torreira’nın 8 numarada neden oynamaması gerektiğini gösteren bir maç oldu. 8 numara sahada sürekli hareketli olması gereken, markajdan sürekli kurtulabilen gerek, hatlar arasında gerekse kanatlara açılarak sürekli kendini boşa atan, çok baskı yediğinde hızlı pas ya da dribling ile baskı kırabilen, şutu olan, derin top atabilen bir futbolcu olmalı. bunun yanında 2’li mücadeleden de kaçmamalı ve ayakta kalmalı.

biz tam da bu oyuncuyu konya deplasmanında deli gibi yorup, torreira’dan 8 numaralık bekledik. thuram, koopmainers gibi 2 tane üst düzey motor kendisini maalesef sırt çantasına dönüştürdü. zaten bu tempoda maçı da bitiremedi. yanlış bir tercihti.

torreira nefis bir 6 numara, koşu mesafesi daraldıkça kısa mesafede hızlanmasıyla diri kalarak 2’li sıkıştırmalarda full konsantre ve rahatsız edici bir çar, topla çıkarken bel kıran dönüşleriyle topun sağa sola hızlı gidip gelmesini sağlayan çok spesifik bir oyuncu. sara ile muazzam bir 2’li oluyorlar ligde.

ancak davinson’un dalgınlığı, apo’nun ağırlığı, baskı yediğimiz maçlarda lemina gibi bir oyuncuya muhtaç kılıyor. bu defolardan oluşacak defans arasındaki boşlukları atletizm ve gücüyle dolduruyor. ancak torrik ve lemina beraber oynadıklarında, 2’si de max 6,5 oynayabildikleri için, göbekte baskı yediğimizde pas yapamaz ve sürekli topu şişirir hale getiriyorlar takımı. orta sahada atlet takımların döneni doğal olarak alması dolayısıyla sirkülese oluyorsun. hele rakip 3’lü oynuyor ve sen hala mantıksızca 2’li basıyorsan üstüne bir de rakibe rahat pas yaptırıyor, 5 küsür gol beklentisi veriyorsun.

sara 8 numaradır. 10 numarada oynaması için özel maç planı ya da maça özel bir an olmalıdır. 10 numarada baskılarda gecikmekte, dar alanlarda da baskıdan dolayı topla istediklerini yapamamaktadır. galatasaray geçen sene sara 10 numaradayken şampiyon olmuştur, pozisyon vermemiştir ancak zor da pozisyona girmiştir. maçların çoğu duran topla çözülmüştür.

8’de koşu kapasitesiyle daha geniş alanlarda markajdan kurtulabilip, topla hünerlerini gösterirken takımı da rahatlamaktadır. fiziksel olarak iyi olduğunda da yeterli mücadeleyi verebildiğini görüyoruz.

yunus’un neden 10 numarada oynadığı bu maçla daha da belirginleşti, baskılarda çok etkin ancak bu takım peynir ekmek gibi modern 10 numarayı neden istiyor onu da anladık. kısa alanlarda çabuk hızlanabilen, baskı zamanlamasını doğru ayarlayabilen, topa dokunarak çalım atabilecek, baskı yerken top ayağına geldiğinde saklayabilecek, faul alabilecek, bir ters topla takımı rahatlatacak, osimhen’i besleyebilecek, şut açısı bulduğunda zımbalayacak bir adam lazım. rakibinde var, asensio. tarihinde var sneijder… bu profil olmadan, bu düzende rahat maç izlemek zor. yunus da olsa sara da olsa ilkay da olsa maç maç performansımız değişir. rakibin durumuna göre iyi ya da kötü görünüz.

takım olarak çok iyi baskı yapmak çok önemli bir özellik ama rakip sana baskı fırsatı vermeyip, topu sana şişirip basmaya kalktığında kitleniyorsun. kaostan medet umuyorsun.

bu maçta bizi bu kadar kıran şey topu kullanamamaktı. çok açık. biraz top çevirebilseydik momentumu kırabilirdik.

takım bu sezonu hayal kırıklığıyla bitirmek istemiyorsak hemen taktiği gözden geçirmeliyiz.

benim çözüm önerim sola lang, sağa sane, 8’e sara geçmeli. santrafor arkasında da sallai ya da barış kullanılmalı. kanatlarda 2 tane içe & dışa kırabilen ve topu iyi kullanan, asist beklentisi yüksek özellikte oyuncu, içeride 2 tane sürekli koşu atan ve baskı kalitesi hiç düşmeyen 2 futbolcu. bekler de dışarıdan ve içeriden önündekiyle senkronize. bu kadro kalitesiyle paralize edersin rakipleri bence. ilkay-ngaha sara’yı, yunus ve asprilla da kanatları rotasyona sokar. beklerin rotasyonu belli. 6’da belli lemina-torreira… akar gidersin.

bunu böyle yapar mıyız bilmiyorum ama bu düzende maalesef sezonu bitiremeyiz. bu maç ve konyaspor maçı bunu çok açıkça gösterdi. rakiplerimizi yenilmez olmadığımıza ikna etti. yenilmez auramızı yeniden kazanmak için bir şeyleri modifiye etmeliyiz, sök tak yapmalıyız.

(bkz: 25 şubat 2026 juventus galatasaray maçı)

torreira’nın 8 numarada neden oynamaması gerektiğini gösteren bir maç oldu. 8 numara sahada sürekli hareketli olması gereken, markajdan sürekli kurtulabilen gerek, hatlar arasında gerekse kanatlara açılarak sürekli kendini boşa atan, çok baskı yediğinde hızlı pas ya da dribling ile baskı kırabilen, şutu olan, derin top atabilen bir futbolcu olmalı. bunun yanında 2’li mücadeleden de kaçmamalı ve ayakta kalmalı.

biz tam da bu oyuncuyu konya deplasmanında deli gibi yorup, torreira’dan 8 numaralık bekledik. thuram, koopmainers gibi 2 tane üst düzey motor kendisini maalesef sırt çantasına dönüştürdü. zaten bu tempoda maçı da bitiremedi. yanlış bir tercihti.

torreira nefis bir 6 numara, koşu mesafesi daraldıkça kısa mesafede hızlanmasıyla diri kalarak 2’li sıkıştırmalarda full konsantre ve rahatsız edici bir çar, topla çıkarken bel kıran dönüşleriyle topun sağa sola hızlı gidip gelmesini sağlayan çok spesifik bir oyuncu. sara ile muazzam bir 2’li oluyorlar ligde.

ancak davinson’un dalgınlığı, apo’nun ağırlığı, baskı yediğimiz maçlarda lemina gibi bir oyuncuya muhtaç kılıyor. bu defolardan oluşacak defans arasındaki boşlukları atletizm ve gücüyle dolduruyor. ancak torrik ve lemina beraber oynadıklarında, 2’si de max 6,5 oynayabildikleri için, göbekte baskı yediğimizde pas yapamaz ve sürekli topu şişirir hale getiriyorlar takımı. orta sahada atlet takımların döneni doğal olarak alması dolayısıyla sirkülese oluyorsun. hele rakip 3’lü oynuyor ve sen hala mantıksızca 2’li basıyorsan üstüne bir de rakibe rahat pas yaptırıyor, 5 küsür gol beklentisi veriyorsun.

sara 8 numaradır. 10 numarada oynaması için özel maç planı ya da maça özel bir an olmalıdır. 10 numarada baskılarda gecikmekte, dar alanlarda da baskıdan dolayı topla istediklerini yapamamaktadır. galatasaray geçen sene sara 10 numaradayken şampiyon olmuştur, pozisyon vermemiştir ancak zor da pozisyona girmiştir. maçların çoğu duran topla çözülmüştür.

