyor insan... beşinci dakika olaitan'ın taç çizgisi kenarında sallai'ye çelmesi ise uyarılmadan geçiştiriliyordu... 74te sallai'ye vurması yine görülmedi, ancak son dakikalarda itirazdan sarı kart gördü.
peki 20. dakikada barış'ın uduokhai tarafından ayağına basılması? penaltı olması için daha ne yapılması gerekiyor?
maçta dakikalar 27'yi gösterilirken sane'nin orkun'un ayağına bastığı pozisyonda ev sahibi topçular kırmızı kart beklerken, ozan ergin'in sarısı belki de diğer meslektaşlarını haklı çıkarıyordu zira skrinar'ın galatasaray derbisinde sara'ya, orkun'un da trabzon maçında rakibine basmasına kırmızı kart çıkmıyordu.
orkun demişken, maç sonu isyan eden beşiktaşlı topçu, keşke trabzon maçından sonra da "benim hareketim sarı değil kırmızı karttı" diyebilseydi ama itirazdan gördüğü sarı kart sonrası, osimhen'in sarı kartı olduğu halde hakemin düdüğü sonrası topu aşırtıp gol yapmasına ikinci sarı kart itirazı yaparken, osimhen bu hareketi itiraz için değil, pozisyonun devamında yaptı ki hakemin çaldığı faul de tartışmalıydı (var'ın gelişi sonrası bu pozisyonlar devam ettiriliyor, gol olması halinde inceleniyordu) oysa galatasaray'lı oyuncu yerde yatarken hakemin oyunu durdurması sonrası öfkeyle topa vuran orkun "şiddetli itirazdan" ikinci sarı görmeliydi ki ondan önce 55. dakikada hakemin kolundan tutup çekmesi bir başka sarı kart, yani orkun maç boyu 3 sarı kart görecekken tek kartla günü kurtardı. sürekli hakemin üzerine koşan orkun tek kartla kurtardı da hakemin 3 adım ötesindeki kaptan abdülkerim itiraz edince sarı neden görüyor acaba?
peki dakikalar 30dayken barış yine topu almış kanattan gidecekken murillo'nun barış'ın yüzüne vurup sarı kartı görmesi? ikinci dakika ayağa basma sarı olsa oyundan atılmayacak mı?
ilk devre biterken agbadou'nun osimhen'in ayağına basmasına bırakın sarı kart vermeyi, ozan ergin taç verdi, beşiktaş kullandı, 42de agbadou'nun osimhen'in yüzüne eliyle vurmasına devam edilmesi gibi... elle yüze vurmalar orda bitti mi, olaitan 74te sallai'nin yüzüne vurdu yine faul yok yine sarı yoktu.
singo'nun topa yükselirken beşiktaşlının "kambura yatması" normalde galatasaray lehine faul olacakken hem faulu ev sahibi kullandı, hem de singo sarı kart gördü.
maç biterken agbadou'nun eren'in üzerine çıkıp onu ezmesine hakem hemen düdük çalmıyor ve pozisyon bittiğinde faul çalıyordu da osimhen'in ikinci sarı beklenilen atağında neden hemen düdük çaldı?
kısaca, ev sahibi oyuncular ve sergen yalçın maçtan sonra mağlubiyeti ozan ergin ve var hakemine fatura ederken, fıfa kokartlı "tecrübesiz" hakem iki takım lehine de aleyhine de oldukça fazla hatalı karar verdi ve maça ister istemez damga vurdu...
ve sallai yerde yatarken topu auta atmayıp atak yapıp, üzerinden atlayan beşiktaşlı oyuncu, boey sakatlanmış ceza sahasında yerde olduğu için topu dışarı atmayı bırak onun ofsaytı bozmasından yararlanmaya çalışan oh ve uğurcan sakatlandığı için topu dışarı attığında "centilmenlik" gereği geri vermeyip olaitan ile uzun taç kullanıp gol arayan beşiktaş'ı görünce, "efendi beşiktaş" söyleminin süleyman seba döneminde kaldığını anlamış olduk maalesef...
kaynak ve maçtan tartışmalı pozisyonlara ait fotoğraflar: blogspot
türkiye süper liginin 2025-2026 sezonunda 55 puanla lig 1.si galatasaray'ın, 26 puana sahip lig 10.su alanyaspor'u 28.02.2026 tarihinde 20.00de başlayıp saatlerin 22.00ye yaklaştığı gece 3-1 ile yendiğini yazacaktır tarihin "rakam"sever istatistikleri de acaba futbol sadece "kuru" rakamlardan mı oluşuyor diye merak eden olacak mı? ya da başka bir deyişle "futbol sadece 90 dakikadan mı ibaret?"
galatasaray iki gün evvel italya'da iki saatlik bir maç oynadıktan sonra "yorgun-argın" geldiği istanbul'da ligin "teknik direktör" takımı alanyaspor'u 3-1 ile geçebildiyse, o maçı dün gece değil bundan 1 hafta evvel konya'daki maçın bitiminde tribünleri dolduran seyircinin yaktığı alevle başlayıp, istanbul havalimanında binlerce sarı-kırmızı sevdalısının gecenin bir köründe mağlup olmuş topçuları karşılayıp "bu takım bu sene s.ke s.ke şampiyon" tezahüratının ateş olmasıyla kazanmıştır. ki bu ateş öyle yayılmıştı ki juventus maçından sonra televizyon ve sosyal medyanın köşe başlarını kaplamışların "utanıyorum" söylemlerini tozla küle çevirmiş, takıma güveni ve bağlılığı arşa çıkarmış ve alanyasporlular topu her ayaklarına aldıklarında ıslık ve protesto altında kalmışlardı. rakip ligin orta sıralarındaki alanyaspor muydu yoksa real madrid mi liverpool mu hiç belli değildi, tribün "konsantre" olmuştu, "cehhenemi" yaşatıyordu...
bir hafta evvel konya'daki "rotasyondan" dili yanmış olan brian birch'un mavi eşofmanıyla sahaya çıkan okan buruk, yorgun olmalarına rağmen as kadrodan uğurcan, sanchez, sara, torreira, lang, barış ve osimhen ile başlarken oyuna, onların yanına da boey, singo, eren, sane'yi eklemişti. ıcardi, jakobs, ilkay, lemina, abdülkerim, asprilla, nhaga, kaan, ahmet ve günay kulübede yer alırken, yunus ve sallai ise tribünden destekliyordu arkadaşlarını.
derbiler dışında lig maçlarında görmeye alışık olmadığımız bir tribün desteği altında sarı-kırmızılı topçular da yorgunluklarını bir nebze unutmuş olsalar gerek ki, ilk tehlike galatasaray'dan geldi. savunmadan atılan "başıboş" topu usain bolt misali bir koşuyla barış yakaladı, pasında torreira osimhen'e verdi ve onun pergel gibi uzun bacaklarıyla topuk vuruşunda kaleci victor başarılıydı. ilk atak ev sahibinden geldi gelmesine ama sonra alanyasporlular peşi sıra zorladılar uğurcan'ın kalesini. uzaktan şut mu denemediler, ara pas mı yapmadılar, rövaşeta bile denediler gol atmak için ama uğurcan başarılıydı. hatta dakikalar 38i gösterirken koreli ui-jo orta sahadan öyle bir "balistik füze" yolladı ki (bu arada savaşa hayır diyelim) uğurcan parmak uçlarıyla ancak direk yardımıyla golü engelliyordu.
