kalan haftalar için berbat bir referans maçı. şu maçı gören her rakip takım "kocaelispor aldıysa galatasaray'dan biz de puan alabiliriz" motivasyonu ile oynayacak. keza şampiyonluk mücadelesi veren diğer takımlar bu maçtan önce bir umutluysa artık beş umutludur. çünkü herkese, her maçta puan bırakacak kadar cömert olduğumuzu göstermiş olduk. oysa tam tersi bir mesaj vermemiz ve "bu ligin sefiri biziz, ona göre" dememiz gerekirdi. bu psikolojik etmenler de rakibi kırmak için çok önemli.

şu haftalarda istesen yapamayacağın, zor bir işi başardık. maçı izlerken bir ara "acaba oyuncular bir şeyi sabote mi ediyor" diye dahi içimden geçirdim. o denli hatalarla dolu, o denli rezil bir maç oynadık.

bravo size takım. bravo yönetim. bravo teknik heyet.

gs Vector Logo

oyuncularda suç %25 ise okan hocada %75tir. 400 milyonluk takım 10 milyonluk takıma karşı oyun kuramıyor, kendi yarı alanından çıkamıyorsa bizim oyun kurma şemamızda, planımızda sorun var demektir. antrenmanda çalıştığımız oyun planları işlemiyor demektir. aynı oyuncularla doğru dürüst bir hoca başımızda olsaydı şimdiye şampiyonluğumuzu ilan etmiştik.

2025-2026 şampiyonluğunun rakiplere gelmese bile bizden gittiği maç.

ligin bu yerinde, kendi sahanda, sana kıyasla ateş gücü çok sınırlı ve kafası rahat bir rakibe karşı 45 dakika yan pas yapıp diğer 45 dakika da ortalıktan kaybolmanın kabul edilir bir tarafı yok.

madem ki şampiyon olmak istemiyorsunuz, çıkıp erkek gibi istemiyoruz diye söyleyin. taraftar bize inansın, şampiyon olacağı diye osuruktan sallamayın.

biz de durumu bilelim, önümüze bakalım.

bir buçuk ay sonra galatasaray taraftarı dünyadan yok olacak, bize hesap sormayacak mı sanıyorsunuz?

sizi göklere çıkaran bu taraftar böyle bir sabotajın ardından öyle bir yere indirir ki; bir elde fener bir elde kazma kürek çıkacak yol ararsınız.

oyun düzeni ile ilgili osimhenden sonra en önemli oyun gücümüz barışın kanat performansı iken neden beş dakika bile salai ile yer değiştirmedik anlamadım. daha anlayamadığımız birçok faktör var ama bu benim en aklıma yatmayanı.

gol yüzde yüz pasif ofsayt diyen yazar arkadaşlarım, çizgide jacobs'a bakın maçı en güzel yerden izlediği için ofsayt değil.

"kızgın değilim, kırgınım. koskoca galatasaray gol yedikten sonra reaksiyon vermediği için. umutsuz değilim, mutsuzum. içeride kolay kolay maç vermeyen takımım puan kaybettiği için. fakat bunların hiçbiri için -bizi bugüne getiren- ekibe sövmem. sezon sonunda kupa bizim olacak." diye yazmıştı gamze twitterda. dün gece maçtan sonra bloga yazı yazmak için oturum, yaz sil, yaz sil, yarım saat oyalandıktan sonra bilgisayarı kapayıp, gözlerin yorgunluktan kapandığı sabahın dördüne kadar beyni uyuştursun diye amazon'da dizi seyretmiştim... o doksan dakikayı hatırlamak, özellikle son 20 dakikayı aklımdan çıkarmak istiyordum... futbolla ilgilenmeyen insanlar ne kadar şanslı diye de düşünmedim değil, film eleştirmenin derdi nedir ki? ya da müzikle ilgilenenin? kitapseverler mesela, sevdiği yazar kötü kitap yazdı diye geceyi zehir eder mi kendine? hiç sanmam... ama futbol böyle bir tutku işte, daha kötüsü de taraftar olmak, hele ki "canım feda" diyenden, öfke geçsin diye topçusuna, hocasına sövmeyip, içine atan... omurga sahibi olmak belki de, bugün "çöp" dediğin topçuyla fotoğraf çektirmek için yarışmamak, "istifa etsin hoca" dediğin teknik adam şampiyon olduğunda onu övüp övüp bitirememek gerekir ama "o eski çamlar bardak oldu" diyelim geçelim...
ligde son haftalara yaklaşırken, şampiyonluk için her puan önemliyken, galatasaray'ın göztepe deplasmanında kazandığı üç puandan sonra kendi taraftarı önünde kocaelispor'u "rahatlıkla" yenip yoluna emin adımlarla devam etmesi bekleniyorduk, ki 70. dakikaya kadar da öyle oldu, ilk devre sane'nin kaptırdığı bir topta agyei'nin şutunu uğurcan'ın çıkarması dışında kocaelispor'un tek atağı yokken, jakobs'un can'dan çalım yemesi sonrası siyah-yeşilli oyuncunun ortasında abdülkerim'in ıskası ile oluşan karambolde petkoviç eşitliği sağladı ve galatasaray maçı çeviremedi, iki puan kaybetti. sami yen'de gaziantep'e de iki puan vermişti, konya deplasmanında da üç puan bırakmıştı... iç burkan kayıplar bunlardı, yoksa, trabzon'a, beşiktaş'a, fenerbahçe'ye, kocaelispor'a deplasmanda puan vermek çok da can yakmıyordu...

