pozisyon alma kategorisinde osimhen'i 7, mert hakan'ı 12 yaparak beni yerlere yeksan eden oyun.
bu arada 2 oyuncunun dribling ve dayanıklılık notları da aynı. o zaman osimhen'i gönderip "komutan"ı alalım ocak ayında niye bu kadar para veriyoruz.
galatasaray'ın 23. şampiyonluğunda büyük rol oynamış, gerçekten de 5-6 yaşlarında, artık tuttuğu takım oturmaya başlamış yüzbinlerce çocuğu galatasaraylı yapmış bir futbolcu olarak "bitmiş", "futbol onu bırakmış" gibi ifadeleri hak etmeyen, bununla beraber artık galatasaray'da saha içi planını aksatan bir havaya bürünen futbolcu.
hem özel hayatının hem saha içi performansının geriye gitmesi, sakatlık, taraftarın sevgisinin artık osimhen'e kayması, bunların hepsini aşağı yukarı 1 yılda yaşayan bir insanın bu buhrandan çıkması zordur ki buradaki sevgiyi, her şey kötü giderken, "saving grace" denen, eldeki tek kalan şey olarak görüyordu. bunun da gidişi onu çok yaralar. yapılması gereken yönetim ve taraftarın aynı dilden kendisine beklentisini net olarak bildirmesi ve onun da artık geri kalan kabiliyetleri gereği bunu kabul etmesidir. bu harika hikayenin kırgınlıkla bitmesi çok acı olur. bugün almanya'daydım. podolski'nin kafesine gittim. adam hala şampiyonluklardan sonra çay içiyor. bu kulüp oyuncuları ile, istisnalar dışında hep iyi ayrılmış bir kulüp, icardi ile hemen satır sonuna atlayıp, ayrılık mektubu yazılmaz, yazilacaksa da bunu gabriel garcia marquez yazar, kemalettin tuğcu değil.
maçın hakeminin an itibarı ile, kim daha çok kıvranırsa onun lehine faul verme ekolüyle yönettiği mücadele
mac başından beri verdiği kararlar bir yana, her yanına gelen topçuya yaptığı surat ekşitmelerine takıldığım hakem. adam oraya hakkını aramaya geliyor, üzerine yürümeden derdini anlatıyor, sürekli bir surat ekşiterek "sus sen çocuğum" tavrı. karşında insan var yahu, sanki 19. yüzyılda, abd'de toprak sahibi, kölelerini dinliyor. biraz saygılı olur insan.
liverpool'un gelip 3 puanı alıp döneceği maçtır. zaten yaşadığımız gerçekleri söyleyen ilkkan yedinci gibi olmayalım, ama galatasaray teknik direktörü bu maçları kaldıracak seviyede bir antrenör olmadığını kanıtlamıştır. bunları maç sonunda yazmak kolay. öncesinden söyleyeyim, sonra o oyuncu bu oyuncuyu kurban etme akımına kapılmayalım. okan buruk'un liverpool'ı mağlup edecek bir oyun planı, değişiklikler ve maçı bitirebilme kapasitesi yoktu ve maaşlı bir çalışanın, gerekli yeterliliklere sahip olmadığını söylemek ayıp değildir. hele bu verilerle de destekleniyorsa.
lemina'nın pozisyonu süzmek isteyen hakem gibi dikkatle izlediği pozisyon sonucu topun ağlarımızla buluştuğu maç.
zor falan olmaması gereken, 12 takımın bile fazla olduğu, 8 takımla oynanması gereken bir lig haline gelen yerel ligin, yürüye yürüye kazanılması gereken bir başka maçıdır.
