eskiden olsa bu son dönemeçlerdeki motivasyonu ve birlik-beraberliği arttırmak için farklı organizasyonlar yapılırdı. antrenman taraftara açılırdı mesela. maç atmosferi gibi ortamda antrenman yapan futbolcular da bundan olumlu anlamda etkilenir ve istediğimiz ivmeyi ve faydayı alırdık.
lakin şu aşamada yönetim tamamen suspus olmuş durumda. bir tek okan hoca çıkıp özgüven aşılıyor taraftara ve takıma. umarım sahadaki oyuncularımıza sirayet eder bu durum.
tek güvenim zor psikolojilerde ve baskının had safhaya çıktığı anlarda okan hoca bu süreci çok iyi yönetiyor ve güçlenerek çıkıyor. kırılma dönemlerinde bu zamana kadar hiç kırılmadık ve umarım aynı şekilde devam eder.
fenerbahçe'nin 8-1 gibi fantastik bir skorla kazanması muhtemel maç.
fenerbahçe her takıma puan kaybedebilir ligde, lig sonuncusu karagümrük'e kaybettiği gibi.
ama rizespor bu takımlardan biri değil.
içeride oynamamıza ve maçtan önce "intikam maçı, bize ilk maçta yapılanları unutmadık!" demeçleriyle yüksek motivasyon yaratmaya çalışmamıza rağmen sahada buna dair herhangi bir emare maalesef göremedik. golü atana kadar ve aslında ilk yarının tamamında topa sahip olmuş olsak da maça hükmedemedik ve üretken olamadık. her şeyi kenara bırakın, yahu maçın genelinde 1 tane set hücumumuz yok. şampiyonluk yolunda son virajları dönüyorken bu isteksizlik, bu çaresizlik açıklanabilecek bir durum değil galatasaray literatüründe.
bu maça dair sorgulanması gereken nokta bence 2. yarıda kocaeli golü gelene kadar yediğimiz 10-15 dakikalık baskı. o bölümde asla ileri çıkamadık ve birkaç siyahi ve tayfur bingöllü sıradan kocaelispor'u bayern münih gibi gösterdik.
bu ciddiyetsizliği bir daha yaşamamak için şu soruları kendimize sormalıyız:
1) mesela oynadığı maçlarda taş gibi oynamış olan, enerjik, top taşıyan, pas dağıtan nhaga neden şans bulamıyor? 1-0 öndeyken ilkay-nhaga yapmak ne kadar zor olabilir?
2) yunus'taki bu düşüşün sebebi nedir, neden bunun önüne geçemiyoruz? direkten dönen topta topu ayağının altından kaçıran da yunus'tu. hücumdaki basiretsizliğinden hiç bahsetmiyorum bile.
3) icardi evet kötü ama kocaelispor maçında 80. dakikada oyuna kurtarıcı olarak sokulacak kadar mı kötü? icardi'nin iş yapacağı maç tipi, oyunu rakip yarı sahaya yıktığın, rakip kaleyi yokladığın maçlar. dönen toplara vurur, kafa vurur (eskisi kadar iyi olmasa da), pozisyon kovalar ve ceza sahası bitiricisidir.
çok büyük hayal kırıklığı yaşıyorum. moral olarak da bizi aşağı çekebilecek bir hafta oldu.
her ne kadar hala 2 puan önde de olsak burayı kayıpsız geçmeliydik.
hem puan kaybetmemizi bekleyen rakibin umutlarını boşa çıkarmak için, hem de kendi avantajımızı elimizde tutabilmek için.
