söylenecek sözleri şampiyonluğa ertelemek üzere cebime atıyorum. söylenecek çok şey var. fakat bir kaç kelamı etmek zorundayım. çünkü şampiyonluğu vermek istemiyorum.

bu takımın merkez orta sahasında mutlaka ama mutlaka ilkay mı oynayacak? * ve sara'dan başka kimse yok mu kardeşim? görmüyor musun koşacak mecali yok adamların? neyin inadı ya? neyi ispatlayacaksın bize? ve neden dörtlü savunma hiçbir şekilde üçe düşmüyor. golü de kanattan bulmuş olmamıza rağmen. neden 4-2-3-1 çıkıyoruz? ve neden 4-2-2-2 gibi ucube bir taktiğe dönüyoruz? yaz aga bize. anlatalım. vallahi olmuyor böyle billahi olmuyor. verme şampiyonluğu!

anlaşılan bunlar her türlü çirkinliğe başvuracak. maç öncesi kocaelispor başkanı recep durul 1.2 milyon euro dağıtacağını basına deklare etmiş. kocaeli'nin ligde hiçbir iddiası yok. ne düşmek ne de avrupa kupalarına katılmak gibi meseleleri yok. ama böyle de bir amaç edinmişler birden. galatasaray maçı öncesi metin öztürk'le polemiğe girmek için cebelleşiyor, olmuyor taraftarın arasında maçı izleyeceğim diyor, yetmiyor basına konuşup takıma prim dağıtacağını söylüyor. iyi de görüyoruz ki ipinin kimin elinde olduğunu. haybeye şaklaban durumuna düşüyorsun. bak şöyle üç adımlık bir izlek yapalım. ipliğini pazara çıkaralım derim:

1- kocaelispor'un sponsoru safi port
2- safi port'un sahibi hakan safi
3- hakan safi eski fenerbahçe yöneticisi.

özetle amcam kafayı boşa yoruyor. aklınca yenilseler bile verebileceği zararı vermeye çalışıyor. yoktan düşmanlık yaratma peşinde. tribünü gerecek, camianın sinirleriyle oynayıp bize yara verecek. iyi de biz bu senaryoyu ezberledik. kabak tadı veriyor artık. bu mudur yani yapabildiğiniz.

velhasıl biz işimize bakalım. bunların tahriklerini, çirkinliklerini farka boğarak keselim.

(bkz: konsantrasyon)
(bkz: mayıslar bizimdir)
(bkz: dört sene üst üste şampiyon olduk)

bu akşam tribünde yalnız bırakılan galatasaray'a kenardan taraftarın gücünü yansıtması gerekiyor. kafayı çizip varını yoğunu takımı motive etmeye ve maça kenardan dahil olmaya çalışması gerekiyor kralın.

bu geceyi düğün gecesine çevirecek olan oyun planını kurduğundan şüphe duymadığım ince görüleri olan doğru adam. futbol kariyerin başladığından beri peşindeyiz hoca. herkes gittiğinde biz her zaman kaldık yanında. sen bile senden gittin. biz kaldık. o yüzden kimse bilmez belki. en iyi sen bilirsin bizi. hakiki vefayı sen bilirsin.

o yüzden şimdi sıra sende. yap numaranı, çöz liverpool'u. gel istanbul'a gururla. taşıyalım seni sırtımızda.

tarih bazen tekrar etmek için tüm parçaları bir araya getirir. bugün de öyle yaptığını bir tek ben görüyor değilim.

galatasaray lisesi çanakkalede savaşmak için mezun vermedi. katıldıkları türk ordusu, 18 mart 1915'te kibirle çıktıkları gelibolu'da, hayatlarının en ağır yenilgisini tattırdı güneş batmayan britanya imparatorluğuna. emperyalistin tartışmasız gücü, küçümsedikleri türklere boyun eğmişti. tıpkı bugün milyar dolar değerindeki liverpool ile aramızdaki farka benziyordu. direndik, savunduk, bir milim ilerleyemediler sahilden içeriye. geldiler gittiler olmadı. anzakları döktüler siperlere, tutmadı. sonunda mağlup olduklarını 18 martta kabul ettiler. tıpkı bugün gibi.

