negatif basmak istemem ama umarım zorunlu bir opsiyonla gelmez.

girona fc leblebi gibi gol atan bir takım olmasa da la liga istatistikleri hiç tat vermiyor. keza ingiltere alt lig istatistikleri de aynı.

danimarkalı antrenör ebbe skovdahl ve efsane sir alex ferguson'una ithaf edilen bir meşhur cümle vardır istatistikle alakalı, biz onu geçelim. istatistik önemlidir.

aleksey batrakov ismini duyunca bakıyorsun bir heyecan geliyor acaba diyorsun. onca gol onca asist.

tabi ki, misal eredivisie'de 30 gol atan bir adamın, bir sonraki sezon premier lig'e gidip 3 golde falan da kaldığı oluyor. ama o ilk heyecanı yaratan bence tamamen istatistik. işte o heyecanı vermeyen topçu.

yine de, iyi niyetli, en azından bir adım olur. satın alma opsiyonu zorunlu değilse, tertemiz bir genci izler belki gelişimine ve patlamasına tanık oluruz.

maç çözdüğünde 10 numaranın sefiri, çözemediğinde kötü demek olmaz.

bu kardeşimizi hücumun ortasında gördüğümüz her maç içimizden dört beş kez tekrar edelim; "yönetimin iş bilmezliği sebebiyle orada yunus var".

dries mertens'in futbolu bırakacağını bilmiyorlar mıydı? kiralık da olsa o bölgeyi idame edecek biri yok muydu? koskoca 1.5 yılda bir tane 10 numara alınmamasının yunus'un topçuluğuyla alakası ne?

yunus'a biçilmesi gereken rol, leroy sane ile rekabete girmekti. yeri geldiğinde ilk 11'de, yeri geldiğinde hamlede kalmaktı.

sane çeksin, yunus'a atsın, osimhen kaçarsa gol olur. ya da; sane-yunus paslaşsın, sane devrilip adam geçerse gol olur futboluyla, nereye gidebiliriz?

sadece bireysel yeteneklerle ilerlediğimiz öngörülebilir bir oyunla kim hangi potansiyelini parlatacak?

kendi pozisyonunda oynayan marco asensio bu sezon totalde 16 gole, yine orijinal pozisyonunda oynayan ernest muci toplamda 13 gole, yunus ise bu süreçte 12 gole katkı vermiş.

sakatlığını da hesaba katarsak, öve öve bitirilemeyen bu iki adam kadar oynamış. hem de rotasyonsuz, kendini riske ederek oynamış.

yeteneğini sorgulamaya hiç gerek yok. yalnızca, orijinal pozisyonu 10 numara olan genç bir alternatifle rotasyona girmeli.

eleştirirken artık tek bir kelimeye sığınıyorum: "acaba".

acaba; liyakati uluslararası düzeyde bir yardımcı ekibiyle çalışsa, kendini ne kadar geliştirir, oyununu nerelere taşırdı?

acaba; tecrübesi ve sistemiyle güven veren bir hoca bu takımı avrupa’da nasıl oynatırdı?

acaba; transferden anlayan, gerekirse yönetimle karşı karşıya gelmeyi göze alan bir teknik adamla nasıl bir takım izlerdik?

acaba; tam da bugün, bu akşam “benden bu kadar” dese, yerine gelecek hoca bizi şampiyonluğa taşır mı? şampiyonlar ligi’nde yolumuza devam eder miyiz?

hem hepsinin birer cevabı var hem de hepsi birer soru işareti.

muhtemelen ayrılık günü gelmeden, arka planda yaşananları hiçbir zaman tam olarak öğrenemeyeceğiz.

ama şu kesin: senin, benim, tüm taraftarın gördüğünü elbet görüyordur. asıl merak edilen, transfer süreçlerinin kamuoyuna yansımayan o geri planında yönetime karşı nasıl bir duruş sergilediği.

kendi konumunu korumak için “eyvallah” mı diyor?
yoksa çıkıp “çatır çatır oynatabileceğim takımı, beceriksizliğe kurban etmem” diyor mu?

umarım atletico maçına kadar; hem transferde hem sahada bu takımı toparlayacak somut icraatler ortaya konur.

eğer gidişat toparlanamayacaksa, soru işaretleriyle sürüklenmek yerine yine elini taşın altına koyar; yönetimdeki sorumluların veremediği istifayı, en azından kendisi verir.

kulüp de taraftar da her daim yanında. o cadı teyzeden kurtulurken de, bağlarını kopartırken de hep böyleydi.

belki de bir daha aynı hissi tadamayacağımız çok güzel günler de geçirdik.

