hakkında dün geceden beri çok yazdığımız ama pek az alınacak aksiyondan bahsettiğimiz hoca.

aksiyon da şudur, liverpool maçında puan alır tutarsın. alamazsa teşekkür eder vedalaşırsın. ligdeki durumu bu gerçeklikten bağımsızdır. frankfurt rezaletini tek tolere edebilecek konu liverpool'a yenilmemektir.

not: o basiretiniz olduğunu hiç düşünmüyorum ama iyi yöneticilik liverpool maçını beklemeden hocanın yerini doldurabilecek birileriyle ilk görüşmeyi yapmaktır. tabii kimseye haber uçurmadan.

hezimete uğramamızdaki en büyük faktörün davinson sanchez olduğu maç.

dün geceden beri düşünüyorum ve bu konuda yapılan aptallığı kabul etmekle hala zorlanıyorum.

davinson bu takımın en değerli üç futbolcusundan biri. 1 torreira, 2 osimhen ve 3 davinson'dur benim için. ve bu adam bu değere sağ stoperken ulaştı. yani sezon başında kadrona baktığında gönlünün ferahlayacağı, bu mevkide kimseye ihtiyacım yok diyeceğin iki mevkiden biri burasıydı. davinson'u yaz geç yani yedeğine bile bakmana gerek yok o derece, adam makina zaten.

ve sen napıyorsun, gidip o mevkiye 30 milyon euroluk transfer yapıyorsun. sonra aldığın adamı oynatmak için davinson'a diyorsun ki sen sola geç. futbolla biraz haşır neşir sekiz yaşındaki bir çocuk bile biliyor ki bu adam sol stoperde sakarlaşıyor. sen bilmiyor musun kardeşim bunu? irfan denen vatandaş da mı bilmiyor? üç yıldır bu adam kadronuzda ya. davinson gelmeden önce hakkında yapılan incelemelere yazılan ilk şey sol stoperde yapamadığıydı. siz bu adamla üzerine 3 yıl çalıştınız.

bilerek yapsanız daha az içim acırdı. diyecek hiçbir şey yok.

tabii ki bundan sonra günah keçisi olacak futbolcu.

ortalama bile oynasa kaybettiğimiz her maçtan sonra yenilgiyi onun üzerine yıkacağım. laf etmemem için minimum 2 gol katkısı yapması gerekiyor bu saatten sonra.

cezasını kulüp verseydi böyle bir şey yapmazdım, hata etti ceremesini gördü diyip eskisi gibi bakmaya devam ederdim. ancak şuan karşımda gönül verdiğim formayı hainlik edip, açgözlülük edip küçük düşürmüş bir velet var. bundan sonra hep siyah ekransın barış, ya buna alış ya da komisyoncu abinle şöyle şurdan yol al.

güle güle.

ilk günden beri kendisini savunuyorum, arkasında duruyorum. dördüncü senesinde şuan ve sayısını hatırlayamadığım kadar transfer yaptı takımına. bu sene 200 milyon euro harcattı. ve bugün hedef maçında, kendisiyle aşağı yukarı aynı piyasa değerine sahip bir takıma karşı sahaya çıkıyor ve taraftarı utancından 60. dakikada maçı kapatmak zorunda kalıyor.

benden pes artık hocam. üzgünüm ama sen bu seviyelerin adamı değilsin. bunun artık mazereti, bahanesi olmaz. emeklerin ve yaşattığın şampiyonluklar için teşekkürler.

orta sahayı her türlü alırım, ister kadromda 5 tane olsun ister 8 tane olsun farketmez. şampiyonlar ligi seviyesinde futbol orta sahada oynanır, gerisi piyondur. isterseniz gidip 75 milyon euroya santrafor getirin*, orta sahanız yeteri kadar mücadeleci, teknik ve tertipli değilse en zayıf takıma bile diş geçiremezsiniz.

geçen seneden beri yazıyorum okan hocanın en zayıf karnı ortasaha zafiyetidir. aslında bu zafiyet ligde oynarken tam tersine dönüyor ve avantajına oluyor, çünkü ön tarafta tercih ettiği oyuncular o kadar kaliteli ki ve hakkını vermek lazım hücum kurgusu o kadar çeşitli ki göbeğe iş düşmeden maçları çözüyor. bunda hem bekleri hem de stoperleri, özellikle davinson, çoğunlukla göbeğe yakın konumlandırmasının da etkisi büyük.

ancak avrupa'da öyle olmuyor işte, dinamo kiev bile o baskınızı kırıp ortasahanızı ezmeye başlıyor. hele sparta prag'ın, alkmaar'ın yaptıklarından falan bahsetmeye bile gerek yok.