o savaşta mayınlarımız ve topçu atışlarımız belirleyici olmuştu. bugün de topçu atışlarımızın yerine duran toplardan bir gol atıp aynı o dev ingiliz zırhlısı hms ocean'ı indirdiğimiz gibi liverpool'un da fiyakasını indireceğiz. gabriel sara mayını keser abdulkerim bardakçı çakar kafayı. tıpkı seyit onbaşı gibi.

tarih bununla yetinmedi. ve bunu da bir tek gören ben değilim.

2000 yılında kupaya giden galatasaray'ın her oynadığı rakibi abartan ve mutlaka eleneceğini varsayan manşetleri, dünya kamuoyunu, içerdeki fenerli ve beşiktaşlıların düşmanlıklarını da bir kez daha önümüze getirdi. kime sorsanız ''liverpool bizi pek iplemediği'' için kaybetmiş önceki maçları. anfield'a saklamışlar kendilerini güya. o yüzden bu akşam bize fark atacaklarmış. güle oynaya kazanacaklarmış. mış mış mış. biz bunları leeds united için de dinledik. daha dün gibi hatırlıyorum insanların sözlerini. leeds'in öve öve bitiremedikleri mark viduka sını, lee bowyerını, jonathan woodgateini anlata anlata bitiremiyorlardı. o dönemin en gözde takımıydı leeds. her futbolcusu milyonlar ediyor, genç kadrosundan dolayı ingiltere'nin geleceğini temsil ediyorlardı. bize fark atacaklardı. yine taraftarımızı stadyuma almamışlardı. bu kez de sudan bahane uydurup almadılar. çünkü tarihin tekerrür etme niyetini gördüler. akılları sıra engel olmaya çalışıyorlar kaçınılmaz mağlubiyete. o leeds'i elediğimiz gibi liverpool'u da eleyip yolumuza devam edeceğiz renktaşlarım. o zaman bizi küçümseyenler yine aynını yapadursun. biz işimize bakalım. kalemizde uğurcan çakır varken göğsümüzü gere gere çarpışalım. gerisi gelecek. zaten tarih bize verdiği rolü oynamamızı bekliyor. hepsi bu. içerde dışarda fark etmez. alacağız ifadelerini. kora kor savaşa, mücadeleye geldiğinde tüm laflar uçar gider.

yarın yapacağımız şey net. ilk dakikadan itibaren dikkatle, rakibi abartmadan, ucunda ölüm varmış gibi canımızla, kanımızla savaşarak kazanacağız. ikili mücadelelerde ayakta kalarak savunacağız. eğer son adam değilse, risk yoksa mutlaka ayakta savunacağız. dimdik duracağız. bırakın gelsin salah'ı, ekitike'si. mutlaka konate ağır kalacak. kanat oyuncularımız merkeze doğru koşu atarak mutlaka pozisyon bulacaktır. eğer bir kaç pozisyon bulursak anında hizaya gelirler merak etmeyin. öyle juventus maçı gibi kapitülasyonları vermeyiz bir daha. neticede atatürk görmüş bir milletiz artık.

yani tarih bize ikinci arsenal finali için taşları döşedim diyor. bunu da gören bir ben değilim herhalde.

taraftarın günleri saymayı bırakıp saatleri ve hatta dakikaları saymaya başladığı, yol ayrımı olan maç. eğer bu maçı üstün bir futbolla kazanırsak tüm takıma artı özellikler eklenecek. her futbolcu normalde sahip olduğu potansiyeli aşmış olacak ve dünyanın gözleri bize dönecektir.

futbol böyle bir spordur. dönüm noktalarını iyi oynadığında artık başka bir seviyeye çıkmış olursun ve yeni bir yola girersin. dört yıl boyunca iki ileri bir geri her zorluğa katlanmanın, ele güne meydan okumalarımızın ödülünü alacağız.

bu akşam kader çatallanacak ve biz hak ettiğimiz yola gireceğiz. en küçüğünden en büyüğüne tüm taraftarın kenetlenip takımı sırtlaması gereken akşamdayız. dünyaya türk'ün gücünü göstereceğiz bu akşam.

