benim içim tam anlamıyla soğumadı. kalp rahatsızlığı geçiren hakemi yuhalayan, apo'ya ana avrat söven, oyuncularımıza demir çubuk, çakmak falan atan bu taraftarın takımına 5 daha atmalıydık. çağırın gelsinler soyunma odasından.
alametifarikamız olan rakibi oynatmamak oturdu. set oyununda eksiğiz. onu da oturturuz umarım. yunus’a bağımlıyız. maç henüz 1-0’ken sara’nın çıkıp morata’nın girmesi planları sekteye uğratabilirdi fakat neyse ki duran top sekeninden golü yaptık.
şımaracak kadar iyi istatistiklerle bitmesi iyi hücum ettiğimizi göstermiyor. barış alper yılmaz ya da osimhen eforu olmadan üretim gerçekleştiremiyoruz. ciddiyet elden bırakılmamalı.
vura vura, aynı konsantrasyon ile geçmeliyiz ancak tekrar söylüyorum, okan buruk değişikliklerde daha ciddi olmalı. o üzülür, bu oyuna girsin vs. diye değişiklik yapılmaz.
frankowski ve eren arasındaki sonuç ve beklenti arasında tezat var. oyuncunun takıma göre seçilmesi gerektiğine dair bariz bir örnek. bu dakikadan sonra doğru düzgün transfer yapılır herhalde…
teşekkürler aslanlar. lemina, milletin çöp diye istemediği eren sayesinde rakibe tek bir geçiş vermiyoruz. torreira ve davinson’un ne kadar önemli oyuncu olduklarını da bu adamlar sayesinde görmeye başladık.
işte böyle, iyisen hakemi de yenersin rakibide.
rezalet bir hakem performansına karşı oynandı maç, öyle ki hakem rakipten daha tehlikeliydi.
okan hoca doğruyu bulmuş, sallai yerine cuesta girer üçlüye döner dedim dönmedi, jakops girince üçüncü stoper olarak mı konumlanacak acaba, üçlüye mi döneceğiz dedim yine dönmedi.
hocanın aklında sistem karmaşası kalmamış, morata - osimhen belli ki dönüşümlü oynayacak, mertens artık son dakikalarda oynayacak (bence yusuf demir olmalı o isim)
biz böyle oyunlarla galip geldikçe fener stres yapacak ve puan kaybedecek. şampiyonluk beklediğimizden daha da erken gelebilir.
ihtiyacımız olan, tüm safları yeniden sıklaştırdığımız, mayıs ayı duyguları tekrardan sıcacık hissettiren çok değerli bir galibiyeti yaşadığımız maçtır.
derbi değerlidir ve ne olursa olsun sonuçlarıyla sezonun yönünü değiştirir. başta okan buruk olmak üzere emeği geçenlerin emeklerine sağlık.
maç öncesi, maç içi ve maç sonu değerlendirmelerimizi içeren yayın linkimiz burada dursun.
youtu
cimbom her zaman her yerde dik durur, var olsun galatasaray.
maçın bitiş düdüğü ile birlikte "namağlup tek şampiyon beşiktaş" pankartı açılıverdi kale arkasından...
27 puanlık farkın 24e inmesinden ziyade beşiktaşlıların son yıllarda geride kalmalarından dolayı tutunacak tek dalları varmış, "namağlup" şampiyon olmuşlar bir ara... galatasaray üçüncü şampiyonluğa yürürken hiç kaybetmemişti de, hedef "namağlup" şampiyonluk değildi, "herşeye ve herkese rağmen" 5. yıldızı takmaktı...
o sebeple inönü'de beşiktaşlıların galatasaray'ın elinden yenilmezlik ünvanını almak kimsenin canını acıtmadı, son iki hafta antep ve konya'ya yenilen takıma üç puan vermek üzdü sarı ve kırmızıya gönül verenleri sadece...
bir de maç sonu stad hoparlörlerinden çalınan "şinanay" şarkısı da buraya not edilsin, "efendi beşiktaş" diyenlere hatırlatırız yeri gelince...