özetle hocaya bırakırlarsa hakan'ı almaz. çünkü bence hala yüksek seviyede ortasahanın öneminin yeteri kadar farkında değil. ama yardımcıları ya da etrafındaki kişiler zorlarsa veya yönetim sana sormadan alıyorum derse alınır. inşallah da öyle olur.

ilk 24 ihtimalimizin çok sınırda olduğu turnuva.

dünden beri düşünüyorum, rakiplerin transferlerine ve geçmiş sezon performanslarına da baktım. union çok hassas bir takım direkt 3'ü yazdım, bodo'nun ise evindeki korkutuculuğu deplasmanda asla yok, oraya da 3'ü yazdım.

frankfurt, ajax ve monaco deplasmanları başa baş, kora kor oynayabileceğimiz maçlar. son torbadan gelmesine rağmen bence içlerinde en iyisi monaco ama onlar da hiç transfer yapmamış. yine de oturmuş bir oyun ve kadroları var. frankfurt ise marmoush ve ekitike'yi kaybetti, yerini doldurması çok zor oyuncular bunlar. ajax'ın ise başında td tecrübesi çok kısıtlı heitinga var. yani bu potansiyel 9 puandan 4 puan çıkarabiliriz. ajax'ı yenip, frankfurtla berabere kalıp monaco'da ezilmediğimiz bir maçta yenilgi bana olası geliyor.

toplayıp gelince 10 puana ulaşıyoruz. geçen sene 11 puan ucundan çıkmış ama ben bu sene daha dişli bir 32 olduğunu düşünerek bu eşik değerin aşağıya inebileceğini düşünüyorum. ama 10 puana sahip 5 takım birden bile olabilir yani averajın hayati olacağı bir sezon öngörüyorum. o yüzden içerdeki union maçını konsantrasyonu hiç bozmadan 3-4lere götürmek lazım, yoksa pafos'u kairat'ı 5leyen bir rakip direkt üzerimize çıkabilir.

son olarak city, liverpool ve atletic maçlarına puan yazmadım. bu takımların üçü de geçen sene turnuvadan erken elendi ve bu sene ipleri çok sıkı tutacaklarına eminim. ayrıca bu takımların üçü de okan hocanın oyununa çok rahatça ket vurabilecek teknik adamlara sahip. hatta city 4-1, liverpool 0-3 ve atletic 0-1 skor beklentilerim var. buradan alınacak 1 puan bile müthiş olur ve bence bizi direkt olarak ilk 24'e sokar.

gitmesine izin vermiyorsanız dümdüz satmıyoruz demezsiniz, astronomik * bir miktar isteyip işi yokuşa sürersiniz. futbolcuya da satardık ama istediğimiz parayı getirmediler deme şansınız olur böylece.

ki yapılan da tam olarak bu gibi geliyor bana, heralde 50-60 m euro civarı bir şey istemişiz. kendi kendine sönümlenir bu iş barış da haftasonu çıkıp topunu oynar.

bir kanat oyuncusu için lige alışmak çok önemli, bu mevki santrafor veya stoper gibi değil. hem çevresiyle hem zeminle hem de topla nerde buluştuğuyla alakalı uyum sağlaması lazım.

şuan bayern'den kalan ezberiyle oynuyor ama bu lig bundesliga'ya kıyasla çok daha bireysel bir lig. önüne atıp giderse tutabilecek kimse yok. bunları ne kadar çabuk çözerse o kadar hızlı skor katkısı vermeye başlar.

galatasaray tribünleri tarafından ıslıklandığı bilgisi herkes tarafından bir gerçekmiş gibi kabul edilmiş ve sürekli dillendiriliyor ama işin aslı öyle değildi.

kerem hiçbir zaman gerçek anlamıyla ıslıklanmadı. muhtemelen herkesin aklına 1-0 gerideyken oyundan alındığı gaziantep maçı geliyor ama orada olan şey tribündeki çoğunluğu kombine devriyle maçına gelen taraftar görünümlü bir grup kişinin aksiyonuydu ve en önemlisi bireysel bir hareketti. ki kerem o maçın oynandığı tarihlerde hayvan gibi istatistik kasmaya devam ediyordu, hatta bir önceki maçta 2 gol atmıştı yanlış hatırlamıyorsam. böyle bir durumda galatasaray tribünlerinin kendisini ıslıklaması eşyanın tabiatına aykırı. ıslıklandı demek için tribünün büyük çoğunluğunun eşlik ettiği bir protesto olması lazım, kerem bunu hiç yaşamadı. homurdanma oluyor muydu evet oluyordu, özellikle çok top kaybı yaptığı bir dönem tribünden çatlak seslerin çıktığı çok olmuştur ama yarın öbür gün osimhen aynı top kayıplarını yapsın bir olmaz iki olmaz üçüncüde tribün ona da homurdanır. bu işin doğasıdır.

bunları aslında şundan yazıyorum, kerem yarın öbür gün kendisini "ben galatasaray'a çok şey verdim ama onlar beni ıslıkladılar ben de o yüzden kulüpten ayrıldım bana değer verilecek bir yere geldim vs vs" diye savunmaya kalkarsa bir zahmet traşı kessin. onu benfica'ya taşıyan, üçüncü lige düşmüşken elinden tutup çıkaran ve icardi gibi rüyasında göremeyeceği bir futbolcunun yanına eklemleyen kulüp galatasaray'dır. isterse fenere gider profesyonel hayattır kendi bileceği iş ama yetiştiği kulübün ve taraftarının arkasından boş sıkmaya kalkışmaması en iyisi olur.

ali koç'un seçimi kazanma amaçlı uyduruk güç gösterisine kendini kurban ediyor.

kesinleşsin uzun uzadıya yazarız, henüz erken ama kendisine yazık etmesini istemiyorum. umarım etrafında aklı başında birileri vardır.

« / 6 »
Kayıt Ol