8’de koşu kapasitesiyle daha geniş alanlarda markajdan kurtulabilip, topla hünerlerini gösterirken takımı da rahatlamaktadır. fiziksel olarak iyi olduğunda da yeterli mücadeleyi verebildiğini görüyoruz.

yunus’un neden 10 numarada oynadığı bu maçla daha da belirginleşti, baskılarda çok etkin ancak bu takım peynir ekmek gibi modern 10 numarayı neden istiyor onu da anladık. kısa alanlarda çabuk hızlanabilen, baskı zamanlamasını doğru ayarlayabilen, topa dokunarak çalım atabilecek, baskı yerken top ayağına geldiğinde saklayabilecek, faul alabilecek, bir ters topla takımı rahatlatacak, osimhen’i besleyebilecek, şut açısı bulduğunda zımbalayacak bir adam lazım. rakibinde var, asensio. tarihinde var sneijder… bu profil olmadan, bu düzende rahat maç izlemek zor. yunus da olsa sara da olsa ilkay da olsa maç maç performansımız değişir. rakibin durumuna göre iyi ya da kötü görünüz.

takım olarak çok iyi baskı yapmak çok önemli bir özellik ama rakip sana baskı fırsatı vermeyip, topu sana şişirip basmaya kalktığında kitleniyorsun. kaostan medet umuyorsun.

bu maçta bizi bu kadar kıran şey topu kullanamamaktı. çok açık. biraz top çevirebilseydik momentumu kırabilirdik.

takım bu sezonu hayal kırıklığıyla bitirmek istemiyorsak hemen taktiği gözden geçirmeliyiz.

benim çözüm önerim sola lang, sağa sane, 8’e sara geçmeli. santrafor arkasında da sallai ya da barış kullanılmalı. kanatlarda 2 tane içe & dışa kırabilen ve topu iyi kullanan, asist beklentisi yüksek özellikte oyuncu, içeride 2 tane sürekli koşu atan ve baskı kalitesi hiç düşmeyen 2 futbolcu. bekler de dışarıdan ve içeriden önündekiyle senkronize. bu kadro kalitesiyle paralize edersin rakipleri bence. ilkay-ngaha sara’yı, yunus ve asprilla da kanatları rotasyona sokar. beklerin rotasyonu belli. 6’da belli lemina-torreira… akar gidersin.

bunu böyle yapar mıyız bilmiyorum ama bu düzende maalesef sezonu bitiremeyiz. bu maç ve konyaspor maçı bunu çok açıkça gösterdi. rakiplerimizi yenilmez olmadığımıza ikna etti. yenilmez auramızı yeniden kazanmak için bir şeyleri modifiye etmeliyiz, sök tak yapmalıyız.

(bkz: 25 şubat 2026 juventus galatasaray maçı)

torreira’nın 8 numarada neden oynamaması gerektiğini gösteren bir maç oldu. 8 numara sahada sürekli hareketli olması gereken, markajdan sürekli kurtulabilen gerek, hatlar arasında gerekse kanatlara açılarak sürekli kendini boşa atan, çok baskı yediğinde hızlı pas ya da dribling ile baskı kırabilen, şutu olan, derin top atabilen bir futbolcu olmalı. bunun yanında 2’li mücadeleden de kaçmamalı ve ayakta kalmalı.

biz tam da bu oyuncuyu konya deplasmanında deli gibi yorup, torreira’dan 8 numaralık bekledik. thuram, koopmainers gibi 2 tane üst düzey motor kendisini maalesef sırt çantasına dönüştürdü. zaten bu tempoda maçı da bitiremedi. yanlış bir tercihti.

torreira nefis bir 6 numara, koşu mesafesi daraldıkça kısa mesafede hızlanmasıyla diri kalarak 2’li sıkıştırmalarda full konsantre ve rahatsız edici bir çar, topla çıkarken bel kıran dönüşleriyle topun sağa sola hızlı gidip gelmesini sağlayan çok spesifik bir oyuncu. sara ile muazzam bir 2’li oluyorlar ligde.

ancak davinson’un dalgınlığı, apo’nun ağırlığı, baskı yediğimiz maçlarda lemina gibi bir oyuncuya muhtaç kılıyor. bu defolardan oluşacak defans arasındaki boşlukları atletizm ve gücüyle dolduruyor. ancak torrik ve lemina beraber oynadıklarında, 2’si de max 6,5 oynayabildikleri için, göbekte baskı yediğimizde pas yapamaz ve sürekli topu şişirir hale getiriyorlar takımı. orta sahada atlet takımların döneni doğal olarak alması dolayısıyla sirkülese oluyorsun. hele rakip 3’lü oynuyor ve sen hala mantıksızca 2’li basıyorsan üstüne bir de rakibe rahat pas yaptırıyor, 5 küsür gol beklentisi veriyorsun.

sara 8 numaradır. 10 numarada oynaması için özel maç planı ya da maça özel bir an olmalıdır. 10 numarada baskılarda gecikmekte, dar alanlarda da baskıdan dolayı topla istediklerini yapamamaktadır. galatasaray geçen sene sara 10 numaradayken şampiyon olmuştur, pozisyon vermemiştir ancak zor da pozisyona girmiştir. maçların çoğu duran topla çözülmüştür.

8’de koşu kapasitesiyle daha geniş alanlarda markajdan kurtulabilip, topla hünerlerini gösterirken takımı da rahatlamaktadır. fiziksel olarak iyi olduğunda da yeterli mücadeleyi verebildiğini görüyoruz.

yunus’un neden 10 numarada oynadığı bu maçla daha da belirginleşti, baskılarda çok etkin ancak bu takım peynir ekmek gibi modern 10 numarayı neden istiyor onu da anladık. kısa alanlarda çabuk hızlanabilen, baskı zamanlamasını doğru ayarlayabilen, topa dokunarak çalım atabilecek, baskı yerken top ayağına geldiğinde saklayabilecek, faul alabilecek, bir ters topla takımı rahatlatacak, osimhen’i besleyebilecek, şut açısı bulduğunda zımbalayacak bir adam lazım. rakibinde var, asensio. tarihinde var sneijder… bu profil olmadan, bu düzende rahat maç izlemek zor. yunus da olsa sara da olsa ilkay da olsa maç maç performansımız değişir. rakibin durumuna göre iyi ya da kötü görünüz.

takım olarak çok iyi baskı yapmak çok önemli bir özellik ama rakip sana baskı fırsatı vermeyip, topu sana şişirip basmaya kalktığında kitleniyorsun. kaostan medet umuyorsun.