siyah-beyazlıların şampiyon olacağını düşündükleri galatasaray'dan namağlup ünvanını almak gibi bir motivasyonu varken, maçın hakemi yasin kol ile var'daki pawel pskit'in heyecanı neydi acaba?
iki hafta evvel galatasaray'ın alanya deplasmanında kazandığı maçta sarı-kırmızlı topçulara 8-9 sarı kart ve 1 kırmızı kart gösterdikten sonra federasyon başkanından övgüler alan "yabancı dil bilmeyen", fıfa kokartı olmayan, erman toroğlu'nun anlatımıyla bir zamanlar maç toplarını "aşırtmaya" çalışan yasin kol'un daha 20. saniyede çaldığı faulle!? "niyeti" ortaya çıkmadı mı?
ya sonrası:
4. dakika eren omuzla aldı, ani atağı faul diye kesti...
11. dakika barış-masuaku mücadelesi barış yerde, beşiktaşlı oyuncu tekme atıyor, barış elle oynadı kararı verdi...
15. dakika barış'a faul yapmadığı pozisyonda faul çaldı... itiraz eden idari menajere sarı kart çıkardı...
20. dakika moratta-paulista pozisyonunda ispanyol topçu dokunmadı, faul çaldı...
32. dakika frankowski'ye sarı kart gösterdi, var ile nasıl anlaştı da kırmızı verdi ki maç sonu yerli-yabancı tüm eski hakemler sarı yeterli dedi...
45. dakika emirhan topsuz olarak osimhen'e omuz atıyor, ne faul verdi ne de sarı kart çıkardı...
59. dakika svensson-osimhen çarpışıyor, beşiktaşlı oyuncu düşerken dirsek atıyor, osimhen'in dudağı patlıyor, sarı kart çıkarmadı...
70. dakika rafa silva eren'i çekiyor ama faul beşiktaş lehine çalınıyor...
78.dakika sanchez ceza sahasında emirhan tarafından düşürülüyor ama penaltı düdüğü çalınmıyor...
80. dakika barış ikili mücadelede masuaku'nun ayağına basıyor, faul bile vermiyor...
81. dakika galatasaray korner kullanıyor, osimhen kafayla vurup beşiktaşlının sırtına çarpıyor, aut veriyor.
90+5. dakika sanchez'e peşi sıra fauller yapılıyor, var çağırmasa kart dahi çıkmayacak, var kararı ile semih'e kırmızı kart çıkıyor, kart tartışmalı...
ve 96.dakika 54. saniye...
yasin kol'un "turnusol kağıdı" olan o pozisyon...
lemina ile rasitca omuz omuza, diz dize carpısıyor ve hakem lemina'nın faul yaptığına hükmediyor... filmi 20 dakika geriye sararsak sanchez ile emirhan'ın beşiktaş ceza sahası içinde çarpışmasının "copy-paste"i olan pozisyon... galatasaray lehine karar verilecekse "oyna devam", beşiktaş lehine verilecekse "çal düdüğü"...
adı sanı bilinmeyen var hakemi ile ilgili de tevatürler var da, yaptı görevini gitti, o artık ülkesinde kazandığı paranın keyfine bakıyor, bakalım bir daha ne zaman karşımıza çıkacak pawel pskit... onun da memleketlisi frankowski ile "hesabı" ilginç, daha önce legia gdansk forması giyerken frankowski'yi oyundan atan pskit, var koltuğundan da yasin kol'a attırdı polonyalı oyuncuyu...
bunları uzun uzun yazdık da, tuhafımıza gittiği için değil, tarihe not düşülsün diye zira bu sene galatasaray'a karşı açılan savaş son sürat devam ediyor...
peki bizim "cephede" işler ne alemde...
yönetim kademesi "sus pus" içinde... varlıkları yoklukları belli değil...maç öncesinde yasin kol atamasında da, maçtan sonra hakemin yaptıklarında da "kafalarını kuma gömdüler"...
onlarla sezon sonu hesaplaşılacak... şimdilik dursunlar bir kenarda...