galatasaray ise 4. dakikadaki atak dışında ikinci atağında uzun süreli paslaşmalar sonrası beşli savunmanın arkasına torreira-sane işbirliği ile geçip, boey ile golü buluyordu lakin var'dan ofsayt kararı çıkıyordu.
ilk 30 dakika ev sahibi için pek de alışık olmadığı bir "suskunlukla" geçer yeşil zemindeki oyun, sonrası ufaktan hareketlenmeler başlıyor, barış savunmatı peşine takıp getirdiği atakta kaleciyi geçip, direğe takılıyor; peşi sıra korner atışlarında tehlikeler golle sonuçlanmıyor; sara'nın plasesi direğe santimetrelerle auta gidiyor; osimhen'in hırsla çaprazdan abanması üst tribünlerde son buluyor; lang'ın boş pozisyonda trivela denemesini rahatlıkla victor kucaklıyor derken yine bir basket takımı gibi paslaşmalar sonrası sane'nin torreira'ya pasında uruguaylı boey'i ceza sahası içinde görüyor ve onun sol ayakla plasesi bilardo topu edasıyla süzülerek uzak köşe dibinden filelerle sarmaş dolaş oluyordu... top ağlarla buluştuğunda +2 dakika uzatmanın olduğu maçta dakikalar 46.41 gösteriyordu ki hakem ali şansalan santradan sonra maçı bitirmek için neredeyse 1 dakika daha ekledi oyuna da ali şansalan ve var hakemi halil umut meler için özel bir paragraf açacağım yazının sonlarında.
ikinci yarıya alanyaspor'un gol sinyali ile başladık, önce hadergjonaj'ın ortasında makuta kafayı auta attı ama iki dakika sonra renktaşı mounie ligin ilk devresinde değerlendiremediği bir ton pozisyonun aksine bu sefer kafayla skorda eşitliği sağlıyordu. oyunda yeniden eşitlik sağlanmış, galatasaray taraftarı tekrar devreye girip, galibiyet için topçularını yüreklendiriyordu ki sara'nın ortasında meydana gelen karambolde top direkten dönerken, üç dakika sonra boey'in savunma arkasına sara'yı kaçırıp, onun kafayla pasında osimhen rövaşeta deniyor ve başarısız deneme torreira'ya asiste dönüşüp, kaptanlık bandının sahibi uruguaylı fileleri sarsıyordu. sonrası mı? duygu boşalması, ya da müslüm babadan "böyle bir aşk görülmemiş dünyada."
geriye düşen alanyaspor eşitlik için bir kez daha şansını deniyor, mounie'nin uzaktan şutu alt direği yalayarak auta giderken, galatasaray ise maçı koparacak üçüncü golün peşindeydi. 77'de boey'in sara bir pasında daha brezilyalı yine kale arkasındaki fileleri döverken, sane'nin son 10 dakikaya girilirken "al da at" pasında victor osimhen adaşını geçemiyordu. ama, kaleci victor o kurtarışın hayali aleminden çıkamamış olacak ki iki dakika sonra ayağındaki topu osimhen'e veriyor, golcü de gerekeni yapıyordu... ligdeki 10. golüne imza atan osimhen yine gol sonrası maskesini çıkararak sevinmiyor, bir kez daha maç sonrası tartışmalara zemin hazırlıyordu...
oyunun kalan dakikalarında yapılan topçu değişiklikleri, sane'nin özlettiği çaprazdan şutlarından bir tanesini göstermesi ve güven'in auta giden ama hakemin ofsayt bayrağı kaldırdığı an dışında kayda değer bir olay olmazken, maçın hakemlerine değinmeden geçmek olmaz. öncelikle ali şansalan'ın vakti evvelinde yönettiği ve hiç de başarısız olmadığı trabzonspor-fenerbahçe maçı sonrası ali koç'tan veto yiyip, uzun yıllar fenerbahçe maçlarına çıkamaması sonrası ilk çıktığı fenerbahçe maçıyla birlikte hakemliğinde de gerileme, kararlarında da korkaklık göze çarpıyordu. dün gece maçın 52. dakikasında osimhen'in aliti'den önce davranıp ayağını öne koyup, alanyalının ona vurmasında yaşadığı tereddüt gözlerden kaçmıyordu: penaltı verip verme arasında saniyeler düşünüp her hakemin yaptığı "galatasaray lehine hata yapmaktan galatasaray aleyhine hata yapmak" seçeneğiyle topu var'daki halil umut meler'e paslamıştı. peki var'daki hakem ne karar verecekti, bir zamanlar saha içinde ankaragücü-galatasaray maçında mohammed moustafa'ya dirsekten kırmızı kart çıkaran halil umut meler, 25. dakikada koreli jo'nun torreira'ya "aparkart"ını 5-6 kameradan göremiyordu... aliti'nin osimhen'e "açık seçik vuruşunda" penaltı vermeyen ali şansalan, iki dakika sonra aynı oyuncunun osimhen'e ceza sahası dışında müdahalesinin olmamasına rağmen faul çalıyordu. işte bu iki hareket zaten hakemlerin hangi kafayla maç yönettiklerini gösteriyordu. karşılaşmada dakikalar 64ü gösterirken mounie'nin sanchez'in kaval kemiğine basıp, sıyırarak ayağına kadar inmesine ise kırmızı kart demeyecek hakem yokken, ali şansalan eline cebine götürmüyordu. öte yandan boey'in gol sevincinde bayrak direğini tekmeleyip, torreira'nın seyircinin içine kadar gitmesine ise aşırı sevinçten kart verilebilirdi ama ben bu kuralın da değişmesinden yanayım zira forma çıkarma da seyirciye koşma da bence serbest olmalı: gol sevincine özgürlük... bir istatistikle bitirelim: ali şansalan bugün alanyaspor aleyhine sadece 4 kez faul düdüğü çaldı. galatasaray aleyhine ise 18!