bu maçta bizi bu kadar kıran şey topu kullanamamaktı. çok açık. biraz top çevirebilseydik momentumu kırabilirdik.

takım bu sezonu hayal kırıklığıyla bitirmek istemiyorsak hemen taktiği gözden geçirmeliyiz.

benim çözüm önerim sola lang, sağa sane, 8’e sara geçmeli. santrafor arkasında da sallai ya da barış kullanılmalı. kanatlarda 2 tane içe & dışa kırabilen ve topu iyi kullanan, asist beklentisi yüksek özellikte oyuncu, içeride 2 tane sürekli koşu atan ve baskı kalitesi hiç düşmeyen 2 futbolcu. bekler de dışarıdan ve içeriden önündekiyle senkronize. bu kadro kalitesiyle paralize edersin rakipleri bence. ilkay-ngaha sara’yı, yunus ve asprilla da kanatları rotasyona sokar. beklerin rotasyonu belli. 6’da belli lemina-torreira… akar gidersin.

bunu böyle yapar mıyız bilmiyorum ama bu düzende maalesef sezonu bitiremeyiz. bu maç ve konyaspor maçı bunu çok açıkça gösterdi. rakiplerimizi yenilmez olmadığımıza ikna etti. yenilmez auramızı yeniden kazanmak için bir şeyleri modifiye etmeliyiz, sök tak yapmalıyız.

(bkz: 25 şubat 2026 juventus galatasaray maçı)

tebrikler takıma ama bu kez artık körün gözüne parmak durumları söylemek zorundayım.
maçın psikolojisini anlayamadık. rakibin gücünü küçümsedik. sadece geriye yaslanarak olur biter sandık.
her şeyden önce defansif de oynasanız bu futbol oyununda top sizin ayağınıza da geliyor. ve işte o zaman golü isteyen en az dört hadi üç olsun futbolcunuzun olması lazım. bütün takımın kafasına vura vura defans yapın diyemezsiniz. birileri de iştahla gol arayacak. juventus bunu davinson'un yaptığı küçümseyici dönüşü kaptırdığı an kavradı.
fark ettiler ki bu galatasaray'ın hücumla ilgili hiçbir hesabı yok. bir de aynı anda penaltıdan golü yedik. maçın kırılma anı penaltı anında gördükleri bu zaaf oldu işte. bizimkilerin kafası defansa kilitlenmişti. o saatten sonrada allah ne verdiyse saldırdılar. nasılsa hiçbir topçumuzun gol atma niyeti yoktu. bunu bulduğumuz pozisyonları akıl almaz tercih hatalarıyla ve isteksiz şutlarla da gösterdik. normal şartlarda bulduğumuz o rahat pozisyonlardan en az biri gol olabilirdi. ama kafalar sadece defans yapmaya odaklanmıştı. söz gelimi bir gol atmış olsak inanın beş tane yerdik. çünkü yok yani kazanma veya gol atma gibi bir niyet yok. böyle bir plan, düşünce yok.

bireysel ve taktik faciaları sıralamak zorundayım kusura bakmasın kimse.

1- top kimin ayağındaysa ona kilitlenme hatası: kanattan ikiye bir yapıyorlar kaçan topçuyu bırakıp üç kişi ayağında top olan adama basıyor. yahu baksana kardeşim çevrene. bir kişiyle mi oynuyor rakip. atacak işte arkadaşına. neden aynı adamı üç kişi kapatmaya çalışıyorsunuz. başarabilseniz amenna. bir de üçünüzü de geçiyor o adam.

2- topun olduğu bölgeye yığılma hatası: tek uzun ters topta aşırı eksik kalıyoruz. locatelli iki kere soldan ve merkezden terse top attı flavio concecaio bomboş veya kenan bomboş top aldı. bir ara küçücük fiziğiyle flavio concecaio bile ters kanada top attı ve pozisyon oldu. bu dehşet zaafı maç boyu gören olmadı. sahaya dağılım diye bir şey yok mu abi bu takımda? top nerdeyse oraya yığılmak nedir ya?

3- kenan, concecaio, thuram ve sonradan giren zhegrova sürekli aynı çalımı attı: bu adamlar hücuma çıkarken dikine gidiyor ve karşısına bizden iki kişi çıkıyor. adamlar her seferinde iki defansımızı birbirine yaklaştırıp ortalarına bir dripling atıp ikisini birbirine çarptırıyorlar. şaka gibi ama maç sonuna kadar bunu yedirdiler. örneklere bakmak isteyenler: dk.55 sallai ve barış özetlerde görünüyor. dk.76 kefren thuram savunmacıların içine koşuyor golü kaçırıyor. dk.90 kenan ve bir çok dakikada daha. zhegrova girdiği anda deneyip yedirdi. sürekli aynı çalımı attı adamlar. kanattan gelip savunmacılarımızın üzerine yavaşça topu sürüp birbirlerine hizalandıkları anda ortalarına atıp içeri kat ettiler. bu kadar yakın oynanır mı arkadaş? bir kere de biriniz çalım yerse diye içeriye doğru pozisyon alsın iki metre geride.
mesela dk:109'da zhegrova'nın önünü açıyor barış. bırak alanı kapatmayı. eren arkasında kovalamak zorunda kalıyor.

4- genel olarak gol atmamaya yemin ederek maça çıktığımızın örnekleriyle dolu maç. barış pas atacağı yerde şut atıyor sonra kafası orda kalıyor. çünkü osimhen el kol yaptı haklı olarak. ama hemen sonra bu kez bomboş giderken şut atacağı yerde sağ dış pas deniyor. aga tamam moralin bozuldu orda osimhen pas istedi diye de bu sefer de vurman lazım. sen niye takılıp kalıyorsun ki önceki pozisyona. kim ne derse desin. bir hata yaptın sonrakinde bildiğini yap yine. kaç kez öyle sağ dış pas attın ki ömründe ya? quaresma bile denemezdi orda.
hücumlardaki kararsızlık, ne yapacağını bilemez hallere en iyi örneklerden biri dk.67 leroy sane gidiyor fakat solda bomboş durumda barış'ı bir türlü kafasını kaldırıp göremiyor. sonra daha zor durumdaki osimhen'e atıyor topu. o da köşeden abanıyor. neden sane? şu kafayı neden maç boyu kimse kaldırmadı? cevabı belli gol atmayacaksınız!