yine disiplinsizlik namına çeşitli uygulamalar göreceğimiz, ilk 11'de olmadığını öğrenince ısınmaya çıkmayan ve normalde kadro dışı bırakılması gereken oyuncuya, yaptığı meydan okuma sebebiyle ilk 11 hediye edilecektir. aynen, 10 gün önce takımdan ayrılma pahasına antrenmanları 1 hafta boykot eden futbolcuya edildiği gibi. galatasaray futbol takımının yönetiminin, iş ahlakı olan, hocasına, arkadaşlarına saygılı futbolcuları enayi yerine koyup, onlara "bakın kafanıza göre kapris yapabilirsiniz, ceza almak bir yana ödüllendirilirsiniz" mesajını vermesi kadar acı bir şey olamaz. böyle yaparsanız yarın bir gün oyundan çıkan oyuncuların da el kol hareketlerini görürüz. çok şükür yerel lig leş bir halde de ortalık karışmıyor ve buna yıldızları yönetme diyorlar.
"planı işledi" gibi çok komik bir iddia ile savunulan teknik direktör. acaba o rakibin 0-0'da da, 0-1'de de 3-1'de de aynı oyunu oynamasından olabilir mi? rakip sana bırakmış topu, sen anlamışsın bunu, ama baskın bir oyunla yarattığın üst üste pozisyonlar mı var, yok. zira golün kontratak, sette yarattığın pozisyon yok. golden başka tek pozisyonun frikikte ilkay'ın yarattığı pozisyon. planı işleyen antrenör görmek isteyen bu akşam bodo'nun iç saha veya brugge maçlarını izleyebilirler. rakibin sana bıraktığı topu alıp, döndüre döndüre 1,5 pozisyon çıkaran ve sonra da maç boyu topu sana bırakmış rakipten 3 gol yiyen teknik direktör için "planı işledi" denmez, "tuzağa düştü" denir.
o kaptırmasa, o içeri vursa, şuna çarptı ile de savunulacak şey değil bu. adam vuranı buluyor ve oynatıyor işte.senin oyuncuların kaleye zor gittiğin maçta 65'te uzaktan kaleci çalıştırıyor.
kendisi bir uluslararası arena hocası değildir, yerel lig hocasıdır. 10 yıl kalsa içeride 10 şampiyonluk alabilir. ama avrupa'da 2. sınıf hatta 3. sınıf avrupa takımlarından 4'er yemeye devam ederiz. seçim sizin.
haftalardır sahada görünmeyen ve kerhen oynayan kerem demirbay ve kaan ayhan değişikliklerinin yine anlaşılmaz olduğu maç. bir orta saha değişikliği olacaksa berkan kutlu niye girmedi onu hiç anlamadım. abdülkerim bardakçı neden oyundan çıktı onu kimse anlamadı zaten. bu kaan ayhan'ın her fırsatta oyuna atılmasından biraz farklı kokular alıyorum. ne oyun onu çağırıyor ne bir sakatlık var ama dakika 80 oldu mu her maç adam kenarda. hafta sonu kayseri'ye karşı 5-0 önde olsak, artık tam zamanı iken cuesta yerine bile hala girecek galiba. hatta ilk 11'de başlasa, sonradan oyuna girmesinden daha mantıklı o kadar diyeyim.
okan buruk'un umarım, hakkaniyet ve forma adaleti uğruna günay'a kalede yer vereceği, hatta vermesi gereken mücadeledir. kadıköy'de mağlup olman halinde sezonun kırılma noktasında diz çökeceğin maçta galip gelen takımın kalesini koruyan ve tüm kupa maçlarında kalede olan adama final maçı geldiğinde "pardon kardeşim, bizim muslera veda ediyor, geçen maçta da aynı pozisyonda 2 kurtarış yaptı, evet bizi finale sen getirdin ama onu kaleye geçireceğim" denmez, ne o kalecinin hocaya saygısı kalır ne de takım arkadaşlarının. bunun romantizmle değil forma adaleti ile ilgisi var. tam tersine muslera'yı, veda ediyor veya 2 kupayla dönemini kapatacak diye oynatmak romantizm yahu.
net olarak kalede günay'ın başlaması gereken maç. bu maçın ilk 10 dakikasında 2 topu içeri alsa da böyle, almasa da böyle.