güzellikle bitirirsek, ilkay'ın oyuna girmesi sonrası osimhen'in ona kaptanlık bandını takması attığı gol kadar değerliydi...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
dakikalar 76yı gösteriyor ve maçın bitimine 15 dakika varken ali sami yen tribünleri "beş beş beş" diye inliyordu... dört golün sevincini yaşamış sarı-kırmızıya sevdalılar takımlarından beşinci golü atmasını arzuluyorlardı. peki rakip kimdi? türkiye süper liginde küme düşmeye oynayan ya da ziraat türkiye kupasında alt liglerden gelen bir takım mı? hayır, galatasaray'dan kadro değeri kat be kat fazla olan italyanların "yaşlı kadını" ve daha önce şampiyonlar liginde kalesinde 5 gol görmeyen juventus... o kadar çaresiz duruma düşmüştü ki "siyah-beyazlılar", kalelerini tüm hatlarıyla korumaya çalışsalar da, hocaları spaletti'nin "benim oyun anlayışımda yok" dediği topu canhıras taca, kornere ya da yakıp sahaya şişirseler de galatasaraylılar taraftarının "ricasını" kırmıyor ve beşinci golü skorborda yazdırıyorlardı... beş bile yetmezdi, altı belki yedi de olacaktı da hollandalı hakem kırmızı kartın çıktığı, sekiz oyuncunun değişimi için vaktin durduğu, aut atışlarında juventusluların kaleci dahil stoperlerinin topu çizgiye koymadan elle kontrol ettiği bir maçta sadece 2 yazıyla "iki" dakika uzatma oynattı. onun da gönlü razı gelmiyordu italyan devinin böyle çaresiz biçare "kurbanlık koyun" gibi kaçınılmaz sonu beklemeye...
sonu "mükemmel" biten maçtan sonra herkes okan buruk'tan tutun da topçuları tek tek övüyordu ama 2-1 yenik kapatılan ilk 45 dakikanın ardından sosyal medyada yunus başta olmak üzere barış, lang, sanchez, uğurcan ve kadro seçiminden dolayı okan buruk lime lime doğranıyordu. hele ki renkli tavla taşlarını mıknatıslı futbol sahası zemini üzerine yerleştirmeyi "teknik üstatlık" olan görenler neredeyse hocanın lisansını sorgulayacaklardı. özellikle juventıs'un attığı ikinci golü överken "spalletti taktik dehaymış, okan buruk dersine çalışmamışmış", oysa o pozisyonda benim aklıma metin türel'in ersun yanal'a söylediği o ikonik söz gelir: "hagi sana 30 metreden bir çakar, nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri"... on toptan dokuzunu auta atacak koopmeiners, hagi gibi bir vurdu gol oldu. o kadar...
okan buruk'un üst düzey teknik adamlar arasına girdiği, belki de sene sonu italya'ya transferini gerçekleştirecek maça dönersek, ligdeki eyüpspor karşılaşması zaten çıkabilecek kadronun ip uçlarını veriyordu. okan buruk bazı maçlarda sürprizi sever de her teknik adam gibi "hayati" maçlarda garantiyi de seçmektedir, bu nedenle kalede uğurcan, sağ bekte sallai, stoperlerde sanchez ve abdülkerim ile sol bekte jakobs'un olacağını tahmin etmek zor değildi. lemina yoktu ki, "hangi maçta olmasın? diye seçenek olsa iç sahada derdim diyen hoca, onun yerine torreira ve sara'yı görevlendirmişti. osimhen kesin bankoydu da, taraftarın da desteği ile bodo, bayern, tottenham maçları gibi rakibe baskı yapılacağı için güçlü barış ve preste başarılı olan yunus tercihi mantıklıydı. juventus'u iyi bilen genç yaşına rağmen bu ligin tecrübelisi lang mı yoksa sakatlıktan yeni dönen sane mi tercihinde, yine "garanti" adam olarak hollandalı vardı maçın başlangıç listesinde...
maçların başlangıçlarında üçlü artık klasiktir de, fenerbahçe'ye edilen küfür de galatasaray için bir başka klasik olmaya başladı. yönetimin jesti olarak tüm tribünlere dağıtılan sarı-kırmızılı bayraklar ellerde, gök gürültüsü gibi desibel rekorları kıracak bir tezahüratla konuk takıp topçuları şaşkına dönerken, maçın ilk tehlikeli atağı da sara'nın pasında yunus'un uzaktan auta giden şutu ile yazılıyordu kayıtlara. on dakika sonra da gol geldi, juventus'luların kenan'a yolladıkları taç atışında araya giren osimhen topu torreira'ya aktardı onun pasında lang ayaklarına dolaştırdı ama boşta kalan topa sara sol ayağının içiyle harika vurdu... sami yen yıkılıyordu, galatasaraylılar sevinç sarhoşuydu da erken gol deplasman ekibini şakına çevirmedi, orta noktaya topu dikip maçı başlattılar ve cambiasso'nun salına salına getirip ortasında kalulu kafayı vurdu, uğurcan kurtardı da selen topu içeri yollamak koopmeiners için hiç de zor değildi. kağıtlar tekrar baştan dağıtılacaktı...
maç başında beklenildiği gibi galatasaraylılar konuk takıma en önde baskı yapıyor, onların rahatça topla çıkmalarını engellerken, kaptığı toplarla da osimhen ile olsun abdülkerim'in kafalarıyla olsun ikinci gol için di gregorio'yu zorluyordu. presle top kapılıyordu da telaş ile çabukluk karıştırılınca istenilen "net" pozisyonlar yakalanamıyordu. özellikle "maestro"luk görevinde olan yunus'un hataları galatasaraylı savunmacıları zor durumda bırakıyordu ki genç topçunun faul beklediği bir anda siyah-beyazlılar topu kaptılar ve ani bir atakla ikinci golü atıverdiler...
1-0 galibiyetten, 2-1 yenik duruma düşmek... filmin sonu kötü bitecek diye "sosyal medya yangıncıları" parmaklarını çalıştırırken kendilerinden daha akıllı olan telefonlarında, ali sami yen tribünlerinde gerçek arma sevdalıları "re re re ra ra ra galatasaray galatasaray cim bom" diye motive ediyordu takımlarını...
sağ kanatta barış, hulk'a dönüşmüşçesine önüne gelen beki eziyor, hallaç pamuğu gibi atıp, yoluna devam ederken, rakiplerin tek çaresi onu "yaka paça" düşürmek oluyordu. cambiasso 18de sarı kart gördü de, 33te bir kez daha barış'ı arkadan çekti, hakem insaflıydı. üç dakika sonra mckennie'nin sallai'nin yüzüne vurmasına da "göz yumuyordu". rakibin ikinci golünde "faulle karışık" topu kaptıran yunus devrenin bitmesine beş dakika kala uzaktan kaleyi yokladı, di gregorio yere uzanarak zorlukla çeliyordu. ve devre biterken önce lang'ın şutu savunmaya çarpıp kornere gidiyor, sonra da kullanılan köşe atışında arka direğe gelen topa sallai istediği gibi vuramıyordu.