5- juventus artık galatasaray'ın oyun planı olmadığını çözdüğü için sürekli ters kanada top atıyor. bu sırada bütün takım merkeze yığılarak savunma yapabileceğini sanıyor. kalulu 2. golün asistini yaparken jacobs'un arkasının boş olduğunu lemina ve barış görüyor fakat son ana kadar doldurmaya kalkmıyorlar. çünkü herkes merkezde toplanırsa kaleye otobüsü çekmiş olacağımız inancı var. yok öyle değil kaleye otobüs çekmek o değil beyler. o bir metafor ya. gerçekten merkezde yığılın demek değil yani. alanları kapatmak ve hücumları parseller içerisinde boşluk bırakmadan bölüşmek demek. kendi yarı alanımızı iyi bölüşmek demek. kare kare düşünmek demek.
maç öncesi okan hocam ilk maçki galibiyetimiz için ''inanılmaz'' demişti. asıl inanılmaz olan bu maçtır.

turu aldık da durumlar iyi değil.

tebrikler takıma ama bu kez artık körün gözüne parmak durumları söylemek zorundayım.
maçın psikolojisini anlayamadık. rakibin gücünü küçümsedik. sadece geriye yaslanarak olur biter sandık.
her şeyden önce defansif de oynasanız bu futbol oyununda top sizin ayağınıza da geliyor. ve işte o zaman golü isteyen en az dört hadi üç olsun futbolcunuzun olması lazım. bütün takımın kafasına vura vura defans yapın diyemezsiniz. birileri de iştahla gol arayacak. juventus bunu davinson'un yaptığı küçümseyici dönüşü kaptırdığı an kavradı.
fark ettiler ki bu galatasaray'ın hücumla ilgili hiçbir hesabı yok. bir de aynı anda penaltıdan golü yedik. maçın kırılma anı penaltı anında gördükleri bu zaaf oldu işte. bizimkilerin kafası defansa kilitlenmişti. o saatten sonrada allah ne verdiyse saldırdılar. nasılsa hiçbir topçumuzun gol atma niyeti yoktu. bunu bulduğumuz pozisyonları akıl almaz tercih hatalarıyla ve isteksiz şutlarla da gösterdik. normal şartlarda bulduğumuz o rahat pozisyonlardan en az biri gol olabilirdi. ama kafalar sadece defans yapmaya odaklanmıştı. söz gelimi bir gol atmış olsak inanın beş tane yerdik. çünkü yok yani kazanma veya gol atma gibi bir niyet yok. böyle bir plan, düşünce yok.

bireysel ve taktik faciaları sıralamak zorundayım kusura bakmasın kimse.

1- top kimin ayağındaysa ona kilitlenme hatası: kanattan ikiye bir yapıyorlar kaçan topçuyu bırakıp üç kişi ayağında top olan adama basıyor. yahu baksana kardeşim çevrene. bir kişiyle mi oynuyor rakip. atacak işte arkadaşına. neden aynı adamı üç kişi kapatmaya çalışıyorsunuz. başarabilseniz amenna. bir de üçünüzü de geçiyor o adam.

2- topun olduğu bölgeye yığılma hatası: tek uzun ters topta aşırı eksik kalıyoruz. locatelli iki kere soldan ve merkezden terse top attı flavio concecaio bomboş veya kenan bomboş top aldı. bir ara küçücük fiziğiyle flavio concecaio bile ters kanada top attı ve pozisyon oldu. bu dehşet zaafı maç boyu gören olmadı. sahaya dağılım diye bir şey yok mu abi bu takımda? top nerdeyse oraya yığılmak nedir ya?

3- kenan, concecaio, thuram ve sonradan giren zhegrova sürekli aynı çalımı attı: bu adamlar hücuma çıkarken dikine gidiyor ve karşısına bizden iki kişi çıkıyor. adamlar her seferinde iki defansımızı birbirine yaklaştırıp ortalarına bir dripling atıp ikisini birbirine çarptırıyorlar. şaka gibi ama maç sonuna kadar bunu yedirdiler. örneklere bakmak isteyenler: dk.55 sallai ve barış özetlerde görünüyor. dk.76 kefren thuram savunmacıların içine koşuyor golü kaçırıyor. dk.90 kenan ve bir çok dakikada daha. zhegrova girdiği anda deneyip yedirdi. sürekli aynı çalımı attı adamlar. kanattan gelip savunmacılarımızın üzerine yavaşça topu sürüp birbirlerine hizalandıkları anda ortalarına atıp içeri kat ettiler. bu kadar yakın oynanır mı arkadaş? bir kere de biriniz çalım yerse diye içeriye doğru pozisyon alsın iki metre geride.
mesela dk:109'da zhegrova'nın önünü açıyor barış. bırak alanı kapatmayı. eren arkasında kovalamak zorunda kalıyor.

4- genel olarak gol atmamaya yemin ederek maça çıktığımızın örnekleriyle dolu maç. barış pas atacağı yerde şut atıyor sonra kafası orda kalıyor. çünkü osimhen el kol yaptı haklı olarak. ama hemen sonra bu kez bomboş giderken şut atacağı yerde sağ dış pas deniyor. aga tamam moralin bozuldu orda osimhen pas istedi diye de bu sefer de vurman lazım. sen niye takılıp kalıyorsun ki önceki pozisyona. kim ne derse desin. bir hata yaptın sonrakinde bildiğini yap yine. kaç kez öyle sağ dış pas attın ki ömründe ya? quaresma bile denemezdi orda.
hücumlardaki kararsızlık, ne yapacağını bilemez hallere en iyi örneklerden biri dk.67 leroy sane gidiyor fakat solda bomboş durumda barış'ı bir türlü kafasını kaldırıp göremiyor. sonra daha zor durumdaki osimhen'e atıyor topu. o da köşeden abanıyor. neden sane? şu kafayı neden maç boyu kimse kaldırmadı? cevabı belli gol atmayacaksınız!

5- juventus artık galatasaray'ın oyun planı olmadığını çözdüğü için sürekli ters kanada top atıyor. bu sırada bütün takım merkeze yığılarak savunma yapabileceğini sanıyor. kalulu 2. golün asistini yaparken jacobs'un arkasının boş olduğunu lemina ve barış görüyor fakat son ana kadar doldurmaya kalkmıyorlar. çünkü herkes merkezde toplanırsa kaleye otobüsü çekmiş olacağımız inancı var. yok öyle değil kaleye otobüs çekmek o değil beyler. o bir metafor ya. gerçekten merkezde yığılın demek değil yani. alanları kapatmak ve hücumları parseller içerisinde boşluk bırakmadan bölüşmek demek. kendi yarı alanımızı iyi bölüşmek demek. kare kare düşünmek demek.
maç öncesi okan hocam ilk maçki galibiyetimiz için ''inanılmaz'' demişti. asıl inanılmaz olan bu maçtır.

turu aldık da durumlar iyi değil.

tebrikler takıma ama bu kez artık körün gözüne parmak durumları söylemek zorundayım.
maçın psikolojisini anlayamadık. rakibin gücünü küçümsedik. sadece geriye yaslanarak olur biter sandık.
her şeyden önce defansif de oynasanız bu futbol oyununda top sizin ayağınıza da geliyor. ve işte o zaman golü isteyen en az dört hadi üç olsun futbolcunuzun olması lazım. bütün takımın kafasına vura vura defans yapın diyemezsiniz. birileri de iştahla gol arayacak. juventus bunu davinson'un yaptığı küçümseyici dönüşü kaptırdığı an kavradı.
fark ettiler ki bu galatasaray'ın hücumla ilgili hiçbir hesabı yok. bir de aynı anda penaltıdan golü yedik. maçın kırılma anı penaltı anında gördükleri bu zaaf oldu işte. bizimkilerin kafası defansa kilitlenmişti. o saatten sonrada allah ne verdiyse saldırdılar. nasılsa hiçbir topçumuzun gol atma niyeti yoktu. bunu bulduğumuz pozisyonları akıl almaz tercih hatalarıyla ve isteksiz şutlarla da gösterdik. normal şartlarda bulduğumuz o rahat pozisyonlardan en az biri gol olabilirdi. ama kafalar sadece defans yapmaya odaklanmıştı. söz gelimi bir gol atmış olsak inanın beş tane yerdik. çünkü yok yani kazanma veya gol atma gibi bir niyet yok. böyle bir plan, düşünce yok.

bireysel ve taktik faciaları sıralamak zorundayım kusura bakmasın kimse.

