ligin en az gol yiyen takımına 3 gol attık. osimhen'siz. üstelik sane'nin, singo'nun, sara'nin sacma top kayıpları olmasina ragmen.
bu 3 puan bize mutluluk, dusmanlarimiza huzur verdi. simdi mac mac ilerlemeliyiz. kocaeli maci sonraki macimiz. ilk macimizi unutmadan, hafife almadan ve düşmanca tavir olmadan topumuzu oynayıp taraftarimizin destegi ile 3 puanimizi alıp yolumuza devam ederiz insallah.

maçtan önce oyun önemli değil, yarım sıfır da olsa olur diyordum ama 2-1'den sonra 3.gol gelene kadar olan kısım fena can sıktı.

yine de ölüm fikstürü olarak nitelendirilen bu dönemecin son maçıyla birlikte, 4 puan farkla lider kalabilmek çok iyi. yürüyelim arkadaşlar.

şampiyonluk modunu açan maç.

kritik viraj dönüldü. kuleden dönen var.

bu maç bana yıllar önce oynadığımız mersin idman yurdu maçını hatırlattı. muslera olmasa o maçı kazanamazdık bugün de uğurcan olmasa galip gelemezdik. kritik virajı döndük osimhen gelene kadar kayıpsız gitmek önemli.

gs Vector Logo

ligin son 6 haftasına girilmiş, 27 maçta 20 gol yemiş takıma 3 gol atılmış, hala hunharca eleştiri yapmanın derdinde çoğu kimse.

neymiş galatasaray kültürü bunu gerektirir,

çok ta halt afedersiniz, şu saatten sonra 3 puan alındığı an benim olayım biter.

puanları iyi oynayanlara değil rakibinden daha çok gol atanlara veriyorlar.

eline ayağına sağlık takım.

jacobs, boey, singo, lemina, elmalı, barış... bu kadar pas özürlü futbolcuyla geriden defalarca oyun kurarak oyuna başladık. neyseki göztepe hocası bu özrümüzü ikinci yarıda fark edebildi. durum 0-2 iken bile defansımıza baskı yapmadan, topun arkasına geçerek oynadı. yani ilk 45 dakikayı bu kez izmir temsilcisi çöpe attı. zaten ikinci yarı baskıdan karşılık görünce dozajı arttırdı ama bu kez futbolun tanrıları galatasaray'dan yanaydı.

stoilov, galatasaray'ın hava toplarındaki zaafiyetini her fırsatta değerlendirmeye çalıştı. neredeyse orta saha civarındaki taç atışlarını bile ceza sahasına uzun kullandırdı. her kornerde göztepeliler bir şekilde kafa vurmayı başardılar. yan top savunmamız maalesef iyice düştü. bazı pozisyonlarda galatasaray'dan kimse topa sıçramaya bile tenezzül etmedi. o ufacık juan ve helliton'un vurduğu kafaları ben sayamadım. maalesef artık nur topu gibi bir sorunumuz daha var: yan top savunması.

singo'dan ikinci stoper olmayacağını anlamak için daha kaç puan kaybetmemiz gerektiğini bilmiyorum. yerini kaybediyor, en ufak bir şarjda dengesini kaybediyor, pas tekniği ve pas tercihlerinde çok zayıf. maalesef singo 3'lü oynayan takımlar için biçilmiş kaftan ama galatasaray için uygun bir profil değil.

sezon sonuna doğru ayyuka çıkan bir diğer sıkıntımız da rakiplerin agresif ve sertliğine cevap veremeyişimiz. bunu herkes anladı artık. rakip forvetlerden resmen dayak yiyiyor stoperlerimiz. orta sahada herkes bize temas ederek oynuyor, döndürmüyorlar. sane içe kat ettiği anda sertlik görüyor, barış da bu sertlikten payını alıyor, sallai de. ve maalesef bu agresifliğe cevap veremiyor donuyoruz.

evet, bir biçimde kazandık ama bunda şansımız ve stoilov'un yanlış bir anlayışla sahaya çıkışının yanında göztepe'nin ofansif yönünün zayıf olması da etkendi. yine de kazanmamız iyi oldu. takımımım artık bir ivmeye ihtiyacı vardı. hafta sonu kocaelispor ile sahamızda oynayıp galip gelerek arkamızdaki rüzgarı arttırmalıyız. buradan kimseye verilecek bir şampiyonluk yok galatasaray'da. türk futbolundaki konjonktüre bakınca allah muhafaza fenerbahçe ya da trabzonspor'dan birinin şampiyon olması durumunda hakkımızda passat medyasının neler yazıp çizeceğini düşünmek bile istemiyorum.

milli takım sonrası yorgun bir kadro. orta sahada topu ayağımıza almak zorunda olduğumuzdan bahsetmiştim. 2 x 6 numara garabetinden kurtulmaktan söz ediyordum. beklediğim kadrodan bir tek asprilla farklıydı. belki de doğruydu lang ve yunus’a mesaj vermek ama çok önemli değil, profiller benzer.

