atv’de yayınlanacak. ben atv’den izlemeyeceğim.

(bkz: boykot)

maç öncesinde ilk 11’i bu kadar yorgun bir takımın beşiktaş gibi güçlü sayılabilecek kadroya karşı, hem de deplasmanda zorlanacağından, iyi oyun oynayamayacağından %100 emindim. ilk golde bahsettiğim davinson yorgunluğu bariz bir şekilde bize zarar vermiş oldu.

bunun üzerine çok affedersiniz ossurukan bir kırmızı kart da gelince işimiz daha da zora girdi.

esas kötü olan barış alper yılmaz gibi bir silahı, 10 kişiyken sağ beke hapsetmek oldu. hadi bunu yapabilirsin. yunus sakatlanabilir dersin. morata’yı çıkarıp sağ beke kaan ayhan’ı alamayacaksan, ki kaan’ın bek performansı berbat, elinde 2 beki yedekleyebilen jelert gibi bir futbolcuyu kadroya almamak skandaldır.

tamam. ona da diyelim jelert berbat, ben uzaktan nereden bileceğim. yunus da sakatlığa yatkın diyelim. fiziksel olarak düştü diyelim ki o haliyle ikinci yarıya başlatmak büyük hatadır. yunus çıkıp lemina girdiğinde orta sahayı daha geri çekerek 1 kişi daha eksik kalıyorsun. sara’yı sağa çekip top tutup, barış alper yılmaz’ı arkasına sarkıtma hayaliyle hamle yapıyorsun.

lemina iyidir hoştur ancak kendisini stoperlerin arasına atmayı sever. torreira da öne doğru çıkıp hat arasından top alıp takımı ileri taşımaz. neyi hayal ediyorsun?

okan buruk çooook belli ki kendisine yapılan eleştirilerden etkilenerek değişiklik yapabiliyor. bu dik bir duruş değildir.

her şeye rağmen fikstüre milli takım oyuncularına baktığımda beraberliği galibiyet olarak göreceğim ve hiç iyi oyun beklemediğim bir maçtı. fakat okan buruk’un yine zayıf hazırlandığını gördüğümüz bir maç oldu. hocalığıyla şaşırttıcı derecede iyi maçlar çıkardığı günlerden, hiç hocalık yapmadığı günlere geçiş yaşadığımız aşikar.

bu düşüşün erden timur’un gidişiyle aynı dönemden itibaren başladığı bariz. daha giderken bunun önce okan buruk’a zarar vereceğini görmüştüm fakat elden ne gelir…

bu yönetim gitmeden her maçı kazansak ne olur ki… onlarca genç içeri alınmış, çıkıp tek kelime edebilecek dirayetini gösterebilecek bir tane kendine güvenen adam yok. bu kulüp böyle çıkarcı, korkak insanların yönetebileceğinden çok daha büyük bir kulüptür. sadece bu süreç dolayısıyla bile istifa etmeleri gerekir.

bence şampiyon olacağız ancak umarım bu yönetimin karşısına eli ayağı düzgün, sağlam bir rakip çıkar da yine de giderler…

hatların arasına mertens, yunus’tan birini yerleştirebilirsek maçı çok rahat kazanırız. bunun yanında torreira’nın 6, sara’nın 8 pozisyonunda olması durumunda cristiano ronaldo’nun şu futbol özlü sözü meydana gelecektir:

--- alıntı ---

goller ketçap gibidir, sıktıkça gelir.

--- alıntı ---

bununla beraber yunus ve mertens’in kullanımlarını gözlemlediğimde abeste iştigal bir teknik heyet davranışı var, nedendir bilmem, belki fiziksel sorunları vardır futbolcuların ve zorlu maç takvimlerine hazırlanıyorlardır. şu ikisinin muadili takımda yusuf demir ve neredeyse hiç ciddiye alınmadı. çok önemli 2 futbolcu.

bu kadar transfer yapmışken böyle bir yapısal sorunun ortasında kalmak sadece yönetimin değil hocanın da sorgulanmasını doğal kılıyor. kritik dönemeçlerden biri. skor, oyun olarak varlık göstermekten yine daha önemli maalesef.