ikinci yarıya başlarken yine taraftarın yüksek desibelli tezahüratı inletiyordu stadyumu. zaten çok olmadan da barış'ın kendisini durdurması için spalletti tarafından cambiasso'nun yerine görevlendirilen cabal'dan sıyrılıp başlattığı atakta torreira iki juventuslu arasından kafayı vurdu, önüne düşen topa barış "abandı" ve kalecinden seken meşin yuvarlağı filelerle buluşturmak lang için hiç de zor olmuyordu. süper ligde asistlerle taraftarla tanışan hollandalı, gol açılışını da şampiyonlar arenasında yapıyordu. bundan seneler önce buffon'u üzen vatandaşı sneijder gibi lang da italyanları üzüyordu. 10 dakika sonra ise önce osimhen'in kafa pasında torreira'nın volesi auta gitmişti ama bir dakika sonra barış yine kanatta "deli danalar" gibi daldı, cabal çaresizce düşürüp sarı kart aldı ve topun başına geçen sara öyle bir vurdu ki sanchez dokunmasa yine kaleci topu filelerden çıkaracaktı ama kolombiyalı stoper "el patron" golün sahibiydi...
bir kez daha öne geçen galatasaray, farkı arttırmak için çabalarken, cabal bir kez daha barış'ı düşürdü ve artık oyundan çıkma vakti gelmişti... yaz transfer sezonunda önünde liverpool, city gibi takımlarla şampiyonlar liginde oynamak şansı varken vizyonsuz menajeri tarafından arabistana yollanmak istenen barış alper, sadece bu maçta yaptıkları ile değerini kat be kat arttırırken, ikamesi olarak napoli'den kiralanan ve takımının dördüncü golünü atan lang için de geçen yaz osimhen'de olduğu gibi napoli başkanı de laurentiis galatasaraylı yöneticileri fena zorlayacaktır.
rakip bir kişi eksik kalınca okan buruk da satranç ustası gibi hamlelerini oynamaya başlıyordu, önce yunus'la sane'yi değiştirdi, ki onun başlattığı preste thuram ceza sahasındaki kelly'ye verdi ve orada osimhen'in topu çalmasıyla lang oldukça klas, bir o kadar da soğukkanlı bir vuruşla farkı ikiye çıkarırken, okan buruk da rakibin hızlı kontra ataklarını durdurmak için abdülkerim'in yerine singo'yu alıyordu oyuna. bir de görevini fazlasıyla yapan barış çıkarken "kral" ıcardi taraftarın tezahüratları altında çimlere arz-ı endam yapıyordu...
galatasaray rakibini kendi ceza sahasına hapsetmiş, tüm hatlarıyla golü ararken singo'nun uzak mesafeli füzesi direği yalayarak auta gidiyor, taze güç boey ve eren rakibin kanatlarını kırarken, sane-osimhen birlikteliğinde osimhen'in yine rakibinden topu çalmasıyla boey yine galatasaray tarihinin unutulmaz maçlarında eboue'nin real madrid'e attığı golün benzerini di gregorio'nun koruduğu kaleye yolluyordu...
bu sene şampiyonlar liginde sadece real madrid'e 1-0 kaybeden juventus, yediği beş gole razıyken, daha fazlasını kalesinde görmemek için uğraş verirken, biraz hakemin "çabası" biraz da sarı-kırmızılı topçuların ciddiyetten uzaklaşmaları ile skor değişmiyordu ve hesap torino'ya kalıyordu...
2000li senelerde galatasaray üst üste şampiyon olup, her sene şampiyonlar liginde boy gösterirken milan ile sürekli eşleşiliyor ve italyanları kendi evlerine hep boynu bükük gönderiyordu galatasaray. şimdi juventus da aynı kaderi yaşıyor. 98de deplasmanda 2-2 biten maçtan sonra italyanların "terör protestosunu" bahane ederek "devlet güvencesi" alarak bir hafta geç geldikleri maçta suat kaya'nın kafa golü ile galatasaray yine kaybetmiyordu. 2003-2004 sezonunda ise italyanlar iç sahada 2-0 kazanırken, yine "mızlanarak" almanya'ya aldırdıkları ve mondragon'un devleştiği maçta ise galatasaray tokadı çakıyordu: 2-0... 2013-14 sezonu ise unutulmaz maçlara sahne oluyor, çiçeği burnunda hocası mancini'nin galatasaray'ın başında çıktığı maçta galatasaray deplasmanda juve ile 2-2 berabere kalırken, "iki gün süren" karlı maçta galatasaray sneijder'ın golü ile kazanıp, gruptan çıkıyordu... ve şimdi de 5-2lik bir galibiyet... artık darısı rövanşa...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
hakem oğuzhan çakır maçın sonuna altı dakika eklemişken, deplasman ekibinin ani gelişen atağında mohamed bayo çaprazdan uğurcan ile karşı karşıya kalıyor ve plase şutu ağlarla kucaklaşacakken son anda falso alıp direği sıyırıyordu... zaten o anın sonrası da sane'nin auta giden şutuyla maç sona eriyordu. işte, mayıs ayında son maç bittiğinde bu pozisyon belki de bir çok kişinin aklına gelecek, acaba galatasaray burada kaybettiği iki puanla şampiyonluğu mu kaybedecek yoksa bayo'nun golü kaçırması galatasaray'a şampiyonluk getiren "altın bir" puan mı olacak? sorunun cevabını mayıs ayında alacağız da biz bu geceye dönelim.
eksik oyuncuların, sakatların, yapılamayan transferlerin bir araya gelmesiyle yedek kulübesinde gencecik çocuklardan oluşan bir kadroyla maça çıkan galatasaray, rakip hoca burak yılmaz'ın cezalı olduğu ve kendisi gibi eksiklerle dolu bir takımı konuk ediyordu sami yen'de. hava şartları sert, ısıtıcılar çalışmıyor, maç biletleri pahalı, süper kupa mağlubiyetinin öfkelisi "seyirci" maça gelmeyince tribünlerin bir kısmı dolamamıştı da iki takımın da kafaları pek maçta değil gibiydi. dakikalar ona gelirken barış'ın kanattan çalımlarla ceza sahasına kadar gelip pasında yunus'un rahat pozisyonda plasesi auta giderken, 20. dakikada sane'nin serbest vuruşunda abdülkerim'in kafası az farkla auta gidiyordu. ve ev sahibi adına en tehlikeli pozisyon iki dakika sonra barış'ın köşe vuruşundan gelen topa lemina'nın plasesi direği yalıyordu. deplasman ekibi adına tek atak maxim'in köşe vuruşuna mujakiç'in kafasını uğurcan'ın çıkartması oluyordu.
galatasaray'ın saman alevi gibi bir alevlenip, bir durağanlaştığı ilk devre sonrası, ikinci yarı da benzer başladı da, abdülkerim'in ortasında ıcardi çok rahat attığı kafa gollerinden bir benzerini atamıyor, on dakika sonra da lemina'nın ara pasında kaleci ile karşıya pozisyonda vuruşunu arda önlüyordu. galatasaray gol için bastırıyor, barış'ın korner ortasında lemina'nın kafasını zafer çıkarırken, eskilerin kontra dediği, yeni terimle "geçiş hücumunda" yusuf'un taşıdığı topta üç galatasaraylıyı geçip, şutu abdülkerim'in eline çarpıyor ve topu önünde bulan bayo gol perdesini açıyordu.