milli ara öncesi sami yen'de antalyaspor'u 4 farkla geçen kadroyla çıktı okan buruk sahaya, milli maçlardan yorgun dönen oyuncular sahadaydı. beşiktaş ise forvetsizdi, galatasaray'ın bu sezonki defosu olan "savunma arkasına adam kaçırma" kozunu oynadılar, rafa ile mario ve muçi ile bunu başardılar da, ilk gol ve kırmızı kart böyle geldi...
eksik olmak, deplasmanda olmak galatasaray adına oyuna tutunmak için zordu ama torreira'nın klas golü devreye eşitlikle gidilmesini sağladı da, ikinci yarı 10 kişiyle oynamak zorladı galatasaray'ı ve savunmanın dikkatsizliğinde fernandes takımına galibiyet getiren golü attı...
girenler ve de çıkanlar hakkında herkes bir şeyler yazdı, abdülkerim bile neden çıktığını anlamadı da okan buruk ve yardımcılarının kararlarına saygım var, topçularla çalışan, onları gözlemleyen, konuşan, dertleşen onlar...
lakin, fikrim alınacak olsa mertens'le başlarım ben maçlara, gücü bitince de kenara alırım ama uzun zamandır belçikalı yıldız kenarda unutuluyor...
hayatta hiç birşey sonsuz değildir, galatasaray'ın yenilmezlik ünvanı da bir gün bitecekti, belki de takıma "stres" oluyordu ve artık böyle bir ünvan korumak derdinde değil topçular. bundan sonra belki kafalar daha rahat çıkacak maçlara ve yeni bir galibiyet serisi başlayacak...
hadi inşallah...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
kazanmak güzel, skor güzel, gol krallığı yarışı veren osimhen'in penaltıyı morata'ya bırakması güzel, peşinden bir gol daha haftalar önce ufak çaplı ıslıklanan barış'ı tribünlere gösterip onu onure ettirmesi güzel. ancak kötü olan bir şey var. maç 0-0 iken oynadığımız oyun. işte onu hiç beğenmedim. bu takıma ileri dikiyor topu diye kızıyoruz ama dikmediği her an geride top kaptırıp gol yedirecekler mi diye diken üstündeyiz.
saha zemininin neden bu kadar ıslatıldığına anlam veremediğim karşılaşma. dün gün içinde eğer şakır şakır yağmur yağmadıysa maç saati zeminden fışkıran suyun tek izahı art niyettir. adamların ayakta duramaması bir kenara dursun top sürekli fış fış kaydı.
maça gelecek olursak sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. muslera yediği golde neden çıkıp topu alamadı? yani bu bakar çizgiyi kontrol etmesi çok mu normal? kavisli gelse bile top düşmeye geçmiş bir toptu ve yandan müdahale yapmak yerine direk önü dönük topu alsa alırdı. zaten rakip 8 kişilik bir blokla karşılıyor bari ucuz gol yemeyelim.
tor lemina sara üçlüsünü ben olsam antalya maçında son kez denerim. üç oyuncu bireysel olarak çok iyi olsa dahi ki düşüşte olanları var bir takım oyunu için yeterli iyi doneleri vermiyorlar bize. ya üçlüye dönüş yapılacak ya da tor-lemina ikilisinden biri oturacak.
bir diğer konu ise eğer bir takımın 2 forveti varsa o takım maça çift forvet ile başlamaz. morata ve osimhen'den başka forvetin yok ama ikisi de içerde. sistem desen allak bullak, oyun planı desen çizilmiş 2 tane set gördük. bu gördüklerimiz de çok cılız ve çok çalışılmamış belli ki.
biraz konudan konuya atlıyorum ancak bir diğer konu eren elmalı konusu. geldiğinden beri hiçbir şey vermiyor. sürekli 11 yazıyoruz zorunluluktan ancak gerçek manada berbat oynuyor. benim hiç beklentim olmadı kendisinden açıkçası. gelmeden önce de beğenmediğimi dile getirmiştim. şimdi çok hunharca da eleştirmek istemiyorum çünkü illa ki bir seviye farkı var geldiği takımla bizim aramızda. gelişebilir belki ancak sakat jacops kadar en azından dirilik anlamında bir dönüş alamıyoruz. üstüne sadece kendi oyununu değil barış'ı da aşağı çekiyor çok. bindirme yapamıyor, orta sahayı geçmek istemiyor, barş'ın yardımına gitmediği için sürekli barış 2 ya da 3 kişinin arasında girmek zorunda kalıyor. sağ bek oynamaya çalışan kaan ayhan'dan farkı ne?