1- top kimin ayağındaysa ona kilitlenme hatası: kanattan ikiye bir yapıyorlar kaçan topçuyu bırakıp üç kişi ayağında top olan adama basıyor. yahu baksana kardeşim çevrene. bir kişiyle mi oynuyor rakip. atacak işte arkadaşına. neden aynı adamı üç kişi kapatmaya çalışıyorsunuz. başarabilseniz amenna. bir de üçünüzü de geçiyor o adam.

2- topun olduğu bölgeye yığılma hatası: tek uzun ters topta aşırı eksik kalıyoruz. locatelli iki kere soldan ve merkezden terse top attı flavio concecaio bomboş veya kenan bomboş top aldı. bir ara küçücük fiziğiyle flavio concecaio bile ters kanada top attı ve pozisyon oldu. bu dehşet zaafı maç boyu gören olmadı. sahaya dağılım diye bir şey yok mu abi bu takımda? top nerdeyse oraya yığılmak nedir ya?

3- kenan, concecaio, thuram ve sonradan giren zhegrova sürekli aynı çalımı attı: bu adamlar hücuma çıkarken dikine gidiyor ve karşısına bizden iki kişi çıkıyor. adamlar her seferinde iki defansımızı birbirine yaklaştırıp ortalarına bir dripling atıp ikisini birbirine çarptırıyorlar. şaka gibi ama maç sonuna kadar bunu yedirdiler. örneklere bakmak isteyenler: dk.55 sallai ve barış özetlerde görünüyor. dk.76 kefren thuram savunmacıların içine koşuyor golü kaçırıyor. dk.90 kenan ve bir çok dakikada daha. zhegrova girdiği anda deneyip yedirdi. sürekli aynı çalımı attı adamlar. kanattan gelip savunmacılarımızın üzerine yavaşça topu sürüp birbirlerine hizalandıkları anda ortalarına atıp içeri kat ettiler. bu kadar yakın oynanır mı arkadaş? bir kere de biriniz çalım yerse diye içeriye doğru pozisyon alsın iki metre geride.
mesela dk:109'da zhegrova'nın önünü açıyor barış. bırak alanı kapatmayı. eren arkasında kovalamak zorunda kalıyor.

4- genel olarak gol atmamaya yemin ederek maça çıktığımızın örnekleriyle dolu maç. barış pas atacağı yerde şut atıyor sonra kafası orda kalıyor. çünkü osimhen el kol yaptı haklı olarak. ama hemen sonra bu kez bomboş giderken şut atacağı yerde sağ dış pas deniyor. aga tamam moralin bozuldu orda osimhen pas istedi diye de bu sefer de vurman lazım. sen niye takılıp kalıyorsun ki önceki pozisyona. kim ne derse desin. bir hata yaptın sonrakinde bildiğini yap yine. kaç kez öyle sağ dış pas attın ki ömründe ya? quaresma bile denemezdi orda.
hücumlardaki kararsızlık, ne yapacağını bilemez hallere en iyi örneklerden biri dk.67 leroy sane gidiyor fakat solda bomboş durumda barış'ı bir türlü kafasını kaldırıp göremiyor. sonra daha zor durumdaki osimhen'e atıyor topu. o da köşeden abanıyor. neden sane? şu kafayı neden maç boyu kimse kaldırmadı? cevabı belli gol atmayacaksınız!

5- juventus artık galatasaray'ın oyun planı olmadığını çözdüğü için sürekli ters kanada top atıyor. bu sırada bütün takım merkeze yığılarak savunma yapabileceğini sanıyor. kalulu 2. golün asistini yaparken jacobs'un arkasının boş olduğunu lemina ve barış görüyor fakat son ana kadar doldurmaya kalkmıyorlar. çünkü herkes merkezde toplanırsa kaleye otobüsü çekmiş olacağımız inancı var. yok öyle değil kaleye otobüs çekmek o değil beyler. o bir metafor ya. gerçekten merkezde yığılın demek değil yani. alanları kapatmak ve hücumları parseller içerisinde boşluk bırakmadan bölüşmek demek. kendi yarı alanımızı iyi bölüşmek demek. kare kare düşünmek demek.
maç öncesi okan hocam ilk maçki galibiyetimiz için ''inanılmaz'' demişti. asıl inanılmaz olan bu maçtır.

turu aldık da durumlar iyi değil.

tebrikler takıma ama bu kez artık körün gözüne parmak durumları söylemek zorundayım.
maçın psikolojisini anlayamadık. rakibin gücünü küçümsedik. sadece geriye yaslanarak olur biter sandık.
her şeyden önce defansif de oynasanız bu futbol oyununda top sizin ayağınıza da geliyor. ve işte o zaman golü isteyen en az dört hadi üç olsun futbolcunuzun olması lazım. bütün takımın kafasına vura vura defans yapın diyemezsiniz. birileri de iştahla gol arayacak. juventus bunu davinson'un yaptığı küçümseyici dönüşü kaptırdığı an kavradı.
fark ettiler ki bu galatasaray'ın hücumla ilgili hiçbir hesabı yok. bir de aynı anda penaltıdan golü yedik. maçın kırılma anı penaltı anında gördükleri bu zaaf oldu işte. bizimkilerin kafası defansa kilitlenmişti. o saatten sonrada allah ne verdiyse saldırdılar. nasılsa hiçbir topçumuzun gol atma niyeti yoktu. bunu bulduğumuz pozisyonları akıl almaz tercih hatalarıyla ve isteksiz şutlarla da gösterdik. normal şartlarda bulduğumuz o rahat pozisyonlardan en az biri gol olabilirdi. ama kafalar sadece defans yapmaya odaklanmıştı. söz gelimi bir gol atmış olsak inanın beş tane yerdik. çünkü yok yani kazanma veya gol atma gibi bir niyet yok. böyle bir plan, düşünce yok.

bireysel ve taktik faciaları sıralamak zorundayım kusura bakmasın kimse.

1- top kimin ayağındaysa ona kilitlenme hatası: kanattan ikiye bir yapıyorlar kaçan topçuyu bırakıp üç kişi ayağında top olan adama basıyor. yahu baksana kardeşim çevrene. bir kişiyle mi oynuyor rakip. atacak işte arkadaşına. neden aynı adamı üç kişi kapatmaya çalışıyorsunuz. başarabilseniz amenna. bir de üçünüzü de geçiyor o adam.

