maçtan önce hiçbir beklentim yoktu. değil galibiyet, beraberlik fark yemeden dönsek * diyordum. takım kadroları açıklanınca yapay zekaya skor tahmini yaptırdım, 2-0 frankfurt dedi maça çıkmadan kabul ettim, oynamayalım dedim. sonra gol atınca bi umutlanmadım değil. ama sonra okan buruk faktörü varlığını koydu ortaya. maç öncesi en büyük çekincem stoper ikilisiydi ve maçın terse dönüp faciayla bitmesine neden oldu. önümüzdeki maçlara bakmak istemiyorum çünkü baktıkça nefesim daralıyor. 8 maçta 0 puan almak gibi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. hayırlısı...

en az 2-0 kazanmamız gereken ama 5-1 yenildiğimiz maç.

şunu açık yüreklilkle söylüyorum ki biz bu skoru hak etmedik. hatta 3 golü kendi kalemize attık. misal ilk golde yunus fantazi yaptı, adamın önünde kaldı taca giden top singo'ya çarpıp gol oldu. onun öncesinde barış'ın golünde hakem düdük çalmasaydı ki faul filan yok; maçı artık alıp götürecektik.

yalnız buna takılmak da bizim hatamız. konsantrasyonumuzu kaybetmemeliyiz. yunus'un yaptığı, sara'nın yaptığı gibi fantaziye kaçmamak gerek. bunu ağır bir yoldan öğrendiğimizi umuyorum. bunun haricinde istatiksel olarak daha iyi olduğumuz bir maçı kaybettik. zaten risk aldıktan sonra maç ya geri dönecek ya da farka gidecekti. bizim kendi kalemize attığımız 3 gol ile zaten imkansızı zorladık.

bu maç da ilk kez kimseyi suçlu bulamıyorum. hem şansızlık hem de bazı futbolcularımızın yapılmaması gereken pozisyonlarda yaptığı acemice ve fazla rahat hareketleri neticesinde bu skor meydana geldi.

zaten beni üzen tarafı da bu. kötü oynasak, hak etmesek bok gibi oynadık der geçerim ama biz bunu gerçekten hak etmedik.

iyi başlayıp kötü bitirdiğimiz maç.

maça gayet iyi başlayıp oyun üstünlüğünü sağlamışken bir maçta ne kadar kırılma anı olabilirse o kadar kırılma anı oldu ve maalesef hepsi aleyhimize oldu. yani bu kadar talihsizlik pişmiş tavuğun başına gelir kanaatimce.

skor 1-0dayken barış alper bomboş topu stad dışına vurdu. atabilse momentumu tamamen elimize alacaktık. daha sonra yunus saçma sapan bir top kaybı yaptı, erenin ayağı kaydı, ritsu doan'ın auta gidecek vuruşu davinson'a çarptı hadi buyur 1-1.

1-1ken barış ile golü bulduk ancak kazandığımız topta sane adama temas etti hakem faulü çaldı gol geçersiz oldu. can uzun döndü vurdu 2-1 oldu frankfurt'un tek organize golüydü.

skoru 3-1'e getiren gol deseniz ilk yarının son dakikasında içeriye şişirilen bir duran top, singo'ya çarpıyor ve top olmayacak yere gidiyor.

hele 4.gol içler acısı. bisküvi kırmayacak bir kafa vuruşu davinson ve uğurcan'ın anlaşmazlığıyla geldi gol oldu.