geriye düşen galatasaray'da eren yerine kazımcan oyuna dahil olunca, onun uzun taç atışları gaziantep kalesinde tehlike yaratmaya başlarken, genç topçunun uzun menzilli bir taç atışında seken topta barış bitime 7 dakika kala skoru eşitliyordu.
kalan dakikalarda galatasaray galibiyeti aradı da bulduğu pozisyonlarda kale çizgisini ikinci defa geçemedi ve şampiyonluk yarışında iki puanı taraftarının ıslıkları arasında bıraktı.
geçen sene kasımpaşa maçının olaylı hakemi oğuzhan çakır ve yardımcıları, bu gece de taktıkları fıfa kokartına layik olmayan bir yönetim sergilediler. hakem ayağa basmalara kart çıkarmazken, oyunun durmasına oldukça fazla müsaade edip, uzatmalara eklemedi de... yardımcı hakem de 46. dakikada yunus'un ittirilmesine devam kararı verip, 63'te sane'nin rakibine teması olmamasına faul çalmasıyla rengini belli ediyordu.
maçın devre arasına giderken ve bitimindeki protestolara gelirsek, fatih terim'in protesto edildiği, muslera'nın ıslıklandığını gördükten sonra sosyal medyanın taraftarlığı bitirdiğini acı da olsa anladık da alışmak zor oluyor ama üç sene arka arkaya şampiyon olan takımın hocasına ve ıcardi gibi efsane golcüsüne söylenilenler bir kez daha kalbe giren o hançeri vahşice derine saplıyor. eskiden biz taraftarın sözü geçerdi, artık müşterilerin...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
geçen yıl "para kazanmak" için riyad'da yapılamayan "süper kupa" fiyaskosundan sonra yine "maddi" kaygılarla dört takıma yarı final ve final oynatacak bir statü ile ortaya çıkan bir süper kupa fikstüründe galatasaray ile trabzonspor gaziantep'te karşı karşıya geldi. süper ligin diğer takımları devre arası kampı yaparken, geçen yılın en başarılı dört takımı "cezalandırılmışçasına" "ara tatil" yapmadan bir haftada iki maça çıkacaktı. ilk düğmeyi yanlış iliklersen gerisi de yanlış gelir ya, hiç hesap edilmeden ortaya atılan bu fikstür sonrası, afrika kupası nedeniyle takımlar eksik kadrolarla sahaya çıkarken, maçların oynanacağı şehirlerin hatalı seçilmesi ve biletlerin o şehrin taraftarına satılmaması sebebiyle tribünler bomboştu, kışın ortasındaki soğuk hava nedeniyle de zemin berbattı...
bu koşullarda takımların "öteleme" talebini de reddedilince "mecburen" sahaya çıkacaktı galatasaray ve trabzonspor süper kupanın yarı finalinin ilk ayağını oynamak için. okan buruk, eski iki trabzonludan sakatlığı geçen uğurcan ile 45 günlük cezasını tamamlayan eren'i maçın başlangıç onbirine monte ederken, afrika kupasından yeni gelen lemina ile ülkesinden kısa bir süre öncesi dönen torreira'yı kulübede bekletirken, sallai, ilkay, sara, yunus, sana, barış, icardi gibi hücum adamlarıyla başlıyordu maça...
trabzonspor'un galatasaray'a göre daha fazla eksiği olup, onların yerine ikame edecekleri oyuncuları olmayınca fatih tekke elindekilerle en ideal kadroyu çıkarıp, galatasaray'la "kafa kafaya" çarpışmak yerine rakibini durdurup, olaigbe ve agusto gibi hızlı topçularla skor bulmayı arzulamıştı. hedefi de tam on ikiden vurdu daha beşinci dakikada ama maçın açılış golünü atan augusto bir metre ofsayttaydı topla buluştuğunda.
galatasaray ise ilkay'ın bir maestro gibi sanchez ve abdülkerim'in arasına girerek aldığı toplarla başlattığı ataklarla çift hatlı trabzonspor savunmasını yarmak için sağ ve sol kanatlarda topu dolaştırıp, savunmada bir yarık arıyordu. önce sane'nin ortasında kaleciden seken topta sara'nın yumuşak kafası geldi, sonra da sara'nın savunma arkasına koşu atan barış'a "al da at" pasında genç topçu sakin kalamayınca, topu fileler yerine kale arkasındaki filelere yolluyordu. topun hakimi galatasaraydı da tehlikeli ataklar trabzon'dan gelmişti, olaigbe'nin şutunu uğurcan kornere çelerken, zubkov'un çaprazdan sert vuruşu da direği yalayarak auta gidiyordu.
maça damga vuracağı her halinden belli olan ve rakip sol tarafı "yolgeçen hanına" çeviren sane'nin karşısındaki topçuya bacak arası çalım atıp ceza sahasına girer girmez şutunun dağlara gitmesine sahanın berbat hali vesile olurken, yedi dakika sonra alman topçunun zekice sallai'ye yolladığı topla başlayan atakta barış alper yılmaz galatasaray adına 2026 yılının ilk golünü atıyordu.
gittikçe ağırlaşan zeminde, galatasaray'ın golünden sonra iki takım da bolca top kaybı yapıp rakip kalede kayda değer pozisyon olmazken, devrenin uzatma dakikalarında sallai'nin yunus'u savunma arkasına kaçırması sonrası, yunus'un ıcardi'yi görmesi ve "golcü"nün zekice asistinde eren takımının ikinci golüne imza atıyordu. eren'in golden sonra okan buruk'a koşup uzun uzun sarılması, sahada göz yaşı dökmesi bu genç topçunun 45 gün boyunca yaşadıklarının dışa vurumuydu...
rahat geçen bir ilk devrenin devamında uğurcan'ın uzun mesafeli pasında onana'nın da hatalı çıkışında barış'ın ceza sahası dışından kafasında top "tıngır mıngır" gidip çizgiyi geçmek yerine direğe çarpınca maçın ipi çekilmiyor, genç topçulara da şans gelmiyordu. zira bir kaç dakika sonra yunus'un pasında ıcardi de plase ile skoru arttıramayınca, trabzonspor'un en iyilerinden olaigbe'nin sert pasında agusto abdülkerim'den "atik" çıkıp topa dokununca fark tek sayıya iniyor ve bordo-mavililer eşitlik için cesaretleniyordu.
rakibin beraberlik için yüklenmesi sonrası ilkay-torreira değişikliği ile okan buruk orta sahayı tekrar almayı planlarken, savunma arkasına atılan uzun bir topta augusto'nun pasında olaigbe boş kale yerine topu reklam panolarına nişanlayınca fatih tekke saç baş yoluyordu saha kenarında. ve yine trabzonspor'un gol için çok adamla yüklendiği bir pozisyonda barış alper yılmaz zunbkov'dan topu kapıyor, rakibinin itmesine kakmasına çekmesine aldırmadan topu taşıyıp, sane'ye aktarıyor ve alman topçunun beceri ve zeka kokan çalım-pasında yunus kariyerinin en kolay gollerinden birini atıyordu.