(bkz: sen gözümün nuru)
(bkz: adanmış hayatların umudu)

sene başı gideceksin sanıp korkudan her yere yazdık, bağırdık, söylendik, duygusallaştık ve işte geldik o günlere victor. bu taraftar sana güveniyor, senin atacağın gollerin hayaliyle günlerini gecelerini geçiriyor. sen de biliyorsun ki bu akşam atacağın gollerin karşılığı on yıllar geçse de ölçülemeyecek. dünyada gelmiş geçmiş en vefalı taraftardır galatasaray taraftarı. en küçük katkısını unutmaz kimsenin. bu akşam karşında dünyanın yaşayan en iyi stoperi var. ona sami yen'in çimlerini öptür de görsün dünya alem cim bomun gücünü. yürü be aslan.
(bkz: solo il gala)

yine bir maç öncesi rakip analizi ile karşınızdayım renktaşlar.

defansın göbeğinde yaşayan efsanenin * yanında kim oynarsa oynasın fark etmez adam ediyor. o yüzden merkez stoperlere bir şey diyemem. amma velakin kanat beklerde kimin oynayacağına göre işler değişir. sağ bekte curtis jones oynar diyorum ve karşısında barış olacak. bence üstünlük kuracaktır. fakat joe gomez oynarsa barış'ı zorlayabilir.

sol bek için ise durumlar vahim. andy robertson ortalama bir oyuncu ve leroy sane içinden geçer. o kadar diyorum. milos kerkez ise daha hızlı ve yakın oynamayı seviyor. umarım onu oynatmazlar. zira öyle bir durumda erken kart göreceklerdir. belki bir kırmızı yeme olasılığı var kerkez'in.

gelelim merkez orta sahalara. gravenberch, szoboslai ve mac allister üçlüsünden biri zayıf halka. ve o kişi sola yakın oynayan alexis mac allister işte tam da bu yüzden bu maç leroy sane'ye yakın oynamamız gereken bir maç olacak. liverpool'un sol kanat takımın kalanına göre bariz zayıf. szoboslai'nin duran topları penaltı noktasına tabak keser gibi kestiğini de eklemek lazım. singo bu maç merkeze yardım için düşünülebilir.

ileri üçlünün üçü de lanet olası süper yetenekler. cody gakpo , mohamed salah, hugo ekitike ağır sorun. topla beraberken gakpo, pis toplar ve fırsatlar için salah, uzaktan şutlarda ise ekitike büyük sorun. bu herifleri durdurmak için fizik güce ve sürekli uyanıklığa ihtiyacımız var. kafaların aşırı ayık olması gerekiyor. gakpo topla dikine ceza alanına yürüyor. kenan'dan bu anlamda farkı yok. sürekli defansı geriye ittirip aniden geri çıkarıyor. yine aynı şekilde mahvolmak istemiyorsak ikili savunma hallerinde oyuncularımızın aynı çizgiye sıkışmadan; karşılayanın çalım yemesi halinde kademenin müdahale edecek mesafede kalması yetecektir. zira defansı olabildiğince geri ittirip sonra geriden gelen arkadaşlarına pas çıkarma alışkanlıkları var. bu anlamda juventus maçından dersimizi aldığımızdan şüphem yok. hücumlarda son kararları sakin verirsek liverpool'u ingiltere'ye bu sefer iki farklı mağlup göndeririz.