5.golü anlatmaya gerek bile duymuyorum tamamen sara'nın vurdumduymazlığından yenilen bir gol.

dönüp bakıyorum takıma, singo ve torreira dışında bariz hata yapmayan adam yok sonradan girenler dahil. dün 2-1den sonra resmen motor becerilerimiz alınmış gibiydik inanılmaz dağıldı takım. dünkü maç özelinde hocayı eleştireceğim tek konu yenilen gollerden sonra reaksiyon verilememesi ve 55'teki lemina - icardi değişikliğiyle orta sahayı vermesidir. onun dışında başlangıç planımızın iyi olduğunu düşünüyorum.

açıkçası ilk yarı mükemmel, ikinci yarı berbat futbol oynadık. ekran başındaki herkes şundan emindi. eğer biz bireysel hata yapmazsak bunlara yenilmeyiz.
ancak biz ne yaptık? önde basan takıma karşı 18 çevresinde çalımla çıkmaya çalıştık. basit oyna kardeşim, vur gerekirse. zaten skoru almışsın, adamlar 36 dakika boyunca 1 kere gelebilmiş. istediğin gibi tempo ayarlıyorsun, geçiş yapabiliyorsun, pozisyon üretebiliyorsun. ancak salak bir çalım yüzünden gol yiyorsun. kimse boşuna maval okumasın. bu sözlükte dahi yüz kişiden doksan beşi defans dörtlüsünü aynı yazdı. herkes abdülkerim'in yetersiz olduğunu biliyor. 5 gol yenmesinin sebebini abdülkerim yoktu diye indirgeyemeyiz. mental dağınıklık, takım olgusunun yitirilmesi baş sebepler. ders çıkarılmalıdır.

büyük uğraşlar sonrası deplasman tribününe kendimi bir şekilde atabildiğim maç.

asla tahmin etmeyeceğim bir skorla bitmesi üzdü ama avrupada deplasmana giden tayfa eve kederli dönmeye öyle veya böyle alışkın. bana daha çok koyan kulübümüzün takındığı tavır. sen 3.000 kişilik kontenjanın tahminen %80inin karaborsa‘ya düşmesine alenen ön ayak olursan oraya 15€‘lük bilete 600-700€ bayıldığı için maksimum şahsi (!) keyfini çıkarmaya gelen tipler gelir. hepsinin elinde telefon, kimisi videolu konferans yapıyor, kimisi her saniyeyi fotoğrafa, videoya alıyor, hikayeler gırla paylaşılıyor, sahaya odaklanamıyorlar ki. bağıran kesim de skorun etkisiyle pes edince ortaya iğrenç bir görüntü ve berbat bir ortam çıkıyor. tribün takımı ateşleyeceğine takım tribünü ateşliyor, özellikle de avrupa maçlarımızda. bunun önüne bilet dağıtma politikasını gözden geçirerek çok rahat geçilir de para tatlı geliyor işte.

geçtiğimiz 2 sezondaki avrupa maçlarındaki yapılan bütün hataların toplamını neredeyse tek maçta gördük. günlerdir abdülkerim kesilsin, singo oynasın diye her yerde ortalığı ayağa kaldıran taraftarın tekrar dinlenilmemesi gerektiğini bir kere daha görmüş olduk. nelsson formdayken sanchez'i bile yedek bırakacak kadar defans hattının uyumuna dikkat eden okan buruk, böyle bir hatayı yapmamalıydı. sanchez'in ligde bile sol stoperde oynadığı zaman nasıl alarm verdiğini de kaç defa görmüştük.

ilk golü de bulmuşken ve üstüne maça geçen seneki kadıköy'de fenerbahçe ile oynanan türkiye kupası maçı mantalitesi ile yani topun arkasına geçip uzun toplarla kanatlarımıza ve forvete ani çıkışlara da bir müddet devam etmişken frankfurt'un bir anda topun arkasına geçip bizim topla oynamamıza müsaade ettikleri anda sonumuzun başlangıcı oldu resmen. ilk golü yiyene kadar top bizdeydi ama verimliliğimiz çok düşüktü. bu da okan hoca'nın büyük ikinci büyük hatası oldu. okan hoca maçtan sonra %60'tan fazla topla oynadık, şanssızdık diyorsa bir an önce bu hatadan dönmesi gerekiyor. bu, çok büyük bir yanılgı olur.