yap şöyle insanüstü bir indirim, iki sezon daha 80'de de girsen, yedek de kalsan görelim seni. eskisi gibi olamayacak belki ama galiba kabul etmeliyiz varlığın bile psikolojik üstünlük.

kopan maçlarda görelim, yalnız basit maçları çöz.

beşiktaş'ın kurtarıcı diye indirdiği immobile geçen sezon 30 maçta 15 gol atmış. şu halde 8 gol atan adam otursun, üçüncü forvet kalsın. kutucu, demir gibilerdense sen ol orada.

yap şu indirimi, birlikte kalalım, hayaller kuralım.

muhtemelen tutuklanmasına olaylara at gözlüğü ile bakan karşının taraftarı bile üzülmedi. işte öyle de bir karakter. ifadelerinde kendini sıyırmaya çalışmış, yemezler. üstüne gidilirse, derinleşebilir. zevkle izleyeceğiz süreci.

bu ve benzerleri, en benzeri de kerem aktürkoğlu fenerbahçe'de oldukça biz kazanmaya devam edeceğiz. bizdeki kültür bunlarda yok. biz başarısız futbolcu efsanemiz olsa bile, dayanamıyor tepki koyuyoruz.

bunlar ise, başarısız futbolcu iki galatasaray düşmanlığı, iki medyatik hareket yapınca ölüp bitiyorlar. bu fark bizim farkımızı ortaya koyuyor.

uefa avrupa konferans ligi lideri ve malum takımdan çok daha efektif futbol oynayan bir rakiple karşı karşıyayız. derbi yorgunluğunu da göz önünde bulundurursak fenerbahçe maçından çok daha zor bir maç olacağını düşünebiliriz.

rakibin 2 forveti de gol koklayan tipten biri cherif ndiaye, diğeri marius mouandilmadji fakat asıl tehlike orta sahada çok yaratıcı işler yapabilen carlo holse. ince paslarla, bir anda topu ters kanada açabiliyor.

kanatlarındaki anthony musaba da bitiriciliği üst düzey olmasa da bekleri çok yıpratan hızlı bir oyuncu, sürekli defans arkasına sarkmayı deneyecektir. defans arkasına, özellikle bek arkalarına atılacak toplara karşı mutlaka önlem almalıyız. yine, duran toplarda iyi oldukları da bir gerçek.

beraberliği asla kabul etmeyen bir planla oynayıp galibiyeti almalıyız. ön alan baskımızla, defansta bireysel hatalar yaptırabiliriz.

bu hafta okan hoca'dan herhangi bir oyuncuyu dinlendirmesini beklemiyor ve şahsen hiç istemiyorum.

çünkü, fenerbahçe muhtemelen tam tersi bir düzenle uefa avrupa ligi'nde oyuncuları dinlendirip yine lige hazır tutacak bir kadro çıkaracaktır. şl rakibimiz monaco da bu hafta orta sıra takımı brest ile karşılaşacak. monaco ligde 7. sırada, ilk 4 ile araları git gide açılıyor, onlar da o maça yüksek ihtimalle tam kadro çıkacaktır.

takım yorgun ama kritik bir viraj; samsunspor ve monaco maçlarında istediğimizi alabilirsek, haftaya deplasmandaki antalyaspor maçında birkaç oyuncumuzu dinlendirebiliriz. deplasman da olsa, nispeten şu iki maça göre daha garanti bir maç olur.

maçtan önce atıp tutanları, iki üç farklı galibiyet bekleyenleri, liderlik kovalayanları onca eksikle beraberlik sevincine mahkum ettiğimiz maçtır.

fenerbahçe bu maça eski futbolcularını da davet etmiştir. tuncay şanlı, rüştü reçber, rıdvan dilmen, miroslav stoch, semih şentürk ve appiah dahil tonla adam bir kez daha galatasaray liderliğine tanıklık etmiştir.

aynı ekibi umarım bizim yönetim de davet eder. bir de rezil takımlarını, şampiyon galatasaray'a karşı 2026'da rams park'ta izlesinler, hikaye yarım kalmasın.

bu maçın kilit adamı leroy sane olacak. kendisinin ekstra performansına belki de ilk kez bu kadar ihtiyacımız var. hele bir de, jacobs tüm maçı çıkarabilirse galibiyet hiç uzak değil.

maalesef, artık küçük rakip beşiktaş'a koç ailesinden bağımsız bakamıyorum. o yüksek meblağlı transferler, ödenen maaşlar yıllardır şampiyon olamayan semt takımı beşiktaş'ın seviyesinin çok üstünde.
derbiciklerin böyle geçmesi manidar değil.

/ 2 »
Kayıt Ol