2- topun olduğu bölgeye yığılma hatası: tek uzun ters topta aşırı eksik kalıyoruz. locatelli iki kere soldan ve merkezden terse top attı flavio concecaio bomboş veya kenan bomboş top aldı. bir ara küçücük fiziğiyle flavio concecaio bile ters kanada top attı ve pozisyon oldu. bu dehşet zaafı maç boyu gören olmadı. sahaya dağılım diye bir şey yok mu abi bu takımda? top nerdeyse oraya yığılmak nedir ya?

3- kenan, concecaio, thuram ve sonradan giren zhegrova sürekli aynı çalımı attı: bu adamlar hücuma çıkarken dikine gidiyor ve karşısına bizden iki kişi çıkıyor. adamlar her seferinde iki defansımızı birbirine yaklaştırıp ortalarına bir dripling atıp ikisini birbirine çarptırıyorlar. şaka gibi ama maç sonuna kadar bunu yedirdiler. örneklere bakmak isteyenler: dk.55 sallai ve barış özetlerde görünüyor. dk.76 kefren thuram savunmacıların içine koşuyor golü kaçırıyor. dk.90 kenan ve bir çok dakikada daha. zhegrova girdiği anda deneyip yedirdi. sürekli aynı çalımı attı adamlar. kanattan gelip savunmacılarımızın üzerine yavaşça topu sürüp birbirlerine hizalandıkları anda ortalarına atıp içeri kat ettiler. bu kadar yakın oynanır mı arkadaş? bir kere de biriniz çalım yerse diye içeriye doğru pozisyon alsın iki metre geride.
mesela dk:109'da zhegrova'nın önünü açıyor barış. bırak alanı kapatmayı. eren arkasında kovalamak zorunda kalıyor.

4- genel olarak gol atmamaya yemin ederek maça çıktığımızın örnekleriyle dolu maç. barış pas atacağı yerde şut atıyor sonra kafası orda kalıyor. çünkü osimhen el kol yaptı haklı olarak. ama hemen sonra bu kez bomboş giderken şut atacağı yerde sağ dış pas deniyor. aga tamam moralin bozuldu orda osimhen pas istedi diye de bu sefer de vurman lazım. sen niye takılıp kalıyorsun ki önceki pozisyona. kim ne derse desin. bir hata yaptın sonrakinde bildiğini yap yine. kaç kez öyle sağ dış pas attın ki ömründe ya? quaresma bile denemezdi orda.
hücumlardaki kararsızlık, ne yapacağını bilemez hallere en iyi örneklerden biri dk.67 leroy sane gidiyor fakat solda bomboş durumda barış'ı bir türlü kafasını kaldırıp göremiyor. sonra daha zor durumdaki osimhen'e atıyor topu. o da köşeden abanıyor. neden sane? şu kafayı neden maç boyu kimse kaldırmadı? cevabı belli gol atmayacaksınız!

5- juventus artık galatasaray'ın oyun planı olmadığını çözdüğü için sürekli ters kanada top atıyor. bu sırada bütün takım merkeze yığılarak savunma yapabileceğini sanıyor. kalulu 2. golün asistini yaparken jacobs'un arkasının boş olduğunu lemina ve barış görüyor fakat son ana kadar doldurmaya kalkmıyorlar. çünkü herkes merkezde toplanırsa kaleye otobüsü çekmiş olacağımız inancı var. yok öyle değil kaleye otobüs çekmek o değil beyler. o bir metafor ya. gerçekten merkezde yığılın demek değil yani. alanları kapatmak ve hücumları parseller içerisinde boşluk bırakmadan bölüşmek demek. kendi yarı alanımızı iyi bölüşmek demek. kare kare düşünmek demek.
maç öncesi okan hocam ilk maçki galibiyetimiz için ''inanılmaz'' demişti. asıl inanılmaz olan bu maçtır.

turu aldık da durumlar iyi değil.

tebrikler takıma ama bu kez artık körün gözüne parmak durumları söylemek zorundayım.
maçın psikolojisini anlayamadık. rakibin gücünü küçümsedik. sadece geriye yaslanarak olur biter sandık.
her şeyden önce defansif de oynasanız bu futbol oyununda top sizin ayağınıza da geliyor. ve işte o zaman golü isteyen en az dört hadi üç olsun futbolcunuzun olması lazım. bütün takımın kafasına vura vura defans yapın diyemezsiniz. birileri de iştahla gol arayacak. juventus bunu davinson'un yaptığı küçümseyici dönüşü kaptırdığı an kavradı.
fark ettiler ki bu galatasaray'ın hücumla ilgili hiçbir hesabı yok. bir de aynı anda penaltıdan golü yedik. maçın kırılma anı penaltı anında gördükleri bu zaaf oldu işte. bizimkilerin kafası defansa kilitlenmişti. o saatten sonrada allah ne verdiyse saldırdılar. nasılsa hiçbir topçumuzun gol atma niyeti yoktu. bunu bulduğumuz pozisyonları akıl almaz tercih hatalarıyla ve isteksiz şutlarla da gösterdik. normal şartlarda bulduğumuz o rahat pozisyonlardan en az biri gol olabilirdi. ama kafalar sadece defans yapmaya odaklanmıştı. söz gelimi bir gol atmış olsak inanın beş tane yerdik. çünkü yok yani kazanma veya gol atma gibi bir niyet yok. böyle bir plan, düşünce yok.

bireysel ve taktik faciaları sıralamak zorundayım kusura bakmasın kimse.

1- top kimin ayağındaysa ona kilitlenme hatası: kanattan ikiye bir yapıyorlar kaçan topçuyu bırakıp üç kişi ayağında top olan adama basıyor. yahu baksana kardeşim çevrene. bir kişiyle mi oynuyor rakip. atacak işte arkadaşına. neden aynı adamı üç kişi kapatmaya çalışıyorsunuz. başarabilseniz amenna. bir de üçünüzü de geçiyor o adam.

2- topun olduğu bölgeye yığılma hatası: tek uzun ters topta aşırı eksik kalıyoruz. locatelli iki kere soldan ve merkezden terse top attı flavio concecaio bomboş veya kenan bomboş top aldı. bir ara küçücük fiziğiyle flavio concecaio bile ters kanada top attı ve pozisyon oldu. bu dehşet zaafı maç boyu gören olmadı. sahaya dağılım diye bir şey yok mu abi bu takımda? top nerdeyse oraya yığılmak nedir ya?

3- kenan, concecaio, thuram ve sonradan giren zhegrova sürekli aynı çalımı attı: bu adamlar hücuma çıkarken dikine gidiyor ve karşısına bizden iki kişi çıkıyor. adamlar her seferinde iki defansımızı birbirine yaklaştırıp ortalarına bir dripling atıp ikisini birbirine çarptırıyorlar. şaka gibi ama maç sonuna kadar bunu yedirdiler. örneklere bakmak isteyenler: dk.55 sallai ve barış özetlerde görünüyor. dk.76 kefren thuram savunmacıların içine koşuyor golü kaçırıyor. dk.90 kenan ve bir çok dakikada daha. zhegrova girdiği anda deneyip yedirdi. sürekli aynı çalımı attı adamlar. kanattan gelip savunmacılarımızın üzerine yavaşça topu sürüp birbirlerine hizalandıkları anda ortalarına atıp içeri kat ettiler. bu kadar yakın oynanır mı arkadaş? bir kere de biriniz çalım yerse diye içeriye doğru pozisyon alsın iki metre geride.
mesela dk:109'da zhegrova'nın önünü açıyor barış. bırak alanı kapatmayı. eren arkasında kovalamak zorunda kalıyor.