7 puanlık fark şu an 2'ye düştü.
umarım ciddiyetin ve yaşanabilecek skandalın farkındalardır.
bu sezon sonunu bir şekilde görüp gemiyi başarıyla limana yanaştırmaları lazım.
sane, osimhen, uğurcan gibi devasa yatırımların yapıldığı ve tüm sezonu lider götürdüğümüz bir ligde şampiyonluk kaybetmek gibi bir lüksleri yok!
bu maç için düzenlenen basın toplantısında arne slot'a liverpool taraftarından gördüğü tepki soruldu. kendisi ise verdiği cevapta "buraya geldiğimde liverpool şehri ve taraftarının menejerlerine her durum ve şartta uzun süre bağlı kaldığı ve destek olduğu söylendi. eğer bugün gelinen noktada, senin düşündüğün gibi (soruyu soran gazeteciyi kastediyor) bir durum varsa, ki ben bunu hissetmiyorum, birçok şeyi yanlış yapmışım demektir ve bu hiç iyi bir his değil." dedi. video altında da birçok ingiliz taraftarın ağır eleştirileri mevcut. yani slot'a duyulan güven çoktaaan tükenmiş durumda.
liverpool bu sene bence tam anlamıyla bir özgüven ve birlik-beraberlik sınavı veriyor. salah kafa olarak takımdan kopmuş durumda, eskilerden bir tek alisson ve van dijk kaldı ki onlar da sadece işini yapma gayretinde. wirtz, ekitike, gakpo, frimpong gibi oyuncuların tamamı kendini gösterme çabasında. ama eksik olan şey özgüven ve takımdaşlık.
ligde şampiyonlar ligi potası için aston villa'nın 2 puan arkasında 5. durumdalar. kalan haftalarda manchester united, chelsea, everton ile bir derbi mücadelesi gibi zorlu maçları var ve üstelik 2 puan arkasında oldukları aston villa ile de deplasmanda oynayacaklar.
kısacası kötü gidişatın içinde şampiyonlar ligi başarısı onlar için bir nevi kendilerini affettirme aracı. bunun önündeki ilk engel de biziz. kendilerini biz galatasaray'a 2 yenilgiyi deplasmanda aldık, şimdi onlar bizim sahamıza geliyorlar diye kandıradursunlar. ellend road'dan başı dik çıkmış camiayız biz, anfield bize sinek vızıltısı gibi gelir. bu maç yine sami yen'de olsa ne kadar rahat hissedersem, anfield'da oynayacağımız için de o kadar rahat hissediyorum. gram farkı yok stadyumun, tribünlerin, deplasmanın. yeter ki biz kafa olarak sahada olalım ve yüreğimizi de o sahaya koyalım.
inanıyorum ki hem 90 dakika boyunca göstereceğimiz mücadele hem de son düdükle beraber alacağımız tur bileti için yine gururdan patlayacak gibi hissedeceğimiz bir gece olur.
başarılar aslanlar.
(bkz: koy elini kalbine)
tek arzum ve isteğim, içimizdeki irlandalılar'ın, türk takımı değilmişiz gibi bizi düşman belleyen federasyon'un ve elbette rakiplerin, imrenerek, hayranlık duyarak ve kıskanarak izleyeceği bir oyun ve anlayış ortaya koymak.
bu isteği ve mücadeleyi ortaya koyarsak skor zaten gelir ama temizinden bir 2-0 kazanırsak ingiltere seyahatimiz çok daha keyifli olacaktır.
kırmızı gördüğümüz 62. dakikadan sonraki süre benim için abartısız koca 1 yıl gibi geldi. ilk yarısında iyi ve istekli oynayıp skor üstünlüğünü de yakaladığımız ve hata şansımızın olmadığı bu maçta 10 kişi kalmamız kabul edilebilecek bir hata değil. her ne kadar sane'nin orada kasti bir hareketi olmasa ve pozisyonun doğası gereği o müdahalede bulunmuş olsa da çok daha dikkatli olmalıydık.
aslında 2. yarının başı zaten belli etmişti görüntüyü. beşiktaş orta sahayı yürüyerek geçmeye başlayıp hem olaitan, hem güney koreli forveti, hem de cerny ile defalarca pozisyona girmişti. o bölümde hiç beklemeden bir tedbir almamız gerekiyordu ama bunu yapana kadar sane'nin kırmızısı geldi.
