2014-15 hamzaoğlu stiliyle gideceğimizin haberini veren bir maç oldu sanki. dilerim oyun gücümüz artar ama bu sene kötü oyunla, hatta averajla dahi olsa şampiyon olmalıyız, 8 puandan şampiyonluk veremeyiz mourinho'lu koç ve acun'a.
valla ben bu gece huzurlu ve mutlu uyuyacağım.
ne kadar galatasaray düşmanı varsa aq. bağladığınız anadolu kulüpleri, başkanları, hakemleriniz, medyaniz, yapınız bu gece mutsuz uyuyacak.
teşekkürler çocuklar, teşekkürler hocam, teşekkürler osimhen.
şu antalya maçını da alalım, ligin boyu iyice kısalacak, fark öyle ya da böyle 10 olacak.
kimse 2009 barça gibi oynamıyor, kimse 2017 real madrid değil.
3'ü aldık, istanbul'a dönüyoruz.
iyi geceler galatasaray ailesi.
bu maçı bile kazanabildiysek bence bundan sonra anadolu maçlarında en kötü ihtimalle yenilgi almayacağımızı düşünüyorum. öne geçinceye kadar en ufak bir şekilde kazanma ihtimalimiz yoktu. rastgele yoldan maçı izleyen 10 taraftar çevirsen kimse nasıl kazandığımızı açıklayamaz. barış'ın yaradana sığınıp vurduğu şut kalecinin hatası sayesinde gol olana kadar pozisyonumuz bile yoktu. hatta o gole bile pozisyon demem. sonrasında yine barış alper'in bireysel becerisi sayesinde gelen bir gol daha izledik. nasıl olduğunu anlamadan öne geçtik. öne geçtikten sonra zaten alanyaspor gibi harbi yeteneksiz bir takımın bırak gol atmayı pozisyona girme ihtimali bile oldukça düşük olduğundan rahatça bitirebildik maçı. bu maçın zaten bu noktaya bile gelmesi kabul edilebilir bir şey değil. bizim takım kalitesindeki bir takımın ilk yarıdan fişi çekmesi lazımdı. yine de her türlü kötü oyunumuza rağmen bir şekilde kazanabiliyor olmamız ya da en azından yenilmiyor olmamız bu tarz maçlar için artık büyük sıkıntı olmayacağını gösteriyor. ama bana göre her ne olursa olsun maçın büyük bölümünde ortaya koyduğumuz kötü oyunu açıklayamaz.
yasin kol'un kötü niyetli yönettiği bu maçtan da ayrıca hakemlere rağmen 3 puan alınmıştır.
geçmiş olsun hacıosmanoğlu!
maç öncesi çok uzun uzun bahsettiğim bir durum vardı, hatların arasına girecek oynayacak oyuncuların önemi, formu ve haleti ruhiyeleri… buralardan yola çıkarak 3’lü bir formül dökmüştüm. özellikle frankowski’nin kullanımıyla alakalı bir durumdu bu, hatların arasında oynayabilecek bir adamdı.
neydi bu hatlar arasında oynayabilmek. daha farklı anlatımla akışkan oyuncu, gerek çalım yeteneği, gerek dribling kabiliyetiyle, gerek hızlanmasıyla, gerek çevikliğiyle takımların iri, sert, uzun bacaklı fakat biraz hantal adamlarının aralarında, onlar daha pozisyonlarını bulamadan hareketlerini yapmaları. dün morata ve sara hatların arasında buluştu topla, ara ara torreira… morata sakatlıktan çıktı ayrıca bu iş için biçilmiş kaftan olmasa da bunu oynamayı biliyor. bunu tek başına yapamaz. illa yanına adam lazım.
