sadece jelert değil bunun gibi birkaç oyuncuyu da ekleyebiliriz takım içinden. bu oyuncuları alkmaar'ın yapısı, sistemi içine koy hepimiz deriz ki bu sağ bek kim? bu stoper kim diye sorarız? sorun tek tek oyuncular değil, sorun olmayan bi' sistem içerisinde oyuncuların debelenmesi. bu debelenme içerisinde kimi teknik, zeki oyuncular ve inatçı mücadeleci oyuncular ön plana çıkıyor. tecrübesizler, bi' sistem içinde dişli olanlar ister istemez göze batıyor.
benim için zaten bitmişti de, galatasaray defterinin de tamamen kapanması gereken futbolcu. sezon sonuna kadar forma giymemesi ve yolların ayrılması gerekiyor.
kerem’i sahaya süreceğime gencecik 18-19 yaşındaki adamları sürerim daha iyi.
"galatasaray'ın adının olduğu her yerde umut vardır."...
rahmetli jupp dewrall'in sözü. hagi'nin de söylemişliği vardır...
"futbol hayata fena halde benzer" düsturunu şiar edinen biri olarak benim de günlük hayatımda kılavuz edindiğim bir cümle...
galatasaray da hollanda'da kaybettiği 4-1lik maçın rövanşına bu düşüncelerle çıktı:
"galatasaray'ın adının olduğu her yerde umut vardır."
karış karış her metresine aşina olduğu iç sahada oynayacak, ilk maçta cezalı olan osimhen, sanchez ve torreira kadroda olacak ve en önemlisi dünyada saygı duyulan taraftarı arkasında olacaktı...
bir de erken atılacak bir gol, gençlerden oluşan rakibi bozmaya yetecekti. sonrası zaten gelirdi, çok defa başarmamış mıydı galatasaray bunu?
öyle de başladılar maça. arzulu ve istekliydi sarı-kırmızılılar...
ama bu aşırı motivasyon "acelecilikle" karışınca istediğini yapamıyordu sahadaki galatasaraylılar.
oysa rakip, ilk maçın avantajıyla daha rahat oynuyor, "kafası golde" olan ev sahibinin savunmada bıraktığı boşlukları değerlendiriyordu.
hele ki bir poku vardı ki? 21 yaşındaki "çocuk" iki maçın da yıldızıydı... topu önüne vurup gidiyor, abdülkerim'i, jelert'i, barış'ı peşinden sürüklüyordu...
galatasaray'ın bulması gereken pozisyonları deplasman ekibi buluyor da kalede günay "ahtapotlaşıyordu"... sosyal medya taraftarının yok ettiği onlarca topçudan bir diğeri olan muslera yedekteydi, günay sahadaydı bu maçta. maç boyu belki ondan fazla kurtarışla, ki 2-3 tanesi karşı karşıya ve gol şansı %99 olan pozisyonlarda kalesini kapayarak arkadaşlarını ayakta tuttu günay da, ilk devre biterken sara'nın uzaklaştırdığı top maikuma'ya çarpıyor, gol oluyor, ikinci yarı da ceza sahası dışından kasius'un vuruşu fileleri sarsıyordu...
devre biterken takımı ıslıklayanlar, berkan oyuna ayak bastığında yuhlayanlar kalede muslera olsa bu iki golü de nando'ya "yazacaklardı" değil mi? göztepe maçında romulo topla giderken sanchez'in vuruşu brezilyalıya çarpıp muslera'yı yanıltıp gol olduğunda da, az alkmaar ilk maçında mijnans'ın serbest atışı doksana gittiğinde de suçlu muslera değil miydi?
ilk devre 1-0 sona erince tur ümidi de zora girince okan buruk, "yüzyılın derbisini" de düşünerek sanchez ve mertens'i yanına alıp, metehan ve kerem demirbay'ı sahaya sürdü.
deplasman ekibi iki farklı öne geçip, bir dakika sonra da torreira'nın asistinde maçı en fazla arzulayan osimhen golü attı ama sahadaki oyun pek de ümit vermeyince, torreira da pazartesiye korunmak için kulübeye geldi, tıpkı sonraki dakikalarda sara ve osimhen'in yaptığı gibi...
sahaya adım atarken yuhlanan berkan'ın "golün asistinin asistinde" barış, sallai'ye rahat bir pas verdi, "alkmaarsever" macar topçu da ilk maçtan sonra sami yen'de de owusu-oduro'yu mağlup etmesini bildi.
2-0dan beraberliği sağlamak kağıt üstünde galatasaray adına başarı sayılabilir lakin avrupa'dan bu genç takıma elenmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele. ama "şimdi" bunun sırası ve yeri hiç değil... sene sonu herkes şapkasını önüne alır, hesabını verir...
şimdi iki sene olduğu gibi, haftada tek maç yaparak, o maça full konsantre olarak, yorulmadan sakatlanmadan üçüncü şampiyonluğu kazanma vakti...
ilk maç da karşı tarafın isteğini yerine getirmekte hiç tereddüt etmeyen türkiye futbol federasyonun bir ilki yerine getirip, maçı yönetmesi için "yönetmeliklere aykırı" olarak göreve davet ettiği slovenyalı hakemin düdük çalacağı fenerbahçe derbisi...
haydi bakalım, dünü unutup, önümüze bakma zamanı...
"galatasaray bir halatı hep birlikte çekenlerin; hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır." demiş baba gündüz, medyası, federasyonu, rakipleri herkes galatasaray'a karşı pozisyon almışken, biz kendi içimdeki "küçük hesapları" bırakıp, kapalıdaki "konsantrasyon" pankartı etrafında birleşip, "mayıslar bizimdir" demek için kenetlenmeliyiz...
dün gece maçın başından sonuna kadar tezahüratlarla, oyunculara destek sloganlarıyla ultraslan bu meşalenin ateşini yaktı...
gazamız mübarek olsun, sonu 5. yıldız olsun...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
(bkz: 20 şubat 2025 galatasaray az alkmaar maçı)
şu maçı gördükten sonra bu adamdan formayı almaman lazım.
herif tek maçta musleranın turnuva boyunca kurtardığından daha fazla kurtardı.
fener maçına banko günay’ın başlaması lazım.
göreceğiz okan buruk un forma adaletini.
okan buruk evreninde kesin bi şey olduğundan oyuna alınmamıştır. rüzgar esmiştir, kar tanesi düşmüştür, tam oyuna gireceği zaman gol yemişizdir, olmuştur bi şeyler.
(bkz: 20 şubat 2025 galatasaray az alkmaar maçı)
sadece yenilmek üzmedi. böyle şeyleri yaşayacağımızı bile bile ne kadro üzerinde değişikliğe, ne de sistemi değiştirmeye çalışmadan elimizi kolumuzu sallayarak çıkmışız maça.
o kadar belliydi ki takım olarak gücümüzün yetmeyeceği. çok yazık. galatasaray bu hâle sokulamaz. çok üzgünüm.
taraftarın az alkol alarak katılım sağlayacağı maç. maç gününün değişmesini ben aşırı derece olumlu buluyorum. diri ve agresif bir tribüne ihtiyacımız var.
bu maçta osi ve morata ile toplamda 3 golden fazlasını bulur muyduk? bence bulurduk. daha önce tek golle şampiyonluk verdik mi? verdik. daha fazla yazmaya gerek olmayan, planlı ve kasıtlı olduğuna inandığım şaklabanlık.