sonraki bölümde ise maç uğurcan + galatasaray savunması ile beşiktaş arasında geçti. osimhen'in ekmeğini taştan çıkarırcasına gayreti ile girdiğimiz pozisyonlarda da atıp da maçı bitirme şansını yakalayamayınca kalan dakikaları saniye saniye saymak zorunda kaldık.
bunca süre dayanıp tıpkı ligin ilk yarısındaki kadıköy deplasmanında* olduğu gibi uzatmada gol yeseydik, bırakın şampiyonluk yolunda 2 puan bırakmış olmayı, yaşayacağımız mental çöküşü tahmin bile edemiyorum.
şu an ise müthiş formda olan rakibin sahasından, tertemiz bir galibiyetle ayrılıyor ve önümüze bakmaya devam ediyoruz.
belki puan kaybederiz hayali ve beklentisi ile bu maçı bekleyen fenerbahçeliler'e ve tff yönetimine de tekrardan geçmiş olsun.
özel not:
aslanım uğurcan, sen gerçek bir şampiyonsun.
eline emeğine sağlık.
10 kişi kaldıktan sonra stratejiyi iyi kuran okan hoca'ya, ekibine ve son düdüğe kadar üstün mücadele gösteren bütün takıma helal olsun.
ilk yarının uzatma dakikalarında attığımız gole kadar müthiş stresli ve gergin geçti benim için. gerek alanyaspor'un iyi ve kompakt oyun yapısı, gerekse bizim juventus maçındaki 120 dakikalık yorgunluğumuz ve olası konsantrasyon eksikliği maçı sıkıntılı yerlere götürebilirdi. neyse ki o bölümde alanya'dan şok bir gol yemedik de kabus görmek zorunda kalmadık. uğurcan'ın 50 metreden gelen şutu parmaklarının ucuyla yaptığı müdahalesi hayati önem taşıdı.
alanyaspor bu sezon büyük maçlarda kalitesini ortaya koydu birçok kez. joao pereira da takımı gerçekten iyi oynatıyor ve kadrosu da süper ligin ortalamasının üzerinde bence. kaldı ki bu sezon hem fenerbahçe hem de beşiktaş deplasmanlarından 2-2'lik skorla 1 puan çıkaran bir ekipten bahsediyoruz.
o yüzden her ne kadar 1-1 olunca kısa süreliğine "acaba puan kaybı mı geliyor" diye kaygılarımız başlamış olsa da çok sürmeden osimhen-torreira ikilisi ile üstünlük golünü tekrar bulduk. osimhen'in ekmeğini taştan çıkarırcasına attığı son gol de maçı bitirdi.
böyle zor ve sert bir ekibe karşı, şampiyonlar ligi dönüşünde 3 puan kazanabilmek çok ama çok kıymetliydi. torreira ve osi başta olmak üzere bütün takıma helal olsun.
not: nedense 90+'daki bütün tribünleri dolaşan sarı kırmızı şampiyon cimbom tezahüratında ufak bir şampiyonluk moduna girdik gibi hissettim. bu maçtaki ali şansalan gibi orta hakemlerin ve halil umut meler gibi var hakemlerinin kasti engellemelerine rağmen bu sezonu şampiyonlukla bitirebilirsek yine imkansızı başarmış olacağız.
sinir harbi şeklinde geçen, koltukta şekilden şekile sokan, en sonunda da uzatma bölümlerini bana ayakta izlettiren maç oldu. gördüğümüz kabuslara rağmen mutlu sona ulaşmış olmamız ve zorlu geçen bir eşleşmeden kazanan takım olarak ayrılmamız hepsinden önemliydi.
futbol maalesef anlardan ibaret.