farkın açılmasıyla okan hoca yunus ve eren'i kenara alırken, yerlerine kaan ve kazımcan'ı görevlendiriyor ve cumartesi günü oynanacak finalin hesaplarını yaparken, trabzonspor'da olaigbe ve zubkov'un takımları adına ikinci gol çabaları sonuç vermiyordu. lemina ve ahmed'in oyuna girmesi sonrası başakşehir kupa maçında attığı golle morallenen ahmed'in pasında "sol bekte ben de varım" diyen kazımcan'ın ortasında ıcardi "fox in the box" olduğunu bir kez daha ispatlıyordu... bir gol ve asiste ulaşan mauro ıcardi, en çok gol atan yabancı oyuncu rekorunu gaziantep'te kıracaktı da onana ile karşı karşıya şutunda trabzonspor'un file bekçisi başarılıydı...
galatasaray, trabzonspor'u 4-1 ile geçerken, sahadaki iki takımın oyuncularının olduğu nijerya ise aynı dakikalarda mozambik'i osimhen'in iki gol attığı maçta 4-0 ile geçip adını çeyrek finale yazdırıyordu...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
geçen yıl "para kazanmak" için riyad'da yapılamayan "süper kupa" fiyaskosundan sonra yine "maddi" kaygılarla dört takıma yarı final ve final oynatacak bir statü ile ortaya çıkan bir süper kupa fikstüründe galatasaray ile trabzonspor gaziantep'te karşı karşıya geldi. süper ligin diğer takımları devre arası kampı yaparken, geçen yılın en başarılı dört takımı "cezalandırılmışçasına" "ara tatil" yapmadan bir haftada iki maça çıkacaktı. ilk düğmeyi yanlış iliklersen gerisi de yanlış gelir ya, hiç hesap edilmeden ortaya atılan bu fikstür sonrası, afrika kupası nedeniyle takımlar eksik kadrolarla sahaya çıkarken, maçların oynanacağı şehirlerin hatalı seçilmesi ve biletlerin o şehrin taraftarına satılmaması sebebiyle tribünler bomboştu, kışın ortasındaki soğuk hava nedeniyle de zemin berbattı...
bu koşullarda takımların "öteleme" talebini de reddedilince "mecburen" sahaya çıkacaktı galatasaray ve trabzonspor süper kupanın yarı finalinin ilk ayağını oynamak için. okan buruk, eski iki trabzonludan sakatlığı geçen uğurcan ile 45 günlük cezasını tamamlayan eren'i maçın başlangıç onbirine monte ederken, afrika kupasından yeni gelen lemina ile ülkesinden kısa bir süre öncesi dönen torreira'yı kulübede bekletirken, sallai, ilkay, sara, yunus, sana, barış, icardi gibi hücum adamlarıyla başlıyordu maça...
trabzonspor'un galatasaray'a göre daha fazla eksiği olup, onların yerine ikame edecekleri oyuncuları olmayınca fatih tekke elindekilerle en ideal kadroyu çıkarıp, galatasaray'la "kafa kafaya" çarpışmak yerine rakibini durdurup, olaigbe ve agusto gibi hızlı topçularla skor bulmayı arzulamıştı. hedefi de tam on ikiden vurdu daha beşinci dakikada ama maçın açılış golünü atan augusto bir metre ofsayttaydı topla buluştuğunda.
galatasaray ise ilkay'ın bir maestro gibi sanchez ve abdülkerim'in arasına girerek aldığı toplarla başlattığı ataklarla çift hatlı trabzonspor savunmasını yarmak için sağ ve sol kanatlarda topu dolaştırıp, savunmada bir yarık arıyordu. önce sane'nin ortasında kaleciden seken topta sara'nın yumuşak kafası geldi, sonra da sara'nın savunma arkasına koşu atan barış'a "al da at" pasında genç topçu sakin kalamayınca, topu fileler yerine kale arkasındaki filelere yolluyordu. topun hakimi galatasaraydı da tehlikeli ataklar trabzon'dan gelmişti, olaigbe'nin şutunu uğurcan kornere çelerken, zubkov'un çaprazdan sert vuruşu da direği yalayarak auta gidiyordu.
maça damga vuracağı her halinden belli olan ve rakip sol tarafı "yolgeçen hanına" çeviren sane'nin karşısındaki topçuya bacak arası çalım atıp ceza sahasına girer girmez şutunun dağlara gitmesine sahanın berbat hali vesile olurken, yedi dakika sonra alman topçunun zekice sallai'ye yolladığı topla başlayan atakta barış alper yılmaz galatasaray adına 2026 yılının ilk golünü atıyordu.
gittikçe ağırlaşan zeminde, galatasaray'ın golünden sonra iki takım da bolca top kaybı yapıp rakip kalede kayda değer pozisyon olmazken, devrenin uzatma dakikalarında sallai'nin yunus'u savunma arkasına kaçırması sonrası, yunus'un ıcardi'yi görmesi ve "golcü"nün zekice asistinde eren takımının ikinci golüne imza atıyordu. eren'in golden sonra okan buruk'a koşup uzun uzun sarılması, sahada göz yaşı dökmesi bu genç topçunun 45 gün boyunca yaşadıklarının dışa vurumuydu...
rahat geçen bir ilk devrenin devamında uğurcan'ın uzun mesafeli pasında onana'nın da hatalı çıkışında barış'ın ceza sahası dışından kafasında top "tıngır mıngır" gidip çizgiyi geçmek yerine direğe çarpınca maçın ipi çekilmiyor, genç topçulara da şans gelmiyordu. zira bir kaç dakika sonra yunus'un pasında ıcardi de plase ile skoru arttıramayınca, trabzonspor'un en iyilerinden olaigbe'nin sert pasında agusto abdülkerim'den "atik" çıkıp topa dokununca fark tek sayıya iniyor ve bordo-mavililer eşitlik için cesaretleniyordu.
rakibin beraberlik için yüklenmesi sonrası ilkay-torreira değişikliği ile okan buruk orta sahayı tekrar almayı planlarken, savunma arkasına atılan uzun bir topta augusto'nun pasında olaigbe boş kale yerine topu reklam panolarına nişanlayınca fatih tekke saç baş yoluyordu saha kenarında. ve yine trabzonspor'un gol için çok adamla yüklendiği bir pozisyonda barış alper yılmaz zunbkov'dan topu kapıyor, rakibinin itmesine kakmasına çekmesine aldırmadan topu taşıyıp, sane'ye aktarıyor ve alman topçunun beceri ve zeka kokan çalım-pasında yunus kariyerinin en kolay gollerinden birini atıyordu.