sara beli dönmez, tahmin edilebilir bir adam. ancak geriden kaleye yüzü dönük olduğunda pas kabiliyetini çok daha efektif gösteriyor. bununla beraber hiç de fena alan kapatmıyor, dolayısıyla torreira gibi top kapma becerisi, mücadele gücü yüksek ayrıca sürekli “garanti” pas tercihiyle klasik bir 6 numara için biçilmiş bir kaftan oyuncuyla oynamak sara’yı en etkin kullanma yöntemi olacak.
torreira’yı da satır arasında geçirdim. klasik bir savaşçı oyuncu. top tekniği sınırlı olmasa da oyun tercihi topun ayakta kalmasına yönelik. geçen haftaki top kaybını da 8 numaralık yapmaya çalışırken yapıp gol yedirmişti. ancak 6 görevlerini yaparken belki bir kez top kaybetmişti, 5 şubat deprem öncesi trabzonspor maçıydı sanırım. hele ki lemina torreira beraber oynadığında bizzati üst üste biniyorlar. lemina’da ona keza sırtı dönük topu alıp yüzünü kaleye dönebilecek süratte değil. o da hat arasında kaybolangillerden.
kim bu akışkan topçular. yunus ve mertens. yusuf demir de bunlardan biri. çok az morata ve ileri çıkarabilirsek frankowski.
yunus ikinci devre oyuna girdiğinde rezalet bir üretim performansı gösteren galatasaray’ın %90 pas isabet oranı vardı. galatasaray iki 6 numara bir 8 numara ve bence 3 santrafor ile sahada olduğu için bağlantıyı kurabilecek akışkan adam eksikliğinden bu topa sahip olma oranıyla çok rezalet bir oyun oynadı. elleri yana açıp ileriden bağlantı beklediler koca 45 dakika geri hattaki adamlar.
ikinci yarı pas isabet oranı %82. fakat çok daha etkin bir hücum performansı gösterdik. yunus bunu tek başına mı yaptı? tabi ki tek başına yapmadı ama dişlinin parçası gibi o profil sahada olmadan olmuyor… örneğin hem yunus hem mertens hem morata hem osimhen sahada oynayamayabilir. çünkü bu kez de topu geri kazanmak sorun haline gelir.
akışkan oyuncuların ve sert oyuncuların dengesinden çıkar iyi takımlar. bu bir takım oyunu. takımda bir hagi olmazsa bir hakan şükür olmaz. bülent korkmaz olmazsa popescu dayanamaz ki tam tersinde de geçerli. bir okan buruk olmazsa hagi hiç bir işe yaramaz. ama hagi olmadan da şampiyonluklar olmaz.
bunu en iyi kendisi biliyor okan buruk, şirazesi kaydı, hakem diyor, bir şey diyor, başka şeyler anlatıyor ancak sahaya daha detay ve dikkatli bakmak zorunda. yoksa bu futbol ve bu bakış açısıyla rekorlarla tarihe geçtiği takıma bir daha geri dönememek üzere tenekeyle gönderilecek.
kötü oynadığımız, ama anlatıldığı kadar kötü oynamadığımız maç.
rakibimiz 2-3 hafta önce buraya gitti ve 0-2 kazandı. berbat bir maçtı. ancak 2 golden başka pozisyona da girmediler pozisyon da vermediler. biz ise dün 1 gol yedik 2 attık ama 3 tane de kaçırdık. biz de hiç pozisyon vermedik. sadece ilk golü yedik diye alanya deplasmanında biz berbat ötesi bir performans sergiledik fener iyi oynadı deniyor, ancak kazın ayağı öyle değil.
saha zemininin neden bu kadar ıslatıldığına anlam veremediğim karşılaşma. dün gün içinde eğer şakır şakır yağmur yağmadıysa maç saati zeminden fışkıran suyun tek izahı art niyettir. adamların ayakta duramaması bir kenara dursun top sürekli fış fış kaydı.