#yönetimistifa

maç öncesi çok uzun uzun bahsettiğim bir durum vardı, hatların arasına girecek oynayacak oyuncuların önemi, formu ve haleti ruhiyeleri… buralardan yola çıkarak 3’lü bir formül dökmüştüm. özellikle frankowski’nin kullanımıyla alakalı bir durumdu bu, hatların arasında oynayabilecek bir adamdı.

neydi bu hatlar arasında oynayabilmek. daha farklı anlatımla akışkan oyuncu, gerek çalım yeteneği, gerek dribling kabiliyetiyle, gerek hızlanmasıyla, gerek çevikliğiyle takımların iri, sert, uzun bacaklı fakat biraz hantal adamlarının aralarında, onlar daha pozisyonlarını bulamadan hareketlerini yapmaları. dün morata ve sara hatların arasında buluştu topla, ara ara torreira… morata sakatlıktan çıktı ayrıca bu iş için biçilmiş kaftan olmasa da bunu oynamayı biliyor. bunu tek başına yapamaz. illa yanına adam lazım.

sara beli dönmez, tahmin edilebilir bir adam. ancak geriden kaleye yüzü dönük olduğunda pas kabiliyetini çok daha efektif gösteriyor. bununla beraber hiç de fena alan kapatmıyor, dolayısıyla torreira gibi top kapma becerisi, mücadele gücü yüksek ayrıca sürekli “garanti” pas tercihiyle klasik bir 6 numara için biçilmiş bir kaftan oyuncuyla oynamak sara’yı en etkin kullanma yöntemi olacak.

torreira’yı da satır arasında geçirdim. klasik bir savaşçı oyuncu. top tekniği sınırlı olmasa da oyun tercihi topun ayakta kalmasına yönelik. geçen haftaki top kaybını da 8 numaralık yapmaya çalışırken yapıp gol yedirmişti. ancak 6 görevlerini yaparken belki bir kez top kaybetmişti, 5 şubat deprem öncesi trabzonspor maçıydı sanırım. hele ki lemina torreira beraber oynadığında bizzati üst üste biniyorlar. lemina’da ona keza sırtı dönük topu alıp yüzünü kaleye dönebilecek süratte değil. o da hat arasında kaybolangillerden.

kim bu akışkan topçular. yunus ve mertens. yusuf demir de bunlardan biri. çok az morata ve ileri çıkarabilirsek frankowski.

yunus ikinci devre oyuna girdiğinde rezalet bir üretim performansı gösteren galatasaray’ın %90 pas isabet oranı vardı. galatasaray iki 6 numara bir 8 numara ve bence 3 santrafor ile sahada olduğu için bağlantıyı kurabilecek akışkan adam eksikliğinden bu topa sahip olma oranıyla çok rezalet bir oyun oynadı. elleri yana açıp ileriden bağlantı beklediler koca 45 dakika geri hattaki adamlar.

ikinci yarı pas isabet oranı %82. fakat çok daha etkin bir hücum performansı gösterdik. yunus bunu tek başına mı yaptı? tabi ki tek başına yapmadı ama dişlinin parçası gibi o profil sahada olmadan olmuyor… örneğin hem yunus hem mertens hem morata hem osimhen sahada oynayamayabilir. çünkü bu kez de topu geri kazanmak sorun haline gelir.

akışkan oyuncuların ve sert oyuncuların dengesinden çıkar iyi takımlar. bu bir takım oyunu. takımda bir hagi olmazsa bir hakan şükür olmaz. bülent korkmaz olmazsa popescu dayanamaz ki tam tersinde de geçerli. bir okan buruk olmazsa hagi hiç bir işe yaramaz. ama hagi olmadan da şampiyonluklar olmaz.

bunu en iyi kendisi biliyor okan buruk, şirazesi kaydı, hakem diyor, bir şey diyor, başka şeyler anlatıyor ancak sahaya daha detay ve dikkatli bakmak zorunda. yoksa bu futbol ve bu bakış açısıyla rekorlarla tarihe geçtiği takıma bir daha geri dönememek üzere tenekeyle gönderilecek.