okan hoca'nın üçüncü hatası ise takım yalpalarken liderlik gösterememesi oldu. ilk golü şanssız bir şekilde yedik. sonrasında da golümüz verilmedi. bunlar futbolda olabiliyor. ama o andan itibaren başta hocanın sonra da takımın dik duramaması oldu. takım ve hoca 4.senesine girerken hala anlarda takılıp kalmamalı. büyük oyuncular, büyük deneyimler diye konuşulan bir ortamda bir anda 3-1'e skorun gelmesi izah edilemez. artık galatasaray'ın şu maçta 30 dk iyi oynadık, şu maçta 60 dk iyi oynadık diye takılıp kalmaması gerekiyor.

okan hoca'nın dördüncü hatası ise bir müddettir görmediğimiz orta saha çıkarıp forvet almalı, bir anda çoklu değişikliklerle yapılan çorba durumu. bu durum, okan hoca'nın da takım kadar dağıldığını, yani yine liderlik yapamadığı kısıma giriyor. yani hocam artık bunları aşalım. kadromuz, önceki senelere göre daha geniş ama gerekirse sadece 3 oyuncu değişikliği yapalım ama seviye olarak hala burada oynamayı hak edecek oyuncularla devam edelim. ahmed falan artık ne olur...

frankfurt bu arada kötü takım değil fakat 5 yenilecek bir takım da değil. kendi oyunlarını oynadılar, sakin kaldılar, erken yedikleri gole takılmadılar. şanssızdık ama 5 gol de yiyorsan bir yerden sonra şans faktörü ile de bazı şeyleri açıklayamayacak duruma geliyorsun. en kötü berabere kalacağımız bir maçın taktiksel ve bireysel hatalardan buraya gelmesi hepimizi doğal olarak çok üzüyor.

bir takımın mantalitesinin, oyun ezberinin olması tabiki de iyi bir şeydir. lakin bir iki oyuncu değişikliği yaptım, bunlar takımı etkilemez veya rakip kim olursa olsun fark etmez düşüncesi avrupa'da hep canımızı sıktı. okan hoca ders aldım demişti fakat ilk maçtan maalesef en ağır yenilgiyi aldı. açıkçası hocanın basın toplantısını ve açıklamalarını da beğenmedim. umarım bugün doğru teşhisler konulur ve analizler sonrası gerekli dersler alınır. herkesin herkesle oynadığı bir ligde şimdiden ahlar vahlar çekmek için erken olduğu kanısındayım. bu lig, ocak ayının sonuna kadar devam edecek. oynayacağımız 7 maç daha var. o hafta kiminle oynayacağımıza bağlı olarak bizim ve rakip takımın o anlık form durumu, oyuncu tercihleri, ruh hali belirleyici olacak. o yüzden bütün camianın, teknik ekibin, oyuncunun ve taraftarların dünkü gibi anlarda takılı kalmaması gerekiyor. bazı yapılan yanlışlar ve sonuçlar işi kabak tadı vermeye doğru götürse de ben hala okan hoca'ya güvenmek isteyen taraftayım. artık önceki gibi grup mantalitesi olarak değil maç maç bakmamız gereken lig usulü bir turnuva bu. dersler alınmalı, kafalar kalkmalı ve her maçta her saniye netice ne olursa olsun mücadele bırakılmamalı.

çok yazık oldu. kötü takım olsak, oyuncular yetersiz olsa, hiç birşey oynamadan fark yesek bu kadar üzülmezdim.

net okan hocaya yazar bu durum. hocayı her zaman savunmuşumdur ama oyunu tutma, defansı geliştirme olaylarında yine sınıfta kalmıştır.

adamlara karşı kalite olarak çok bariz üstünlüğümüz vardı. öne de geçmiş iyi oynayan bir galatasaray normalde en kötü berabere kalırdı. avrupa fatihi dediğimiz galatasaray tarihinde böyle birşey görüldüğünü zannetmiyorum.

oyunun hakimi olmak, kazanmaya oynamak haldır huldur basmak değil sadece. okan hoca bunu kabullenmiyor maalesef.