maça gelecek olursak sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. muslera yediği golde neden çıkıp topu alamadı? yani bu bakar çizgiyi kontrol etmesi çok mu normal? kavisli gelse bile top düşmeye geçmiş bir toptu ve yandan müdahale yapmak yerine direk önü dönük topu alsa alırdı. zaten rakip 8 kişilik bir blokla karşılıyor bari ucuz gol yemeyelim.
tor lemina sara üçlüsünü ben olsam antalya maçında son kez denerim. üç oyuncu bireysel olarak çok iyi olsa dahi ki düşüşte olanları var bir takım oyunu için yeterli iyi doneleri vermiyorlar bize. ya üçlüye dönüş yapılacak ya da tor-lemina ikilisinden biri oturacak.
bir diğer konu ise eğer bir takımın 2 forveti varsa o takım maça çift forvet ile başlamaz. morata ve osimhen'den başka forvetin yok ama ikisi de içerde. sistem desen allak bullak, oyun planı desen çizilmiş 2 tane set gördük. bu gördüklerimiz de çok cılız ve çok çalışılmamış belli ki.
biraz konudan konuya atlıyorum ancak bir diğer konu eren elmalı konusu. geldiğinden beri hiçbir şey vermiyor. sürekli 11 yazıyoruz zorunluluktan ancak gerçek manada berbat oynuyor. benim hiç beklentim olmadı kendisinden açıkçası. gelmeden önce de beğenmediğimi dile getirmiştim. şimdi çok hunharca da eleştirmek istemiyorum çünkü illa ki bir seviye farkı var geldiği takımla bizim aramızda. gelişebilir belki ancak sakat jacops kadar en azından dirilik anlamında bir dönüş alamıyoruz. üstüne sadece kendi oyununu değil barış'ı da aşağı çekiyor çok. bindirme yapamıyor, orta sahayı geçmek istemiyor, barş'ın yardımına gitmediği için sürekli barış 2 ya da 3 kişinin arasında girmek zorunda kalıyor. sağ bek oynamaya çalışan kaan ayhan'dan farkı ne?
kaan ayhan demişken artık gına geldi ancak beli dönmüyor. adamlar yanında yürüyerek geçiyor. galatasaray'a gelip kilo almak adet oldu.
sakatlanan ya da bir süre 11 başlamayan kim varsa salıyor kendini. sakatlıktan yeni çıkan yunus nedense herkesin umudu olmuş durumda. ancak gerçekler öyle mi? attığımız ikinci golde o kadar statik, o kadar koşmaktan çekinen bir görüntü çiziyor ki osimhen yunus 5 metre gidesiye kadar 3 kere yer değiştirip gol atıyor. sen hagi misin yunus? hangi yetenek ile bu özgüven? pozisyon bilgisi yerlerde adamın resmen. ikinci golü bir daha açıp izleyen olursa yunus'un ne kadar durağan oynadığını anlayacaktır. kerem aktürkoğlu ile hiçbir şekilde alakası yok yunus'un. kerem olabildiğince haraketli ve kaleye ne kadar yakın o kadar iyi düşüncesinde olan kanat hücumcusuydu. zaten onun eksikliğini çekiyoruz sezon başından beri. bütün yük fink'de. at fink'e penaltı alsın, kafa atsın. icardi ve mertens'in olmayışı oyunumuzu tamamen dibe çekti gibi.
şu maça kadar kim sorarsa sorsun takımın arkasındayım, hocama güveniyorum ve şampiyon olacağız diyordum. yine aynı şeyleri söylüyorum ve son düdüğe kadar bu inancımı koruyacağım. ama bazı maçlar vardır ivme aldırır. ben alanya ile başlayacağımızı düşünmüştüm. demek sadece ben düşünmüşüm.
artık okan hocam bu 4 günlük arayı iyi değerlendirmeli ve başlangıç maçı olarak antalya maçını seçmeli. öyle ya da böyle yenersek fener samsun karşısına 10 puan geride çıkacak.
3 puanı ıkınarak aldığımız maç.