daralan hatlar arasına sokmamız gereken oyuncular; frankowski, mertens, yunus akgün, biraz morata, belki belki yusuf demir… yusuf demir’i rotasyona dahil edemediğimiz için eleyebiliriz. morata sakatlıktan çıktı. yunus da öyle. mertens ancak yorulmuş rakibe etkili olabiliyor. elimizde kalan tek opsiyon frankowski’yi de sağ beke haps ediyoruz.

tüm bunlar yerine osimhen’i hatlar arasında*, kutucu’yu en uçta, mertens’i onları besleyen rolde ve frankowski’yi de sağda kullanacağımız bir 3’lüye ihtiyacımız var. 3’lü stoperin sağında lemina oynayabilir. böylelikle torreira ve lemina’nın da üst üste binmesini engellemiş olabiliriz. aynı zamanda davinson gibi topla çıkabilen bir opsiyon daha yaratmış oluruz.

bununla beraber sara’nın sakatlık sonrası fiziksel bir düşüş yaşadığı ortada fakat onu olduğundan da kötü gösteren bir diğer durum boşlukların sıkışık olduğu bir bölgede oynaması gibi geliyor bana. verilen görevi yerine getirmek için yeterli oyun bilgisi ve top tekniği olsada kısa mesafede çabukluk da gerektiriyor, savunmayı dengesiz yakalamak ve hırçın ön liberolardan kurtulmak çeviklik işi…

sara’yı torreira’nın yanında mertens’i, yunus’u ya da bunlara top aldırmamak için maniple olmuş savunma oyuncularının arasına sızmış barış, osimhen ya da 2.forvet olarak osimhen’in çektiği stoperlerin arasına koşu atabilecek kutucu’nun sızmalarını ödüllendirebilir bir pozisyonda kullanmak onu daha önemli bir tehdit haline getirebilir. fiziksel düşüşünü de sola yakın oynatıp yanına barış ya da sallai gibi mücadele gücü yüksek bir oyuncuyla defolarını ve yükünü azaltabiliriz.

abdülkerim’in ağırlığı savunmada en büyük zaafımız gibi görünüyor. savunmayı orta sahaya çektiğimizde orta sahadan o bölgeye manipülatif bir orta saha oyuncusu sokuyor rakipler, arkasını işleyip duruyorlar. bunun yerine 3’lün ortasında karşılama görevi onu daha rahat ettirebilir. sertliğiyle santrafoları ortadan yıpratabilir. bence yine defo yaratır ancak 4’lü ya da 3’lü farketmeksizin sola yakın oynadığında sürekli oradan deliniyoruz, takımın üzerinde tedirginlik yaratıyor ve rakibe umut veriyoruz. bizim de baskı şiddetimizi olumsuz etkiliyor. orada jakops olduğunda bu defolar aşırı görünmüyor ancak şu anda yok.

üstün körü bir analizle rakip sahaya şöyle yerleşmemiz gereken bir maçtır, sezonun geri kalanına referans olacak bir maç olmalıdır ancak beklentim düşük:
galatasaray11

galatasaray maçları çok uzun zamandır 90 dakika sinir stres ile izleyerek sonunda mutsuz olduğumuz bir aktiviteye dönüştü. beceriksiz yönetimimiz dolayısıyla tüm takımı sürekli saha dışı faktörlerle karşı karşıya bıraktık. umarım ama umarım bugün uzun bir süre sonra futbol oynarız…

eleştiri başka, linç başka, hakaret başka...

eleştiriyi sonuna kadar hak ederken, hakareti kesinlikle hak etmeyen hocamız. ben de çok eleştiriyorum. dünkü maçta günay güvenç'i ne oldu da oynattı, 30 milyon taraftarın gördüğü şeyi ne oldu da dün gördü diye ben de soruyorum. tam derbi öncesinde kendine böyle bir ikilemi neden yaşattı, mesela kiev maçında oynatsaydı sadece dünkü maç büyük ihtimalle hiç oynanmayacaktı. mesela derbide muslera'yı oynatsa da oynatmasa da eleştirilecek. sadece bu karar zamanlaması bile adamın depresyonda falan olduğuna ikna ediyor beni.