ikinci yarıda farkın açılması hocaya yazar ama ilk yarısı için hocadan çok saçmasapan bir hata ile beraberlik golünü yiyen ve sonrasında dağılan futbolculara yazılır bu mağlubiyet. çıkan ilk 11 ve ilk 35 dakikalık oyun itibariyle baktığımızda her şey doğruydu aslında. ondan sonra 10 dakika içinde her şey tepetaklak oldu ve ilk 35 dakikadaki doğrular da görülmez hale geldi. ikinci yarıda ise okan hoca orta sahayı boşaltarak sonu belli bir risk aldı ki bunu hep yapıyor. sonuçta da ebemizinkini gösterdi bize frankfurt. üzücü olan şey karşımızdaki takımın bizden hiç de üstün bir oyun oynamadan bizi farklı yenmiş olması. hele ilk yarıda hiç bir şey yapmadan 3 gol attılar ki zaten ikisini kendi kalemize attık.

aslında o kadar da kötü olmadığımız maç. kırılma anları bizim avantajımıza kırılsa, skor tam tersi olabilirdi. ancak işte futbol bu, yapacak bir şey yok. momentumu, o isteği / arzuyu, savaşma gücünü kaybettiniz mi kaybediyorsunuz.

ilk attığımız gol, barış alper yılmaz'ın çok net kaçırdığı frikik organizasyonu, barış'ın attığı ama sayılmayan gol *; bu kısma kadar her şeyi doğru yapan, rakibine üstünlük kurmuş bir takım vardı. işte kırılma noktaları dediğim kısım böyle anlar, şurada 3-0 bile yapabilecekken 1-0'da kaldık. bari 2-0 olsa gene ciddi bir psikolojik üstünlük sağlayacaktık, olmadı. bu skorları yapsak zaten yediğimiz golleri yememe ihtimalimiz de var.

sonrasında yunus akgün'ün çok büyük hatası ve ona buna çarpa çarpa giren bir gol yedik. o golün yenilmesi kaderimize yazılmış resmen, başka bir açıklaması yok. ikinci golde de yunus'un top kontrol problemi sonrası yaşanan bir atak ve bir türlü rakibi engelleyemememiz. burada yunus'a yine kızıyorum, bu kafayla asla büyük topçu olamaz. topu kontrol edemedin kaybettin, ama rakip yanındaki adama tekrar pas attı. yahu kapasana açısını kaybettin kaybettin bari topu. oradan atak başladı. atak başlamasına rağmen defansta o kadar adamız kimse de durduramadı rakibi, o da ayrı avellik. zaten diğeri duran top golü, bedavadan yedik. ilk yarı 3-1 geride kapattık.

ikinci yarının belli bir kısmından sonra orta alanı boşaltınca daha da çok yeriz dedim zaten. ancak yine de beklediğim kadar kötü olmadı, 2 gol daha yedik ama ikisi de bireysel hata. ben daha çok fark bekliyordum.

bazı oyuncuların oyun karakterini bir üst seviyeye taşıması lazım bu arenada. şu an çok kötü bir çıkmazdayız, türkiye'deki maçlar antrenman maçından hallice bizim için. avrupa'da işler öyle yürümüyor işte. türkiye'de duran topta rakibini kaçırsan bile adam atamıyor, kalibresi yetmiyor. avrupa'da atıyor işte adam. türkiye'de ileride defans yapmaman çok büyük problem değil, adam o kadar iyi hızlı atağa çıkamıyor, çıksa değerlendiremiyor. ancak bir seferlik konsantrasyon kaybı ile avrupa'da adamlar hızlıca atağa çıkıp değerlendiriyor işte. 2 golü böyle yedik. diğer 3 gol de bireysel hata, şans falan.

leroy sane, kendi kaptırdığı top dışında defans yaptığını görmedim. hadi defans yapmıyorsun, hücumda da iyi değil. yunus, defansif aksiyonları yok denecek kadar az. kendi kaptırdığı top dahil, o daha kötü yani. bu kadar az defansif aksiyonla zor bu iş zaten, burası türkiye değil avrupa.