farkın açılmasıyla okan hoca yunus ve eren'i kenara alırken, yerlerine kaan ve kazımcan'ı görevlendiriyor ve cumartesi günü oynanacak finalin hesaplarını yaparken, trabzonspor'da olaigbe ve zubkov'un takımları adına ikinci gol çabaları sonuç vermiyordu. lemina ve ahmed'in oyuna girmesi sonrası başakşehir kupa maçında attığı golle morallenen ahmed'in pasında "sol bekte ben de varım" diyen kazımcan'ın ortasında ıcardi "fox in the box" olduğunu bir kez daha ispatlıyordu... bir gol ve asiste ulaşan mauro ıcardi, en çok gol atan yabancı oyuncu rekorunu gaziantep'te kıracaktı da onana ile karşı karşıya şutunda trabzonspor'un file bekçisi başarılıydı...
galatasaray, trabzonspor'u 4-1 ile geçerken, sahadaki iki takımın oyuncularının olduğu nijerya ise aynı dakikalarda mozambik'i osimhen'in iki gol attığı maçta 4-0 ile geçip adını çeyrek finale yazdırıyordu...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
geçen yıl "para kazanmak" için riyad'da yapılamayan "süper kupa" fiyaskosundan sonra yine "maddi" kaygılarla dört takıma yarı final ve final oynatacak bir statü ile ortaya çıkan bir süper kupa fikstüründe galatasaray ile trabzonspor gaziantep'te karşı karşıya geldi. süper ligin diğer takımları devre arası kampı yaparken, geçen yılın en başarılı dört takımı "cezalandırılmışçasına" "ara tatil" yapmadan bir haftada iki maça çıkacaktı. ilk düğmeyi yanlış iliklersen gerisi de yanlış gelir ya, hiç hesap edilmeden ortaya atılan bu fikstür sonrası, afrika kupası nedeniyle takımlar eksik kadrolarla sahaya çıkarken, maçların oynanacağı şehirlerin hatalı seçilmesi ve biletlerin o şehrin taraftarına satılmaması sebebiyle tribünler bomboştu, kışın ortasındaki soğuk hava nedeniyle de zemin berbattı...
bu koşullarda takımların "öteleme" talebini de reddedilince "mecburen" sahaya çıkacaktı galatasaray ve trabzonspor süper kupanın yarı finalinin ilk ayağını oynamak için. okan buruk, eski iki trabzonludan sakatlığı geçen uğurcan ile 45 günlük cezasını tamamlayan eren'i maçın başlangıç onbirine monte ederken, afrika kupasından yeni gelen lemina ile ülkesinden kısa bir süre öncesi dönen torreira'yı kulübede bekletirken, sallai, ilkay, sara, yunus, sana, barış, icardi gibi hücum adamlarıyla başlıyordu maça...
trabzonspor'un galatasaray'a göre daha fazla eksiği olup, onların yerine ikame edecekleri oyuncuları olmayınca fatih tekke elindekilerle en ideal kadroyu çıkarıp, galatasaray'la "kafa kafaya" çarpışmak yerine rakibini durdurup, olaigbe ve agusto gibi hızlı topçularla skor bulmayı arzulamıştı. hedefi de tam on ikiden vurdu daha beşinci dakikada ama maçın açılış golünü atan augusto bir metre ofsayttaydı topla buluştuğunda.
galatasaray ise ilkay'ın bir maestro gibi sanchez ve abdülkerim'in arasına girerek aldığı toplarla başlattığı ataklarla çift hatlı trabzonspor savunmasını yarmak için sağ ve sol kanatlarda topu dolaştırıp, savunmada bir yarık arıyordu. önce sane'nin ortasında kaleciden seken topta sara'nın yumuşak kafası geldi, sonra da sara'nın savunma arkasına koşu atan barış'a "al da at" pasında genç topçu sakin kalamayınca, topu fileler yerine kale arkasındaki filelere yolluyordu. topun hakimi galatasaraydı da tehlikeli ataklar trabzon'dan gelmişti, olaigbe'nin şutunu uğurcan kornere çelerken, zubkov'un çaprazdan sert vuruşu da direği yalayarak auta gidiyordu.
maça damga vuracağı her halinden belli olan ve rakip sol tarafı "yolgeçen hanına" çeviren sane'nin karşısındaki topçuya bacak arası çalım atıp ceza sahasına girer girmez şutunun dağlara gitmesine sahanın berbat hali vesile olurken, yedi dakika sonra alman topçunun zekice sallai'ye yolladığı topla başlayan atakta barış alper yılmaz galatasaray adına 2026 yılının ilk golünü atıyordu.
gittikçe ağırlaşan zeminde, galatasaray'ın golünden sonra iki takım da bolca top kaybı yapıp rakip kalede kayda değer pozisyon olmazken, devrenin uzatma dakikalarında sallai'nin yunus'u savunma arkasına kaçırması sonrası, yunus'un ıcardi'yi görmesi ve "golcü"nün zekice asistinde eren takımının ikinci golüne imza atıyordu. eren'in golden sonra okan buruk'a koşup uzun uzun sarılması, sahada göz yaşı dökmesi bu genç topçunun 45 gün boyunca yaşadıklarının dışa vurumuydu...
rahat geçen bir ilk devrenin devamında uğurcan'ın uzun mesafeli pasında onana'nın da hatalı çıkışında barış'ın ceza sahası dışından kafasında top "tıngır mıngır" gidip çizgiyi geçmek yerine direğe çarpınca maçın ipi çekilmiyor, genç topçulara da şans gelmiyordu. zira bir kaç dakika sonra yunus'un pasında ıcardi de plase ile skoru arttıramayınca, trabzonspor'un en iyilerinden olaigbe'nin sert pasında agusto abdülkerim'den "atik" çıkıp topa dokununca fark tek sayıya iniyor ve bordo-mavililer eşitlik için cesaretleniyordu.
rakibin beraberlik için yüklenmesi sonrası ilkay-torreira değişikliği ile okan buruk orta sahayı tekrar almayı planlarken, savunma arkasına atılan uzun bir topta augusto'nun pasında olaigbe boş kale yerine topu reklam panolarına nişanlayınca fatih tekke saç baş yoluyordu saha kenarında. ve yine trabzonspor'un gol için çok adamla yüklendiği bir pozisyonda barış alper yılmaz zunbkov'dan topu kapıyor, rakibinin itmesine kakmasına çekmesine aldırmadan topu taşıyıp, sane'ye aktarıyor ve alman topçunun beceri ve zeka kokan çalım-pasında yunus kariyerinin en kolay gollerinden birini atıyordu.
farkın açılmasıyla okan hoca yunus ve eren'i kenara alırken, yerlerine kaan ve kazımcan'ı görevlendiriyor ve cumartesi günü oynanacak finalin hesaplarını yaparken, trabzonspor'da olaigbe ve zubkov'un takımları adına ikinci gol çabaları sonuç vermiyordu. lemina ve ahmed'in oyuna girmesi sonrası başakşehir kupa maçında attığı golle morallenen ahmed'in pasında "sol bekte ben de varım" diyen kazımcan'ın ortasında ıcardi "fox in the box" olduğunu bir kez daha ispatlıyordu... bir gol ve asiste ulaşan mauro ıcardi, en çok gol atan yabancı oyuncu rekorunu gaziantep'te kıracaktı da onana ile karşı karşıya şutunda trabzonspor'un file bekçisi başarılıydı...