deplasmandaki kocaelispor maçında yapılanlar hatırlatılmıştı okan buruk tarafından maçtan önce, taraftar da motive olmuştu, stad dolmuştu tıklım tıklım da içerde ertesi maç fenerbahçe derbisi olunca ceza almamak için biletler devredilmiş, gelenler de pek suskundu. yine de felipe melo'nun ultraslan tribününde sete çıkması hep de özlemle beklediğimiz bir andı, çok da yakıştı "capoluk" melo'ya...

kalede her zamanki gibi uğurcan vardı, sağ bekte boey, stoperde sanchez ve abdülkerim yer alırken, sol bek jakobs olacaktı. lemina dinlenirken torreira ve ilkay savunma önünde yer alıyor, kanatlarda sane ve sallai varken, sara ortada, ilerde de barış olacaktı. kadro fena değildi ama iç sahada kapanan bir takıma karşı barış kanatta, ıcardi ceza sahasında olmalıydı, lakin fena halde bitirildi ıcardi galatasaray'da. sosyal medya ergenleri ve "teknisyen" youtuberlar okan buruk'u da etkilediler diye düşünüyorum ki hoca "kral"ı sildi defterden...

10. dakikada uğurcan'ın uzun pasında barış auta attı, sonrasında sara'nın ara pasında barış dokunamadı. tüm takımla kapanan rakibini kanatlardan açmaya çalışırken galatasaray, en göze batan topçu sane oluyordu ki onun kanattan çaprazlama dalışları sonrası boey boş kalıyor ama onun da ortaları sonuç vermiyordu. jakobs'ın taç atışında abdülkerim'in kafası kalecide kalırken, yedi dakika sonra sara'nın şutunu yine genç kaleci çıkarıyordu. tabii, pozisyonun dönüşünde de jakobs'un itilmesine penaltı çalacak bir hakem kadrosu yoktu sahada...

ve iki dakika sonra da jakobs'un kanattan ortasında kocaeli savunmasının ıskasında sane uzun aradan sonra kafayla fileleri havalandırıp, takımını rahatlatıyordu. takım öyle "rahataladı" ki devre bitene kadar da başka kayda değer atak yapmadı, oyunu rolantiye aldı.
ikinci yarıya sane'nin ceza sahası dışından sert şutunu yine kaleci serhat çıkarırken, üç dakika sonra da ani gelişen atakta sane penaltı noktası üzerinde sara'ya verdi onun yavaş şutu kalecide kaldı, tıpkı atletico madrid maçının son dakikalarındaki pozisyon gibi, aynı topçu, aynı kale...

topu ayağında tutuyordu galatasaray da beklenilen net tehlikeleri yaratamıyordu ve oyuna çeşitlilik katmak için sallai ve boey çıkıp, lang ve singo dahil oluyor ama onlar ad pek faydalı olmuyordu ki, kocaelispor petkoviç ile eşitliği sağlayınca torreira ve ilkay'ın yerine yunus ve lemina girdi, sara çıktı ıcardi girdi ama lang'ın uzaktan auta giden şutu ve yunus'un uzatmalarda direği ıskalayan şutu dışında galatasaray üç puanı alacak pozisyonu bulamamıştı... oysa deplasman takımı 83te agyei ile ikinci gole de kavuşacaktı da direk müsaade etmedi.

galatasaray'ın içerde anadolu takımlarına puan verdiği maçların hakeminin de oğuzhan çakır olması tesadüf mü? kocaelisporluların bir çok sertliğine devam diyen hakem, galatasaray'ın serbest vuruş kazandığı anda ilk devreyi bitirmiş, uzatmalarda sürekli ayaklarında "çekme" olduğu bahanesiyle zaman çalan yeşil-siyahlıları ödüllendirircesine uzatmayı uzatmamıştı... jakobs'un itilmesini bahsettik de kocaelispor'un attığı golde uğurcan'ın önündeki oyuncuya "pasif" ofsayt neden çalınmadı pek anlamadık? ilk devre kocaeli'de galatasaray'ın böyle bir golü iptal edilmiş, yetmedi konya'da da geçersiz sayılmıştı...

maç sonu herkeste büyük hayal kırıklığı vardı, topçuların yüzü asılmış, okan hoca hakeme isyan ederken, ultraslan yine ateşi yaktı, takımı tribüne çağırıp moral verdi. bakmayın sosyal medyada yangın çıkaranlara, onları dikkate almıyorum artık... bu takım, hu hoca, bu yönetim üç yıldır bizi şampiyon yaptı, bu sene de yapacak ve burda en büyük etken haftada bir maç oynayıp konsantre olacak topçular... yeter ki galatasaraylıyım diyenler yarın utanacakları sözleri bugün söylemesinler... beş maçlık mini bir lig başladı ve galatasaray alnın akıyla oradan çıkacaktır...

kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot

« / 68
Kayıt Ol