örneğin juventus ilk yarıda bazı bölümlerde baskı kurmuş olsa da davinson o çalım sevdasına girmeyip topu taca atsa belki de ilk yarıyı 0-0 bitirecektik ve gayet konforlu bir pozisyonda başlayacaktık 2. yarıya. lakin davinson'un kaybettiği top sonrası torreira'nın müthiş kontrolsüz müdahalesi ile penaltı verince ilk yarı da 1-0 bitmiş oldu. devre arasındaki psikolojik durumları büyük ölçüde değiştiren ilk sebep buydu.
2. yarıda ise iyi başlamış ve barış'ın kelly'e kırmızı aldırması sonrası rahatlamış olsak da sahadaki görünümde değişen bir şey olmadı maalesef. belki o kırmızı ile takımda tamamen bir rehavet baş gösterdi ve "tamam artık geçtik turu" moduna girildi. aksi takdirde 10 kişi rakibe karşı bu kadar baskı yememizin, her topu kalemizde ciddi atak olarak görmemizin açıklaması olamaz.
2. golde topu içeriye çeviren kalulu maalesef orada bomboş kalıp topu alıyor. jakobs ileride, torreira ileride.
3. golde ise bizim hatamızdan çok top bence juventus'u istedi çünkü duran toptan çevirdikleri top öyle yüksekten geliyor ve öyle kritik bir noktaya gidiyor ki ne defansın ne uğurcan'ın müdahale şansı kalmıyor.
ama o sıkıntılı anlarda bile ufak da olsa inancım vardı bu maçı çevireceğimize dair. çünkü lazım olan yalnız 1 goldü ve aslında fırsatlar da yakaladık. o bölümde başta barış'ın ve sane'nin fecaat tercihleri olmasa golü de bulup maçı bitirebilirdik.
maçta bence 2 tane dönüm noktası var:
1- zhegrova'nın uzatma ilk bölümünde 95. dakikada yandan auta attığı bomboş top. ayağına sağlık zhegrova!
2- attığımız ilk golde juventuslu oyuncu top çıksın diye bırakmışken korner direğine çarpıp oyunda kalan top. devamında baskı yapıp topu kazandık ve topla buluşan barış osimhen'e asist yaptı. adamsın korner direği!
bu maça dair en büyük hayal kırıklığım takımın mental savaşı ve mücadeleyi verememiş olması. bu stres ve panik hali öyle büyük bir düşmandı ki maç boyu, hem juventus ile hem de onunla mücadele ettik. o basit pasların atılamamasının, takımın el freni çekik araba gibi bir türlü ileriye gidememesinin, komik tercih hatalarının tek açıklaması bu bence.
fernando muslera sonrası karanlık dönem yaşamaktan korkan milyonlarca taraftardan biriydim ama uğurcan'ın varlığı ve şu ana kadarki büyük maçlarda ortaya koyduğu performans bana tarifsiz bir güven veriyor.
muslera gibi 10 küsur yıl takımda kalan, kaptanlık yapan, şampiyonluklar kazandıran bir ismi, bizlere bu kadar kısa sürede unutturabilmiş olması, ne kadar büyük bir kaleci ve bizim adımıza ne kadar doğru bir transfer olduğunu gösteriyor.
umarım kendisi de minimum 10 yıl kalecimiz olur.
fernando muslera sonrası karanlık dönem yaşamaktan korkan milyonlarca taraftardan biriydim ama uğurcan'ın varlığı ve şu ana kadarki büyük maçlarda ortaya koyduğu performans bana tarifsiz bir güven veriyor.
muslera gibi 10 küsur yıl takımda kalan, kaptanlık yapan, şampiyonluklar kazandıran bir ismi, bizlere bu kadar kısa sürede unutturabilmiş olması, ne kadar büyük bir kaleci ve bizim adımıza ne kadar doğru bir transfer olduğunu gösteriyor.
umarım kendisi de minimum 10 yıl kalecimiz olur.