galatasaray, trabzonspor'u 4-1 ile geçerken, sahadaki iki takımın oyuncularının olduğu nijerya ise aynı dakikalarda mozambik'i osimhen'in iki gol attığı maçta 4-0 ile geçip adını çeyrek finale yazdırıyordu...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
geçen yıl "para kazanmak" için riyad'da yapılamayan "süper kupa" fiyaskosundan sonra yine "maddi" kaygılarla dört takıma yarı final ve final oynatacak bir statü ile ortaya çıkan bir süper kupa fikstüründe galatasaray ile trabzonspor gaziantep'te karşı karşıya geldi. süper ligin diğer takımları devre arası kampı yaparken, geçen yılın en başarılı dört takımı "cezalandırılmışçasına" "ara tatil" yapmadan bir haftada iki maça çıkacaktı. ilk düğmeyi yanlış iliklersen gerisi de yanlış gelir ya, hiç hesap edilmeden ortaya atılan bu fikstür sonrası, afrika kupası nedeniyle takımlar eksik kadrolarla sahaya çıkarken, maçların oynanacağı şehirlerin hatalı seçilmesi ve biletlerin o şehrin taraftarına satılmaması sebebiyle tribünler bomboştu, kışın ortasındaki soğuk hava nedeniyle de zemin berbattı...
bu koşullarda takımların "öteleme" talebini de reddedilince "mecburen" sahaya çıkacaktı galatasaray ve trabzonspor süper kupanın yarı finalinin ilk ayağını oynamak için. okan buruk, eski iki trabzonludan sakatlığı geçen uğurcan ile 45 günlük cezasını tamamlayan eren'i maçın başlangıç onbirine monte ederken, afrika kupasından yeni gelen lemina ile ülkesinden kısa bir süre öncesi dönen torreira'yı kulübede bekletirken, sallai, ilkay, sara, yunus, sana, barış, icardi gibi hücum adamlarıyla başlıyordu maça...
trabzonspor'un galatasaray'a göre daha fazla eksiği olup, onların yerine ikame edecekleri oyuncuları olmayınca fatih tekke elindekilerle en ideal kadroyu çıkarıp, galatasaray'la "kafa kafaya" çarpışmak yerine rakibini durdurup, olaigbe ve agusto gibi hızlı topçularla skor bulmayı arzulamıştı. hedefi de tam on ikiden vurdu daha beşinci dakikada ama maçın açılış golünü atan augusto bir metre ofsayttaydı topla buluştuğunda.
galatasaray ise ilkay'ın bir maestro gibi sanchez ve abdülkerim'in arasına girerek aldığı toplarla başlattığı ataklarla çift hatlı trabzonspor savunmasını yarmak için sağ ve sol kanatlarda topu dolaştırıp, savunmada bir yarık arıyordu. önce sane'nin ortasında kaleciden seken topta sara'nın yumuşak kafası geldi, sonra da sara'nın savunma arkasına koşu atan barış'a "al da at" pasında genç topçu sakin kalamayınca, topu fileler yerine kale arkasındaki filelere yolluyordu. topun hakimi galatasaraydı da tehlikeli ataklar trabzon'dan gelmişti, olaigbe'nin şutunu uğurcan kornere çelerken, zubkov'un çaprazdan sert vuruşu da direği yalayarak auta gidiyordu.
maça damga vuracağı her halinden belli olan ve rakip sol tarafı "yolgeçen hanına" çeviren sane'nin karşısındaki topçuya bacak arası çalım atıp ceza sahasına girer girmez şutunun dağlara gitmesine sahanın berbat hali vesile olurken, yedi dakika sonra alman topçunun zekice sallai'ye yolladığı topla başlayan atakta barış alper yılmaz galatasaray adına 2026 yılının ilk golünü atıyordu.
gittikçe ağırlaşan zeminde, galatasaray'ın golünden sonra iki takım da bolca top kaybı yapıp rakip kalede kayda değer pozisyon olmazken, devrenin uzatma dakikalarında sallai'nin yunus'u savunma arkasına kaçırması sonrası, yunus'un ıcardi'yi görmesi ve "golcü"nün zekice asistinde eren takımının ikinci golüne imza atıyordu. eren'in golden sonra okan buruk'a koşup uzun uzun sarılması, sahada göz yaşı dökmesi bu genç topçunun 45 gün boyunca yaşadıklarının dışa vurumuydu...
rahat geçen bir ilk devrenin devamında uğurcan'ın uzun mesafeli pasında onana'nın da hatalı çıkışında barış'ın ceza sahası dışından kafasında top "tıngır mıngır" gidip çizgiyi geçmek yerine direğe çarpınca maçın ipi çekilmiyor, genç topçulara da şans gelmiyordu. zira bir kaç dakika sonra yunus'un pasında ıcardi de plase ile skoru arttıramayınca, trabzonspor'un en iyilerinden olaigbe'nin sert pasında agusto abdülkerim'den "atik" çıkıp topa dokununca fark tek sayıya iniyor ve bordo-mavililer eşitlik için cesaretleniyordu.
rakibin beraberlik için yüklenmesi sonrası ilkay-torreira değişikliği ile okan buruk orta sahayı tekrar almayı planlarken, savunma arkasına atılan uzun bir topta augusto'nun pasında olaigbe boş kale yerine topu reklam panolarına nişanlayınca fatih tekke saç baş yoluyordu saha kenarında. ve yine trabzonspor'un gol için çok adamla yüklendiği bir pozisyonda barış alper yılmaz zunbkov'dan topu kapıyor, rakibinin itmesine kakmasına çekmesine aldırmadan topu taşıyıp, sane'ye aktarıyor ve alman topçunun beceri ve zeka kokan çalım-pasında yunus kariyerinin en kolay gollerinden birini atıyordu.
farkın açılmasıyla okan hoca yunus ve eren'i kenara alırken, yerlerine kaan ve kazımcan'ı görevlendiriyor ve cumartesi günü oynanacak finalin hesaplarını yaparken, trabzonspor'da olaigbe ve zubkov'un takımları adına ikinci gol çabaları sonuç vermiyordu. lemina ve ahmed'in oyuna girmesi sonrası başakşehir kupa maçında attığı golle morallenen ahmed'in pasında "sol bekte ben de varım" diyen kazımcan'ın ortasında ıcardi "fox in the box" olduğunu bir kez daha ispatlıyordu... bir gol ve asiste ulaşan mauro ıcardi, en çok gol atan yabancı oyuncu rekorunu gaziantep'te kıracaktı da onana ile karşı karşıya şutunda trabzonspor'un file bekçisi başarılıydı...
galatasaray, trabzonspor'u 4-1 ile geçerken, sahadaki iki takımın oyuncularının olduğu nijerya ise aynı dakikalarda mozambik'i osimhen'in iki gol attığı maçta 4-0 ile geçip adını çeyrek finale yazdırıyordu...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot