ikinci yarısını izleyeceklere şimdiden bol sabırlar dilediğim maç.
gidişatı, son dakikalarda turu geçmek için yine osimhen, lemina ....vs. isimleri sahaya sürerek canhıraş gol arayacağımız bir maça doğru evrilmekte olan kupa maçı.
türkiye kupası bir hedef ise kazanacak kadro ile sahaya çıkmalıyız, zira galibiyet harici bir skor kuvvetle muhtemel bize yaramıyor olacak. ancak hedefte bu kupa yoksa, serbest takılabilir hoca.
kendisi tam bir gri pozisyon uzmanı çıkmıştır. ortadaki pozisyonların çoğunda, özellikle muslera'nın 2 kritik kurtarış yaptığı 60-65. dkları içeren sekansta verdiği kararlarla oyunun bizim yarı sahamızda oynanmasına direk etkisi olmuştur. öyle ki zaman zaman acaba derbi deplasmanda mı diye düşündürdüğü olmuştur.
valla deplasman derbilerinde ben de bu tip bir hakemden isterim normalde ama emin olamadığım konu şu ki, bu eyyam, bu rakip kayırma bizim aleyhimize, fener'in lehine özel olabilir. yani aynı hakemin taraftarın da ittirmesiyle kadıköy'de bizi çok daha rahat doğrayabileceğini düşünüyorum.
(bkz: 24 şubat 2025 galatasaray fenerbahçe maçı)
ilk yarısı epeyce sıkıcı geçen maç. barış ve franky pek günlerinde değiller maalesef, ya da rakip beklediğimiz boşlukları vermiyor diyelim. bitirici hamleyi yapacak oyuncularımız bir türlü o moda giremiyor.
zerre konsantrasyon kaybında cezayı kesecek adamları var, bir an bile oyun disiplininden kopmamak lazım.
rakip ceza sahasına koca devrede 1 kere girebilmek bizim için ayıp.
kasım'24 sonunda oynanan bodrum maçından beri üzerimizden atamadığımız bir uyuşukluğumuz var, bu maçta biraz silkiniriz diye umuyordum ama ilk yarıda düşündüğüm gibi olmadı.
bakalım ikinci yarıda risk alan bir fenerbahçe'mi yoksa beraberliği ön planda tutan 2 takım mı izleyeceğiz.
hata yapmak insan doğasında olan bir şeydir. lakin aynı hataları art arda ve ısrarla yapmak, ya yapılan hatayı fark etmemek ya da takıntı haline getirmek ve inatlaşmak anlamına gelir. ikisi de kötüdür, zira yaptığın hatayı fark etmemek senin yetkinliğinin sorgulanmasını gerektirir, diğerinde ise hatayı görüp de bir inat ve takıntı uğruna yapıyor olmak senin sıra ile hedeflerden uzaklaşmana neden olur.
(bkz: uefa avrupa ligi'nden elenmek)
okan hoca şampiyon olduğu son 2 sezonda dominant oyun karakteri ile yerel lige adeta ambargo koymasına rağmen bu sezonki victor osimhen piyangosu ile geride 3'lü mü yoksa 4'lü mü oynamalı konusunda karışan kafasına ligin bu zamanına kadar maalesef çözüm üretemedi. bir diğer husus ise 2 sezondur yaşının çok üzerinde katkı veren mertens'in çok çok bariz olan zamanla düşmesi durumuna karşı sezon başında bir öngörüde bulunamadı ve ikame bir isim gündeme hiç gelmedi.
bugün galatasaray futbol takımı kasım'24 sonundaki bodrum maçıyla başlayan süreçte saha içinde gittikçe performans vermekten uzaklaşan bir yapıya büründü ve yaklaşık 3 aya yakındır bu bu düşüş devam etmekte. bu süreçte elbette maçlar da kazanıldı ama oynanan oyundaki dominantlığımızı maalesef yitirdik. özellikle yaşı 37 olan mertens'in de içinde olduğu bir ön taraf ile önde baskı yapmaya çalışılan birçok maçta rakip biraz pas yapabilme ve pasla çıkıp bizim presi kırma yetisine sahipse, ve buna torreira'nın da o baskıya katılıp alanını boşaltması eklenince, kalemizde daha önce hiç görmediğimiz kadar pozisyon görmeye ve dünyanın en komik, en basit gollerini yemeye başladık. maalesef kendisi buna bir çözüm üretemedi.
özellikle en az 3-4 kilit oyuncunun olmadığı son az deplasmanında yapması gereken maçı bir şekilde idare edip beraberlik ya da en kötü bir farklı mağlubiyet ile istanbul'a dönmek iken, başlama düdüğü ile o yarım yamalak takımın ma-aile baskıya gitmesi, evet bunu çift ayaklı bir kupa maçının ilk ayağında başlama vuruşu ile birlikte yapması, kendisinin stratejik plan yapma yetkinliğinde kafamda birçok soru işareti oluşturdu.
(bkz: 13 şubat 2025 az alkmaar galatasaray maçı)
keza normal lig maçlarında da önde başlayıp, skoru yakalayıp, sonradan takımın gücünün tükenmesi ile çoğunlukla sonunu güç bela getirdiğimiz, bazılarında getiremeyip 2 gollü, hatta 3 gollü avantajları koruyamadığımız örnekler de oldu. demek ki dedik, önde basmak kadar bu takımın gerektiğinde topa basmayı da, oyunu tutmayı da öğrenmesi gerek, bunları yapamadık.
ha, baktığımızda avrupa ligi hayal kırıklığı, evet, ancak bu takım ligde hala hem de 6 puan gibi ciddi bir farkla lider ve en yakın rakibi ile yarın kendi sahasında maçı var. kazanırsak 9 puan + ikili evaraj + daha önemlisi karşı tarafa psikolojik yıkım gibi çok çok ciddi avantajlar elde edeceğiz. ama kaybedersek fark kağıt üzerinde hala 3 puan olacak ancak psikolojik momentum büyük oranda rakibin eline geçecek, oradan tekrar toparlanmaya geçmek çok zor olacak.
(bkz: 24 şubat 2025 galatasaray fenerbahçe maçı)
sonuç olarak, okan hoca stratejilk düşünmeli, bunun örneklerini ligin ilk yarısındaki derbide verdi, ilk sezonunda jesus'a karşı oynanan 2 maçta da verdi, yani bunu yapabildiğini gösterdi. yarın da topla tüfekle saldırmadan, yani gereksiz yerlerde alan boşaltıp parselasyonu iyi yapan rakibine gereksiz alan teslimleri yapmadan, eğer basılacaksa hep beraber, yok beklenecekse yine hep beraber yapmak, yani kompakt, birbirine olabildiğince yakın ve dar alanda oynamak, gücümüzü maçın geneline yaymak, sahaya müdahaleleri zamanında ve doğru yerlere yapmak çok çok önemli. tabi oyuncuların bitiricilik konusunda azami dikkatli olmaları, vuruşlarda, pozisyon almada, topu ayaktan çıkarmadaki zamanlama .....vs. bunlar da çok çok önemli.
doğruları yaptığımızda saha dışı faktörler haricinde kazanamamamız için bir neden yok...
oyunumız çok kabız ve gol yemeye de acayip derecede müsait. biz bir süredir takım değiliz, karşımızda ise iyi kötü bir takım var. o yüzden sinirlenmeden sakin sakin maçın bitimini bekleyelim derim.
birilerinin siparişi ile atandıktan sonra geçmişte bilmem ne finalini yönettiğinin pek bir hükmü kalmıyor. maç içinde ara ara maçın dzeko, tadiç ve kostic tarafından yönetildiğini, 4. hakemin de mourinho olduğunu göreceğimiz anlar sıkça olacaktır, emin olun.
yönetim uyanık olmalı, rahatsızlığını dile getirmeli, bundan sonraki her açıklamasında tff'yi ısrarla ve ısrarla istifaya davet etmeli, sonuç alamayacağını bile bile rahatsızlığını dile getirmeli. susmaktan iyidir.
umarım taraftar da bu süreçte uyanık ve akıllı olur. birilerinin kirli emellerinin hayata geçmesine vesile olmaz.
(bkz: 23 şubat 2025 galatasaray fenerbahçe maçı)
rizespor maçını öyle ya da böyle geçmiş olmak bizi bu haftaya bir tık daha özgüvenli soktu. ancak görüntü o ki takımın üzerindeki ölü toprağı varlığını halen sürdürmekte. geldiğimiz noktada birkaç hafta öncesine kadar hepimiz "takım gol yollarında öyle ya da böyle atıyor, gol yememeyi öğrenirsek yeter" diye düşünüyorken, özellikle kiev maçından itibaren gol yememeyi öğrenmeyi bırak, doğru düzgün gol de atamaz, daha önemlisi üretemez olduk. bunda elbette bugüne kadar oyunu ve formuyla fark yaratan yunus'un olmayışı, 37 yaşındaki mertens'in hiç de sürpriz olmayan yorğunluğu, sara'nın sakatlıktan dönüşte ilk formundan uzak bir görüntü sergilemesi , bay'ın genel olarak formsuzluğu....vb. gibi nedenler etken.
bu durum tespitinden sonra açıkçası bu maçla ilgili çok bir beklentiye giremiyorum. çünkü çok kolay pozisyon veriyor, çok da kolay, amatör küme takımlarının dahi kolay kolay yemeyeceği basitlikte goller yiyoruz. öte tarafta ise çok zor pozisyon yakalıyor, bir o kadar da zor gol atıyoruz, ve bize tur için 4 fark gerekiyor. sonuçta az de çok boş bir takım değil, bizi pasla yorabilecek ve gardımızı düşürebilecek potansiyelde bir takım.
netice olarak en az 2 gol yediğimiz bir senaryoda 6 gol atamadığımız sürece -ki en son bırakın avrupa kupalarını, ligde kime 6 gol attığımızı hatırlayanımız yoktur sanırım- elenme ihtimalimiz yüksek. beklentim en azından sakatlıksız ve mümkünse bir galibiyetle bitsin bitecekse bu yılki avrupa serüvenimiz.
maçın neticesi kadar merak ettiğim önemli konulardan biri de hava şartlarının maçın oynanmasına izin verip vermeyeceği.
hadi zorlandı ve oynandı diyelim, sonrasında zeminin ne hale geleceği, veya zorlanmadı ve bir gün sonraya atıldı diyelim, bunun p.tesi günkü derbi maçına etkisi, derbinin ileri tarihe atılması ihtimali....vs...
(bkz: 17 şubat 2025 çaykur rizespor galatasaray maçı)
(bkz: 21 ocak 2025 galatasaray dinamo kiev maçı)
(bkz: 23 şubat 2025 galatasaray fenerbahçe maçı)
ilk eyvahımı maçın başlama vuruşu ile çektim. zira oyuncularımız en az 6-7 kişi orta çizgiye dizildi, ve başlama vuruşunun yapılıp, topun geriye oynanması ise hepsi ok gibi rakip ceza sahasına koşmaya başlaması ile sıkıntı olacağını ilk orada anladım. maçın başında beraberliğe fittim, bu formatı görünce 1-0'a da fit oldum. hatta 1-0 olunca evde bitir hoca, bu kadar yeter dedim, halbuki dk. daha 15 olmamıştı. sonra şansa bala 1-1 olunca, belki oyunu tutarız diye ümitlendim ama ne fayda. 2 ayaklı bir eleme maçında onca eksikle, üstelik deplasmanda oyun 1-1, dk. 25, biz hala önde baskı, ki keşke onu da az biraz yapabilsek, yapamadığımız önde baskı nedeniyle habire sağdan soldan muslera ile karşı karşıya kalmalar, arkalara adam kaçırmalar falan.
yahu insaf, bu bir eleme maçı, puan maçı değil, her maçta da önde basmazsın be kardeşim, bu takım önde basmaya çalışmaktan topa basmayı unuttu resmen. x bir maçta 2-0, 3-0 öne geçeriz, yine önde oynamaya niyetleniriz, tabi oyuncular skora güvenerek o baskıyı biraz gevşek yapar, tak kalende 2 gol, 3 gol, puanlar gider. bunun örneğini o kadar çok yaşadık ki bu sezon. sezon elden giderse sırf bu yüzden olacak.
ders almak zor olmasa gerek, bu seviyede olmayacak amatörlükler. iddaa ediyorum dünyada bu kadar kolay gol atılabilen başka bir takım yoktur...