4- genel olarak gol atmamaya yemin ederek maça çıktığımızın örnekleriyle dolu maç. barış pas atacağı yerde şut atıyor sonra kafası orda kalıyor. çünkü osimhen el kol yaptı haklı olarak. ama hemen sonra bu kez bomboş giderken şut atacağı yerde sağ dış pas deniyor. aga tamam moralin bozuldu orda osimhen pas istedi diye de bu sefer de vurman lazım. sen niye takılıp kalıyorsun ki önceki pozisyona. kim ne derse desin. bir hata yaptın sonrakinde bildiğini yap yine. kaç kez öyle sağ dış pas attın ki ömründe ya? quaresma bile denemezdi orda.
hücumlardaki kararsızlık, ne yapacağını bilemez hallere en iyi örneklerden biri dk.67 leroy sane gidiyor fakat solda bomboş durumda barış'ı bir türlü kafasını kaldırıp göremiyor. sonra daha zor durumdaki osimhen'e atıyor topu. o da köşeden abanıyor. neden sane? şu kafayı neden maç boyu kimse kaldırmadı? cevabı belli gol atmayacaksınız!

5- juventus artık galatasaray'ın oyun planı olmadığını çözdüğü için sürekli ters kanada top atıyor. bu sırada bütün takım merkeze yığılarak savunma yapabileceğini sanıyor. kalulu 2. golün asistini yaparken jacobs'un arkasının boş olduğunu lemina ve barış görüyor fakat son ana kadar doldurmaya kalkmıyorlar. çünkü herkes merkezde toplanırsa kaleye otobüsü çekmiş olacağımız inancı var. yok öyle değil kaleye otobüs çekmek o değil beyler. o bir metafor ya. gerçekten merkezde yığılın demek değil yani. alanları kapatmak ve hücumları parseller içerisinde boşluk bırakmadan bölüşmek demek. kendi yarı alanımızı iyi bölüşmek demek. kare kare düşünmek demek.
maç öncesi okan hocam ilk maçki galibiyetimiz için ''inanılmaz'' demişti. asıl inanılmaz olan bu maçtır.

turu aldık da durumlar iyi değil.

tebrikler takıma ama bu kez artık körün gözüne parmak durumları söylemek zorundayım.
maçın psikolojisini anlayamadık. rakibin gücünü küçümsedik. sadece geriye yaslanarak olur biter sandık.
her şeyden önce defansif de oynasanız bu futbol oyununda top sizin ayağınıza da geliyor. ve işte o zaman golü isteyen en az dört hadi üç olsun futbolcunuzun olması lazım. bütün takımın kafasına vura vura defans yapın diyemezsiniz. birileri de iştahla gol arayacak. juventus bunu davinson'un yaptığı küçümseyici dönüşü kaptırdığı an kavradı.
fark ettiler ki bu galatasaray'ın hücumla ilgili hiçbir hesabı yok. bir de aynı anda penaltıdan golü yedik. maçın kırılma anı penaltı anında gördükleri bu zaaf oldu işte. bizimkilerin kafası defansa kilitlenmişti. o saatten sonrada allah ne verdiyse saldırdılar. nasılsa hiçbir topçumuzun gol atma niyeti yoktu. bunu bulduğumuz pozisyonları akıl almaz tercih hatalarıyla ve isteksiz şutlarla da gösterdik. normal şartlarda bulduğumuz o rahat pozisyonlardan en az biri gol olabilirdi. ama kafalar sadece defans yapmaya odaklanmıştı. söz gelimi bir gol atmış olsak inanın beş tane yerdik. çünkü yok yani kazanma veya gol atma gibi bir niyet yok. böyle bir plan, düşünce yok.

bireysel ve taktik faciaları sıralamak zorundayım kusura bakmasın kimse.

1- top kimin ayağındaysa ona kilitlenme hatası: kanattan ikiye bir yapıyorlar kaçan topçuyu bırakıp üç kişi ayağında top olan adama basıyor. yahu baksana kardeşim çevrene. bir kişiyle mi oynuyor rakip. atacak işte arkadaşına. neden aynı adamı üç kişi kapatmaya çalışıyorsunuz. başarabilseniz amenna. bir de üçünüzü de geçiyor o adam.

2- topun olduğu bölgeye yığılma hatası: tek uzun ters topta aşırı eksik kalıyoruz. locatelli iki kere soldan ve merkezden terse top attı flavio concecaio bomboş veya kenan bomboş top aldı. bir ara küçücük fiziğiyle flavio concecaio bile ters kanada top attı ve pozisyon oldu. bu dehşet zaafı maç boyu gören olmadı. sahaya dağılım diye bir şey yok mu abi bu takımda? top nerdeyse oraya yığılmak nedir ya?

3- kenan, concecaio, thuram ve sonradan giren zhegrova sürekli aynı çalımı attı: bu adamlar hücuma çıkarken dikine gidiyor ve karşısına bizden iki kişi çıkıyor. adamlar her seferinde iki defansımızı birbirine yaklaştırıp ortalarına bir dripling atıp ikisini birbirine çarptırıyorlar. şaka gibi ama maç sonuna kadar bunu yedirdiler. örneklere bakmak isteyenler: dk.55 sallai ve barış özetlerde görünüyor. dk.76 kefren thuram savunmacıların içine koşuyor golü kaçırıyor. dk.90 kenan ve bir çok dakikada daha. zhegrova girdiği anda deneyip yedirdi. sürekli aynı çalımı attı adamlar. kanattan gelip savunmacılarımızın üzerine yavaşça topu sürüp birbirlerine hizalandıkları anda ortalarına atıp içeri kat ettiler. bu kadar yakın oynanır mı arkadaş? bir kere de biriniz çalım yerse diye içeriye doğru pozisyon alsın iki metre geride.
mesela dk:109'da zhegrova'nın önünü açıyor barış. bırak alanı kapatmayı. eren arkasında kovalamak zorunda kalıyor.

4- genel olarak gol atmamaya yemin ederek maça çıktığımızın örnekleriyle dolu maç. barış pas atacağı yerde şut atıyor sonra kafası orda kalıyor. çünkü osimhen el kol yaptı haklı olarak. ama hemen sonra bu kez bomboş giderken şut atacağı yerde sağ dış pas deniyor. aga tamam moralin bozuldu orda osimhen pas istedi diye de bu sefer de vurman lazım. sen niye takılıp kalıyorsun ki önceki pozisyona. kim ne derse desin. bir hata yaptın sonrakinde bildiğini yap yine. kaç kez öyle sağ dış pas attın ki ömründe ya? quaresma bile denemezdi orda.
hücumlardaki kararsızlık, ne yapacağını bilemez hallere en iyi örneklerden biri dk.67 leroy sane gidiyor fakat solda bomboş durumda barış'ı bir türlü kafasını kaldırıp göremiyor. sonra daha zor durumdaki osimhen'e atıyor topu. o da köşeden abanıyor. neden sane? şu kafayı neden maç boyu kimse kaldırmadı? cevabı belli gol atmayacaksınız!