yürüyedur cim bom bom. taraftara gece gündüz yok. liver bird karabatağını avlar gelirsin. sana büyük küçük fark eder mi? tüm kuşların avcısıyız. bu alemin kralıyız!

aklı, tecrübesi yetmediği için olan biteni göremeyenler için tekrarda ve kısa bir özet yapmakta fayda var. olayı ocu, bucu gibi bir yerden okumaya çalışan iki adımlı zihinlerden yoruldum zira.

siz hiç bülent'in, hagi'nin, muslera'nın, selçuk veya arda'nın takım arkadaşını oyundan düşürdüğünü veya moralini bozup takımdan kopardığını gördünüz mü? peki aradaki fark ne?

onlar olgun kişiliklerdi, ağırbaşlıydılar ve bir takım arkadaşını eleştirdiğinde onu uyandırır ve kendine getirirlerdi ve daha iyi olurlardı. ve kendi sınırlarında kalırlardı. osimhen ise sürekli el kol yapıyor amacı takım arkadaşının iyiliği değil. bütün takımın onu memnun etmek zorunda olduğunu sanıyor. çünkü kendini takımdan üstün görüyor ve kibirli. o yüzden de tek derdi en önde olmak, kendini göstermek, ne kadar değerli olduğunu gözümüze sokmak.
işte bu yüzden yanında oynayanları oyundan düşürüyor. hagi ile farkı işte budur. mesele hırslı olması veya kazanma isteği değil. zaten osimhen'in diğer özelliklerinin hepsine kefilim. transfer olduktan sonra sonuna kadar arkasında durmaya çalıştım. ama bu huyunu düzeltmek zorunda. takıma zarar veriyor. yanında oynamaya çekinir oldu diğer oyuncular. kör olmayın.

benim için bitmiştir. takım içinde her maç birini suçlayıp, yalnızlaştırarak, medyanın önüne atarak takım üzerinde kontrol sağlamaya kalkıştığı kesindir. bir de kalkmış taraftara sığınmaya çalışıyor. dinle victor, ben de taraftarım 39 senedir madem şark kurnazlığı yapacaksın bir dinle bakalım.

istisnasız her maç takımdan birinden istediğin pası alamayınca el kol yaptın. pas istediğin zaman ofsaytta olduğunu görmeden el kol yaptığın yirmi maç sayarım. hatta kendini ofsayta düşürdüğün de oluyor el kol yaparak. fakat juventus maçında pas alamadığın için neredeyse her maç varını yoğunu ortaya koyan ve bu takımda en çok koşan barış alper'i de oyundan düşürüp bütün takımın moralini bozdun. bu ilk mi peki? hayır bu artık çizgiyi aştığın bilmem kaçıncı.

sadece iki üç haftada yunus, noa lang ve şimdi de barış alper'in üzerine oynayarak takımı bölmeye tam gaz devam edeceksin. biz de seni izleyeceğiz yani.
anladık koşuyorsun, atletiksin, kurnazsın, yıldızsın da bu takıma bölücülük yapmaya gelmedin sen kardeşim. icardi'nin tahtına göz diktin gelir gelmez. onun gibi sevilmek istedin. biz senin neye ihtiyacın olduğunu gördük ve öyle sevdik. sevdik de böyle takımı dağlayıp dökmen için sevmedik!

bu takımın bir teknik kadrosu var, yönetimi var, okan buruk adında bir teknik direktörü var. onlar yaparsa yapar gereğini. sen işini yapacaksın! kendini bu formanın üzerinde göremezsin. ha eğer galatatasaray formasını avrupada bir kulübe kapağı atmak için kullanıyorsan kapı orda. çık git. yeter ki takım arkadaşlarına bir daha artistlik yapma. senin onlardan hiçbir farkın da yok. hepiniz galatasaray oyuncususunuz. haddini bil, üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokma. bir sen mi görüyorsun takımın juventus'a karşı döküldüğünü ya! bir sen mi dert ediyorsun. kurnaza bak ya. güya takımı en çok o önemsiyormuş da gerisi palavraymış gibi bütün emeğin üzerine çökecek. o görüyor yani takımın halini de bir tek o isyan ediyor hesapta. ortalama bir golcü alırız yerine fakat galatasaray'a toz kondurmayız. aklını başına al.