(bkz: 20 şubat 2025 galatasaray az alkmaar maçı)

bize güzel günler yaşattı, zaten fenerbahçe'ye yenilirse, şampiyon olsa da gider, buna eminim. belki namağlup şampiyonluk sadece onu kurtarır, bunu görüyorum. ancak bu adam resmen boşanma sonrası bunalım yaşıyor. ilk etapta çok özgüvenliydi, yükseldi, yükseldi, hovarda hovarda takıldı, şimdi de hüznü çekiyor. erkeklerde böyle cereyan ediyor süreç gördüğüm kadarıyla, hocamda da bunu görüyorum. saçma kararlarını ona veriyorum. berbat bir yönetim olduğu için de kendisine destek olacak ve bu halinden onu sarsacak kimse yok.

(bkz: 24 şubat 2025 galatasaray fenerbahçe maçı)

okan buruk belki kötü hocadır, depresyonda falan da değildir, onu bilemem. ama her şeye rağmen şu aşağılama kültüründen yorulduğumu bu vesileyle beyan etmek istiyorum. yapmayın. sizsiniz yetersiz. yetersiz adam galatasaray'a hoca olup bu kadar rekor kıramaz.

boşu boşuna, bir hiç uğruna, bence sezonunun en önemli maçını, attık. bir de üzerine 3.3xg verdik rakibe.

galatasaray’ın hocası uzun bir süredir ciddiyetsiz. yönetimi paramparça. erden timur gittiğinden beri, saha içi ve saha dışında berbat yönetiliyor galatasaray. bunu kendisini eleştiren biri olarak söylüyorum. çünkü gerçekleri görmek için matematik bilmek, etrafı gözlemleyebilmek yeterli geliyor.

façamızı az birazcık kurtaracak tek şey kaldı, sezon sonunda namağlup şampiyon olmak, bence dün onu da riske attık. mourinho’nun akıl oyunları sonuç verirse şampiyonluk bile bu yönetimi ve hocayı kurtaramaz. ki namağlup şampiyonluk kurtarır mı, ona da emin değilim.

(bkz: 24 şubat 2025 galatasaray fenerbahçe maçı)

hayatımda belki de ilk kez içimde gerçek bir umut olmadan oynanacak maçtır.

hollanda takımlarının 2 haftadır liglerinde oynamayarak rakiplerine oranla dinlerek maçlara çıkmaları çok büyük avantaj. dünkü maç buna açık bir örnek. (bkz: 19 şubat 2025 psv eindhoven juventus maçı)

ilk maçta tel tel döküldük, rakip sistem takımı ve bizim takım halinde oturmuş bir düzenimizin olmaması umudu kıran faktörlerden.

avrupa ligi ve büyük maçlarda sürekli fark yaratan yunus akgün gibi bir faktörün takımda, jakops gibi çok önemli bir atletin savunmada olmaması.

hafta boyu suyun karşı yakası tarafından maniple edilerek odağın kaynaması
(bkz: 23 şubat 2025 galatasaray fenerbahçe maçı)

işin en nihayetinde aslında irili ufaklı bir çok faktörü bir araya getirdiğimde romantizmden sıyrıldığım anda umutlanamıyorum. belki çok tepki alacağım fakat gerçekler bana şunu söylüyor;

olmayacak duaya amin demek yerine, yedek kadro ile çıkalım, takımın non-stop oynayan, bir an bile rotasyona girmeyen ağababalarını dinlendirelim, suyun karşı tarafındaki acizlere cehennemi yaşatıp* geri gönderelim isterim.

aksi halde bu maçla beraber diğer maçı da riske atacağımıza inanıyorum.