bir de bizim antrenman sistemi. türkiye'deki maçlara bu antrenman yetince sanırım ekstra bir şey yapmıyoruz. yahu hayvan gibi olan barış'tan eser yok? ne yaptı bu tüm yaz, ne yaptırdınız? mauro icardi desek hala kilolu. mario lemina geldiğinde canavar gibiydi, bir türkiye antrenmanı yesin söner dedim; haklı çıktım. ondan iyi mi bileceksin bundan iyi mi bileceksin; eleştirme eleştirme de kardeşim görüyoruz yani gözümüzün önünde oynanıyor maçlar. geriye giden fiziksel özellikleri görüyoruz sürekli. abdülkerim bardakçı'ya yavaşladı deniyor, neden acaba? adam sakatlanmadı bir şey olmadı aslında, ne yaptınız da yavaşladı bu adam? artık odadaki fil hakkında konuşmak lazım, fiziksel kapasitemizi avrupa ile yarışacak seviyeye bir türlü getiremiyoruz yahu çıldıracağım. kaç yıldır aynı konuyu konuşuyoruz, anlamıyorum yahu çok mu zor getir almanya'dan bu işin profesyonel eğitim almış adamlarını yaptır antrenmanı ya. hep de bir bahanemiz var bu işe; yok yükleme yeni yapıldı, yok pik nokta şu ay olacak yok şu yok bu. sonuç? senelerdir avrupa'da mart'ı bile göremeyen takımlar. çok biliyorsunuz bu işleri de o yüzden göremiyorsunuz!

bu kafayla istersen 1 trilyonluk takım kur gene hiçbir işe yaramaz. gabriel sara neden çevikliğini kaybetti ya, bunun cevabını verin? yeminle kafayı yedirirler insana. şimdi konyaspor'a 10 gol atsan ne atmasan ne.

aslında iyi başladık, kırılma anları bizim olsaydı iyi biterdi diye başlayıp bayağı yükseldim * ancak ciddi sorunlarımız da var. bu maçı kazansaydık da o sorunları dile getirecektim. hayırlı mağlubiyet diyeceğim de bu laftan da bıktım. kaç yıldır aynı terane, okan buruk'la da başlamadı bu. hakikaten ikinci arabistan oldu burası. kamyonla para ver, ligde zaten doğru düzgün gelir yok. avrupa'da da doğru düzgün antrenman yaptırmadığından, oyuncunu sadece fiziksel değil eksik olan herhangi bir yönünü de geliştiremediğinden yokları oyna.

hezimete uğramamızdaki en büyük faktörün davinson sanchez olduğu maç.

dün geceden beri düşünüyorum ve bu konuda yapılan aptallığı kabul etmekle hala zorlanıyorum.

davinson bu takımın en değerli üç futbolcusundan biri. 1 torreira, 2 osimhen ve 3 davinson'dur benim için. ve bu adam bu değere sağ stoperken ulaştı. yani sezon başında kadrona baktığında gönlünün ferahlayacağı, bu mevkide kimseye ihtiyacım yok diyeceğin iki mevkiden biri burasıydı. davinson'u yaz geç yani yedeğine bile bakmana gerek yok o derece, adam makina zaten.

ve sen napıyorsun, gidip o mevkiye 30 milyon euroluk transfer yapıyorsun. sonra aldığın adamı oynatmak için davinson'a diyorsun ki sen sola geç. futbolla biraz haşır neşir sekiz yaşındaki bir çocuk bile biliyor ki bu adam sol stoperde sakarlaşıyor. sen bilmiyor musun kardeşim bunu? irfan denen vatandaş da mı bilmiyor? üç yıldır bu adam kadronuzda ya. davinson gelmeden önce hakkında yapılan incelemelere yazılan ilk şey sol stoperde yapamadığıydı. siz bu adamla üzerine 3 yıl çalıştınız.

bilerek yapsanız daha az içim acırdı. diyecek hiçbir şey yok.

« / 90 »
Kayıt Ol