10 kişi yetmedi kazanman için illa 8 kişi mi olmaları lazım. iki kartı da verebilirdi ama biri tolerans gösterilebilecek basit bir faul diğeri alkış. bu pozisyonlara kaldıysak kendimizi çok küçültürüz. rakip aşırı sert oynayıp futbol katilliği yapar, her tehlikeli atağını faul ile keser yine anlarım dediğini ama öyle bir durum yoktu. eze eze yendiler penaltı dışında net pozisyonumuz varmı bilmiyorum. hakkımızı elbette arayalım ama ağlaklık renklilere mahsus olsun. 

hırsız patronla işbirligi içindeyse önce patrona gideceksin tabi. elbette hırsıza da sıra gelir sonra. patron bir noktada kendini kurtarmak için suçu hırsıza atar. bunları yemeyin.

yanlış anlama kardeşim, ama uyanmayanlar başkalarını anca rüyada uyandırabilir. hakemin elbette hataları vardı, beşiktaşa karşı olan tutumlarını zaten herkes biliyor ama kesinlikle bu maçı hakem üzerinden açıklayamazsın, hakemler sonuçta senin teknik ekip, oyuncu ve taraftarına ayak uyduruyor. bu her zaman böyledir, sen kendin kazanmak istemedikten sonra hakem de duruma ister istemez ayak uydurur.

bizim sorunumuz bu teknik direktörü maçtan sonra alkışlayanlar + bunun ne kadar doğru olduğunu yazanlar ve bunu destekleyenler.

dün ve twente maçındaki rezalet performansın oyun şablonu oturtmakla alakası yoktu. hem taktik, hem oyuncu tercihleri, hem motivasyon konusunda kötü bir görüntü var. maç sonrası hareketleri ve açıklamaları ayrı bir komedi.

sabretmek başkaları için doğru olabilir ama beşiktaş için bu şartlarda tam tersi geçerli. daha önce de dediğim gibi bu taraftarın kimseye güvenme lüksü yok. eleştirdiğiniz taraftar da sizin gibi düşündüğü için tribünde de böyle görüntü oluşuyor. vasıfsız ve art niyetliler de bunu fırsat bilerek camiayı bölüyor. ne kadar talepkar olursak o kadar sonuç alırız. güven ve sabır dersek ise anca kendimizi kandırarak birilerine alay konusu oluruz.

onur'dan iyi ve ucuz maliyetli bir sag bek bulamayan bu işi biraksın.

bunlar çok derin mevzular, aslında konuşulması elzem ama tek kişi veya küçük sayıda yapılacak iş değil.

evet ama öncelikli olan şey taraftarı oyunculara karşı kışkırtan ve iki tarafı birbirine kırdıran yapı'nın daima farkında olmak. kimse için 'yapmaz' diye düşünülmemeli. hiç beklemediğin ve en çok güvendiğin kişi bile 'onlardan' olabilir.

kulübün kapısından gireni çıkanı biz mi kontrol ediyoruz. kulübe zarar veren kadroyu şişirenler bunları yaparken bize mi soruyor. her yazdığımızı yapacak olsalar seni anlarım da bu şekilde garip geliyor. yetkin olmadığı yerde sorumluluk almayacaksın, ne kadar yetkin varsa sorumluluğun o kadardır, yoksa eziklik psikolojisine yol açmış olursun. biz burada taraftar olarak bir katkı sağlıyorsak ne mutlu bize, ama bunu bir mecburiyet haline getirmek yanlış kişilerin işine gelir. yazdıklarımla zaten bunu anlatmaya çalışıyorum.

svensson ve rashica'nın kurulacak takımda yedek/rotasyon oyuncusu olmaları gerekir. kontenjan gereği ikisinden birisi gönderilecekse bence svensson gönderilsin. gedson ve uduokhai ilk 11 e düşünülebilir. muçi hala soru işareti. potansiyeli olduğu belli ama bunu kullanacak organizasyonu bulmadan konuşmak zor.

mesele maç seçmek değil burada olmayan düzende kendilerini gösteremediler ama görünen köy kılavuz istemez. musrati aşırı hantal ve mücadele gücü düşük, top tekniği de abartıldığı gibi değil. elbette kötü oyuncu değil ama bizi ileri taşımaz, hatta bu yolda daha çok ayakbağı olur. musrati'ye 13 milyon € bonservis ödemek beşiktaş'a ihanettir.

rafa silva'nın yeteneği belli ama artık yaşı geldi ve değeri iyice düşmeden satmak en mantıklısı. sakatlıkları da çoğalacaktır. zaten beşiktaş'ın kimseye 6 milyon € maaş ve 10 milyon € imza parası verecek lüksü yok. önemli olan silva'nın yarı fiyatına hemen hemen aynı verimi alacağın oyuncular bulmak. bu gayet mümkün.

« / 6 »
Kayıt Ol