kaan ayhan demişken artık gına geldi ancak beli dönmüyor. adamlar yanında yürüyerek geçiyor. galatasaray'a gelip kilo almak adet oldu.
sakatlanan ya da bir süre 11 başlamayan kim varsa salıyor kendini. sakatlıktan yeni çıkan yunus nedense herkesin umudu olmuş durumda. ancak gerçekler öyle mi? attığımız ikinci golde o kadar statik, o kadar koşmaktan çekinen bir görüntü çiziyor ki osimhen yunus 5 metre gidesiye kadar 3 kere yer değiştirip gol atıyor. sen hagi misin yunus? hangi yetenek ile bu özgüven? pozisyon bilgisi yerlerde adamın resmen. ikinci golü bir daha açıp izleyen olursa yunus'un ne kadar durağan oynadığını anlayacaktır. kerem aktürkoğlu ile hiçbir şekilde alakası yok yunus'un. kerem olabildiğince haraketli ve kaleye ne kadar yakın o kadar iyi düşüncesinde olan kanat hücumcusuydu. zaten onun eksikliğini çekiyoruz sezon başından beri. bütün yük fink'de. at fink'e penaltı alsın, kafa atsın. icardi ve mertens'in olmayışı oyunumuzu tamamen dibe çekti gibi.
şu maça kadar kim sorarsa sorsun takımın arkasındayım, hocama güveniyorum ve şampiyon olacağız diyordum. yine aynı şeyleri söylüyorum ve son düdüğe kadar bu inancımı koruyacağım. ama bazı maçlar vardır ivme aldırır. ben alanya ile başlayacağımızı düşünmüştüm. demek sadece ben düşünmüşüm.
artık okan hocam bu 4 günlük arayı iyi değerlendirmeli ve başlangıç maçı olarak antalya maçını seçmeli. öyle ya da böyle yenersek fener samsun karşısına 10 puan geride çıkacak.
3 puanı ıkınarak aldığımız maç.
fark eden oldu mu bilmiyorum ama uzatmaların başında barış alper sol beke yakındı önünde ahmed vardı, arkalarında cuesta vardı. üst üste bindiler mertens-yusuf oyuna girince karıştı pozisyonlar. kaleci sakatlandığında oyun durunca barış alper sen burada, sen burada diye kenardan yerlerini teyit ettiler.
teknik heyete dair umudumun bir parça daha azaldığı bir sekanstı. dikkat eden olmuştur umarım. oyuna giren nereye gideceğini ne yapacağını bilmez haldeyken biz şampiyon olacağız diye ahkam kesiyoruz.
yedek ağırlıklı kadro ile çıkan konyaspor'a karşı oyun üstünlüğü dahi kuramadığımız maç oldu. takımın oyunu her geçen gün daha da geriye gidiyor. rakibin 6 pası içinde kamp kuran, oyunu rakibe kabul ettiren, bir düzine pozisyona giren galatasaray sanki 20 yıl geride kalmış gibi hissediyorum.
takımda yaratıcılık yok,
çalım atan oyuncu yok,
orta açmayı bilen bir frankowski var,
bitiriciliği üst düzey adam yok.
oyunumuz her geçen gün tekdüzeleşiyor ve teknik heyetin ve okan hoca'nın bu duruma acilen el atması şart.
not: şu maçı izlerken sürekli telefondan eyüp-başak maçının skorunu kontrol ettim. istatistiklere baktığımda başakşehir'in tek kale oynadığını görünce de "inşallah başak atamaz" diye geçirdim içimden. bizi türkiye kupası'nda bile gruptan çıkabilecek miyiz stresini yaşatanlara helal olsun.