ilk yarı ekstra gollerle 0-2 oldu. göztepe pres yapamadı. yaptığı anda direkt pozisyona girdik. yapmadığı anlarda bile vücut dili olarak fazla korkaktık. hızla topu ayağından çıkarmaya çalışıyor topçular. ne gerek var algılayamıyorum. sanırım oynadığımız bu yeni oyuna alışık olmayışımızla alakalı…

nihayetinde ikinci yarı serbest bir şekilde düşmeye başladık. osimhenli, bas bas, uzun at, sekeni kovala, tempoyu arttır oyunundan pas oyununa dönüştüğümüz ya da dönüşmek zorunda kaldığımız için, farketmez, kolay bir geçiş olamazdı zaten. öyle kolay değil bir takım alışkanlıkları şıkır şıkır sağlamak. sağlam bir baskı yediğinde takımın alışık olmadığı düzende sallanmasına neden oldu. çok abes bir durum değil. pas soğukkanlılığını her saniye biraz daha bir kenara bıraktık.

abes olan şu; sane koşmayı bıraktı. ne geri ne ileri. kenara alıp viral olan luis enrique’nin mbappe’ye yaptığı defansif aksiyonlarla alakalı bir konuşması vardı, onu kendisine yapmak gerekiyorken, oyunda tuttu hoca. bu durumu daha da abesleştirdi. sane’nin koşmadığı ve desteğe gelmediği yere sahanın ortasından asprilla gelince, o tereddütle doğru basamadı, baskısız orta yaptırınca golü yedik.

sane’nin hem hücumda hem savunmada etkisizliği, gevşekliği, şampiyonluk stresi, tribünlerin coşkusu, momentum… derken korkak bir görüntü, aciz bir görüntüye dönüştü. e ilkay düştü doğal. bitik halde fiziken. bu kadro planlamasında orta sahada oyunu demleyen bir oyuncuya “mecbur” olduğumuzu düşünüyorum. bu durumda ilkay’a mecburiyet rezalet bir planlama yaptığımıza işaret ediyor. sara’nın bir an önce sağlıklı dönmesi gerekiyor 8 numaraya.

sane kabak gibi bir sorunken, oyunda kaldı. asprilla-eren, jakops-sara biraz daha sertlik, biraz daha atletizme dönük değişiklikler oldu. aslında savunmaya dönük bir değişiklikti. bence o baskıda normal. elde çok kaliteli taktiksel devamlılığı sağlayacak, baskıyı kaldıracak oyuncular yok.

ama…

kenarda, lang, yunus hatta öne atılabilecek eren gibi alternatifler varken sahada kalması benim nezdimde kabul edilemez. bu durum takımın sahadaki gücünü düşürürken rakibe de momentum kazandırıyor. tıpkı icardi’nin trabzon’da sahada kalması gibi…

hiç bir oyuncunun fanı ya da karşısında değilim. olması gerekenin olmamasına katlanamıyorum artık. oyunculara bu kadar müsemma görmek istemiyorum. şampiyonluk yolundayız yahu. i̇kinci yarı sadece 1 şut çektik. bu hale düşmeyi kenardan izlemek doğru değil. ya da tespitini yapamamak kabul edilebilir değil.

takım içinde birbirini sevmeyen ya da memnuniyetsiz olan ya da farklı sorunlar yaşayan oyuncular olduğu aşikar ama saha içerisinde oynamayanı kenara alabileceğimiz bir kadromuz var yani. oyunun şeklini değiştirebilecek bir kadromuz var. bu konuda daha atik bir kenar yönetimi olmak zorunda! aksi halde şampiyonluk zor.

sahada sadece formanın hakkını verenler kalmalı. icardi, sane gibi topu kaybedince hareketsiz kalan, topa gitsem mi gitmesem mi gibi asla kabul edilemez bir vücut dili sergileyen oyuncular sahadaki ağırlığımızdan yiyor. şampiyonluk puanların, fikstürün, matematiğin hesabıyla gelmez, sahada koyduğun ağırlıkla, özveriyle gelir.

galatasaray’ı şampiyonluk yolundayken hiç bu kadar gevşek bir vücut dilinde görmemiştim. bir an önce kanatlardaki mücadeleyi arttırmak zorundayız.

ligin başında ve sonunda mükemmel oyun aranmaz. bu maç da öyle bir maç. kazanıp rahatlamak ve ölü toprağını üzerimizden atmamız gerekiyordu.

ilk yarı çok rahat beş gol atabilirdik. bitircilikte çok daha ciddi olmalıyız.

ince paslarda topun şiddetini ayarlasak çok rahat kaleci ile karşı karşıya kalabilirdik. her ne olursa olsun bu deplasmanı üç puan ile geçmek çok önemliydi. hepsinin ayağına yüreğine sağlık.

gs Vector Logo

ilk yarı iyi oyun, 2. yarı kötü oyun, çok şükür 3 puan.

yazıldı mı bilmiyorum ama karşılaşmanın ilk yarısı (ikinci yarıyı izlemedim) göztepe aşırı temaslı bir oyun oynadı, hatta bir çok pozisyonda direkt kafaya nişan aldılar ama hakem bey bunları hep es geçti. bunun neticesi bizim takımın tamamı üç bölgede de kırılganlık gösterdi.
belki bu maçı kazandık ama temaslı oyunda hemen düşmemeyi öğrenmemiz lazım (lig bitti neredeyse...)

« / 65 »
Kayıt Ol