5- juventus artık galatasaray'ın oyun planı olmadığını çözdüğü için sürekli ters kanada top atıyor. bu sırada bütün takım merkeze yığılarak savunma yapabileceğini sanıyor. kalulu 2. golün asistini yaparken jacobs'un arkasının boş olduğunu lemina ve barış görüyor fakat son ana kadar doldurmaya kalkmıyorlar. çünkü herkes merkezde toplanırsa kaleye otobüsü çekmiş olacağımız inancı var. yok öyle değil kaleye otobüs çekmek o değil beyler. o bir metafor ya. gerçekten merkezde yığılın demek değil yani. alanları kapatmak ve hücumları parseller içerisinde boşluk bırakmadan bölüşmek demek. kendi yarı alanımızı iyi bölüşmek demek. kare kare düşünmek demek.
maç öncesi okan hocam ilk maçki galibiyetimiz için ''inanılmaz'' demişti. asıl inanılmaz olan bu maçtır.

turu aldık da durumlar iyi değil.

tebrikler takıma ama bu kez artık körün gözüne parmak durumları söylemek zorundayım.
maçın psikolojisini anlayamadık. rakibin gücünü küçümsedik. sadece geriye yaslanarak olur biter sandık.
her şeyden önce defansif de oynasanız bu futbol oyununda top sizin ayağınıza da geliyor. ve işte o zaman golü isteyen en az dört hadi üç olsun futbolcunuzun olması lazım. bütün takımın kafasına vura vura defans yapın diyemezsiniz. birileri de iştahla gol arayacak. juventus bunu davinson'un yaptığı küçümseyici dönüşü kaptırdığı an kavradı.
fark ettiler ki bu galatasaray'ın hücumla ilgili hiçbir hesabı yok. bir de aynı anda penaltıdan golü yedik. maçın kırılma anı penaltı anında gördükleri bu zaaf oldu işte. bizimkilerin kafası defansa kilitlenmişti. o saatten sonrada allah ne verdiyse saldırdılar. nasılsa hiçbir topçumuzun gol atma niyeti yoktu. bunu bulduğumuz pozisyonları akıl almaz tercih hatalarıyla ve isteksiz şutlarla da gösterdik. normal şartlarda bulduğumuz o rahat pozisyonlardan en az biri gol olabilirdi. ama kafalar sadece defans yapmaya odaklanmıştı. söz gelimi bir gol atmış olsak inanın beş tane yerdik. çünkü yok yani kazanma veya gol atma gibi bir niyet yok. böyle bir plan, düşünce yok.

bireysel ve taktik faciaları sıralamak zorundayım kusura bakmasın kimse.

1- top kimin ayağındaysa ona kilitlenme hatası: kanattan ikiye bir yapıyorlar kaçan topçuyu bırakıp üç kişi ayağında top olan adama basıyor. yahu baksana kardeşim çevrene. bir kişiyle mi oynuyor rakip. atacak işte arkadaşına. neden aynı adamı üç kişi kapatmaya çalışıyorsunuz. başarabilseniz amenna. bir de üçünüzü de geçiyor o adam.

2- topun olduğu bölgeye yığılma hatası: tek uzun ters topta aşırı eksik kalıyoruz. locatelli iki kere soldan ve merkezden terse top attı flavio concecaio bomboş veya kenan bomboş top aldı. bir ara küçücük fiziğiyle flavio concecaio bile ters kanada top attı ve pozisyon oldu. bu dehşet zaafı maç boyu gören olmadı. sahaya dağılım diye bir şey yok mu abi bu takımda? top nerdeyse oraya yığılmak nedir ya?

3- kenan, concecaio, thuram ve sonradan giren zhegrova sürekli aynı çalımı attı: bu adamlar hücuma çıkarken dikine gidiyor ve karşısına bizden iki kişi çıkıyor. adamlar her seferinde iki defansımızı birbirine yaklaştırıp ortalarına bir dripling atıp ikisini birbirine çarptırıyorlar. şaka gibi ama maç sonuna kadar bunu yedirdiler. örneklere bakmak isteyenler: dk.55 sallai ve barış özetlerde görünüyor. dk.76 kefren thuram savunmacıların içine koşuyor golü kaçırıyor. dk.90 kenan ve bir çok dakikada daha. zhegrova girdiği anda deneyip yedirdi. sürekli aynı çalımı attı adamlar. kanattan gelip savunmacılarımızın üzerine yavaşça topu sürüp birbirlerine hizalandıkları anda ortalarına atıp içeri kat ettiler. bu kadar yakın oynanır mı arkadaş? bir kere de biriniz çalım yerse diye içeriye doğru pozisyon alsın iki metre geride.
mesela dk:109'da zhegrova'nın önünü açıyor barış. bırak alanı kapatmayı. eren arkasında kovalamak zorunda kalıyor.

4- genel olarak gol atmamaya yemin ederek maça çıktığımızın örnekleriyle dolu maç. barış pas atacağı yerde şut atıyor sonra kafası orda kalıyor. çünkü osimhen el kol yaptı haklı olarak. ama hemen sonra bu kez bomboş giderken şut atacağı yerde sağ dış pas deniyor. aga tamam moralin bozuldu orda osimhen pas istedi diye de bu sefer de vurman lazım. sen niye takılıp kalıyorsun ki önceki pozisyona. kim ne derse desin. bir hata yaptın sonrakinde bildiğini yap yine. kaç kez öyle sağ dış pas attın ki ömründe ya? quaresma bile denemezdi orda.
hücumlardaki kararsızlık, ne yapacağını bilemez hallere en iyi örneklerden biri dk.67 leroy sane gidiyor fakat solda bomboş durumda barış'ı bir türlü kafasını kaldırıp göremiyor. sonra daha zor durumdaki osimhen'e atıyor topu. o da köşeden abanıyor. neden sane? şu kafayı neden maç boyu kimse kaldırmadı? cevabı belli gol atmayacaksınız!

5- juventus artık galatasaray'ın oyun planı olmadığını çözdüğü için sürekli ters kanada top atıyor. bu sırada bütün takım merkeze yığılarak savunma yapabileceğini sanıyor. kalulu 2. golün asistini yaparken jacobs'un arkasının boş olduğunu lemina ve barış görüyor fakat son ana kadar doldurmaya kalkmıyorlar. çünkü herkes merkezde toplanırsa kaleye otobüsü çekmiş olacağımız inancı var. yok öyle değil kaleye otobüs çekmek o değil beyler. o bir metafor ya. gerçekten merkezde yığılın demek değil yani. alanları kapatmak ve hücumları parseller içerisinde boşluk bırakmadan bölüşmek demek. kendi yarı alanımızı iyi bölüşmek demek. kare kare düşünmek demek.
maç öncesi okan hocam ilk maçki galibiyetimiz için ''inanılmaz'' demişti. asıl inanılmaz olan bu maçtır.

turu aldık da durumlar iyi değil.

« / 595 »
Kayıt Ol