(bkz: 23 şubat 2025 galatasaray fenerbahçe maçı)

takımı hiç beğenmediğimi anlatmıştım. sorunun kaynağı, başarıların kaynağı olduğu gibi okan buruk gibi duruyor. transfer süreçlerinde yapılan fazla mesai belli ki kendisini yıpratıyor.

hatayspor gibi kırılgan bir takıma karşı 6 tane defansif oyuncuyla çıkmıştık maça. ilk yarı plan işlememişti. rezalet bir futbol oynanmıştı ve değişikliklerde kaan ayhan ve abdülkerim oyundan çıkarak oyun toparlanmıştı. sallai ve berkan atak sürekliliğini sağlayabilmişti.

bu kez kiev gibi kırılgan bir takıma karşı, her ne görüldüyse, yine 6 tane defansif karakterli oyuncuyla oynamak, hem de geri 4’lünün 2’sinin abdülkerim ve kaan gibi hantal oyuncularla defansı orta sahaya çıkarman gerekiyorken. yine atak sürekliliğini oluşturamadın.

ancak bu sefer şansın yaver gitti, hadi şans demeyelim, duran top kalitesiyle öne geçtin ve “bir şekilde” gelen 2.gol ile 2-0 öne geçtin.

önde basmaya devam ediyorsun ancak rakibi boğamadığın gibi mertens ve osimhen’i boşu boşuna topun peşinde koşturup yoruyorsun. ve atak sürekliliği yakalayamamak demek geçiş ya da geçiş ihtimallerini sürekli rakibe vermek demek ve nihayetinde maç 2-0’ken 44.dk’da 3’e 5 kişiyle yakalanıyorsun. yahu senin takımın 2-0 öndeyken savunmayı orta sahaya çekebilecek tarzda savunma futbolcularına sahip değil. muslera’yla abdülkerim bardakçı ve kaan ayhan ile oynanabilir bir oyun tarzı değil bu. bunu bilmeyecek bir hoca değil bizim hocamız fakat belli ki uykusuz kalıyor. verdiği kararlar sağlıklı değil.

kanatlarında barış alper yılmaz ve yunus akgün dışında seçeneğin yok iken sallai ile her ikisini de dinlendirmen gerekiyorken sen sallai’yi avrupa’da oynatamayacağını bile bile hatayspor maçında ilk 11’de oynatmadın, bunu da anlayamıyorum. büyük hataydı. maçın içinde bu oyuncuların yorgunluğu da geldi.

oynayamayacağı planla sahaya çıkan futbolcular, oyunu oynayamadıkça çok daha kötü bir görünüyorlar.

galatasaray'ın en son "kaybetse de bir şey olmaz" tadında bir maçı olduğunu hatırlamıyorum. bu maç o maçtır. yedekler denenecek, kendini göstermeleri için fırsat doğacak. beri yandan başakşehir ile hafta sonu ligde bu maçla kıyaslanmayacak derecede önemli bir maç oynayacağız ve dolayısıyla bambaşka 2 karşılaşma, aynı takımla oynanacak 2 farklı karşılaşma...

yedek kalıp kendini hazır tutabilecek kadar profesyonel, akıllı, gelişmiş ve yeri geldiğinde "11'de de oynayabilirim, buradayım" diyebilecek biri var mı kadroda onu gerçek anlamda test edeceğimiz maçtır. bir futbolcunun bir maçlık performansıyla tam bir yargıya varmak çok yanlış bir hikaye olur. fakat yedek futbolcuların bu maça özel istekleri ve arzuları çok daha önemli. 10 pas hatası yapıp yılmadan baskıya giden adamdır bu formayı hak eden, mücadeleyi bırakmayan.

tekrar edeyim, kaybedecek bir şeyimiz olmadan oynayabileceğimiz nadir maçlardan biridir, 2,5 senedir böyle bir maç oynadığımızı hatırlamıyorum.

galatasaray tarihi için önemsiz bir maç bu yadsınamaz ancak ben bu tarz maçları farklı bir gözden farklı bir yerden önemsiyorum. bu maçı en az benim kadar önemsemeyen yedek oyuncu kabul edilebilir olmayacaktır.

« / 7 »
Kayıt Ol