her maç takımdan birinin psikolojisini bozarak yapmaya çalıştığını görmüyor muyuz sanıyorsun? bu takımı bölüp, gruplaşmaya itmeye çalıştığını görmüyor muyuz? ne verdin de böyle bir hakkın oldu senin? pas alamıyormuş hazret. istediği pası atamıyorlarmış. atmazlar da atamazlar da sanane birader? sen futbolcusun karar merci değilsin. teknik adamın işi o.

aklınca tek tek takımdaki topçuları suçlu çıkarıp, taraftarın önüne atacak, yalnızlaştıracak sonra da üzerlerinde kontrol sağlayacak. bak ya kurnaza bak. politikaya atılsana birader! bırak sen bu işleri. senin elli tane kaçırdığın golden, sürekli ofsayta düşmelerinden sonra kim gelip sana surat yaptı, el kol yaptı? sen nerden buldun bu haddi kendinde? önce kendine bak. napoli bile seni şutlamaya çalışmadı mı? atletiksin diye yan yana savaştığın arkadaşlarını suçlamak, takımı zayıflatıp kendi kontrolüne almak senin değil feriştahınızın haddi değil. bu takımda kimlerin oynadığını bir öğren önce. senden önce kıskandığın mauro icardi , didier drogba ve burak yılmaz bu takımın santraforlarıydı. hiçbiri senin yaptığın gibi kıra döke, kurnaz oyunlarla takımı bölmeye kalkmadı. icardi geldiği günden itibaren tüm takıma örnek oldu. hiçbirini azarlamadı arkasındakilerin. kendisi örnek oldu. nasıl topa vurulacağını, nasıl rakibin üzerine gidileceğini kendisi yaparak gösterdi. yani azarlamaktan, bölmekten, düşmanlık yapmaktan başka yollar da var. her zaman bir alternatif vardır.

ayrıca kendisini gheorghe hagi ve wesley sneijder ile kıyaslayanlar görüyorum bu bağlamda. alakası yok. asla takımı düşürecek, bölecek, hedefine birini alıp azarlayacak hareketleri yoktu bu adamların. bir kişi çıkıp da bizi küçük düşürmeye çalıştı veya kötü etkiledi diye. saha içinde kimseye surat yaptığını, gol sevincinde şov yaptığını görmedik. asla bu iki efsanenin yanına bile yanaşamazsın.
ağırbaşlı ve olgun kişiliklerdi onlar. dahası victor efendi, dahası şu: wes bize geldiğinde şanlı bir kariyerle geldi. hagi desen öyle. drogba desen senin içinden geçer. kendini gör. aklını başına al. yoksa bu entry burada kalacak. bir dahaki maç bu çin politikalarına * ** devam edersen kaldığım yerden devam ederim. sen bu takımı bölmeye kalkarsan ben de senin ipliğini pazara çıkarırım.

eğer kendini bu takımın üzerinde görmeye, tek tek futbolcuları hedefe alıp düşmanlık yapmaya, bölmeye ve tahakküm kurmaya devam edeceksen hemen şimdi çek git. kimse sana bir şey borçlu da değil sana muhtaç da değil. biz ne golcüler gördük. hadi git şimdi özrünü dile. tribünlere oynamayı da kes. senin oynadığın maçın, verdiğin emeğin bin katını verdik biz galatasaray'a. hem de biliyor musun kardeşim. karşılık beklemedik. milyon dolarlar vermediler sevelim diye.

/ 4 »
Kayıt Ol