"galatasaray'ın adının olduğu her yerde umut vardır."...
rahmetli jupp dewrall'in sözü. hagi'nin de söylemişliği vardır...
"futbol hayata fena halde benzer" düsturunu şiar edinen biri olarak benim de günlük hayatımda kılavuz edindiğim bir cümle...
galatasaray da hollanda'da kaybettiği 4-1lik maçın rövanşına bu düşüncelerle çıktı:
"galatasaray'ın adının olduğu her yerde umut vardır."
karış karış her metresine aşina olduğu iç sahada oynayacak, ilk maçta cezalı olan osimhen, sanchez ve torreira kadroda olacak ve en önemlisi dünyada saygı duyulan taraftarı arkasında olacaktı...
bir de erken atılacak bir gol, gençlerden oluşan rakibi bozmaya yetecekti. sonrası zaten gelirdi, çok defa başarmamış mıydı galatasaray bunu?
öyle de başladılar maça. arzulu ve istekliydi sarı-kırmızılılar...
ama bu aşırı motivasyon "acelecilikle" karışınca istediğini yapamıyordu sahadaki galatasaraylılar.
oysa rakip, ilk maçın avantajıyla daha rahat oynuyor, "kafası golde" olan ev sahibinin savunmada bıraktığı boşlukları değerlendiriyordu.
hele ki bir poku vardı ki? 21 yaşındaki "çocuk" iki maçın da yıldızıydı... topu önüne vurup gidiyor, abdülkerim'i, jelert'i, barış'ı peşinden sürüklüyordu...
galatasaray'ın bulması gereken pozisyonları deplasman ekibi buluyor da kalede günay "ahtapotlaşıyordu"... sosyal medya taraftarının yok ettiği onlarca topçudan bir diğeri olan muslera yedekteydi, günay sahadaydı bu maçta. maç boyu belki ondan fazla kurtarışla, ki 2-3 tanesi karşı karşıya ve gol şansı %99 olan pozisyonlarda kalesini kapayarak arkadaşlarını ayakta tuttu günay da, ilk devre biterken sara'nın uzaklaştırdığı top maikuma'ya çarpıyor, gol oluyor, ikinci yarı da ceza sahası dışından kasius'un vuruşu fileleri sarsıyordu...
devre biterken takımı ıslıklayanlar, berkan oyuna ayak bastığında yuhlayanlar kalede muslera olsa bu iki golü de nando'ya "yazacaklardı" değil mi? göztepe maçında romulo topla giderken sanchez'in vuruşu brezilyalıya çarpıp muslera'yı yanıltıp gol olduğunda da, az alkmaar ilk maçında mijnans'ın serbest atışı doksana gittiğinde de suçlu muslera değil miydi?
ilk devre 1-0 sona erince tur ümidi de zora girince okan buruk, "yüzyılın derbisini" de düşünerek sanchez ve mertens'i yanına alıp, metehan ve kerem demirbay'ı sahaya sürdü.
deplasman ekibi iki farklı öne geçip, bir dakika sonra da torreira'nın asistinde maçı en fazla arzulayan osimhen golü attı ama sahadaki oyun pek de ümit vermeyince, torreira da pazartesiye korunmak için kulübeye geldi, tıpkı sonraki dakikalarda sara ve osimhen'in yaptığı gibi...
sahaya adım atarken yuhlanan berkan'ın "golün asistinin asistinde" barış, sallai'ye rahat bir pas verdi, "alkmaarsever" macar topçu da ilk maçtan sonra sami yen'de de owusu-oduro'yu mağlup etmesini bildi.
2-0dan beraberliği sağlamak kağıt üstünde galatasaray adına başarı sayılabilir lakin avrupa'dan bu genç takıma elenmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele. ama "şimdi" bunun sırası ve yeri hiç değil... sene sonu herkes şapkasını önüne alır, hesabını verir...
şimdi iki sene olduğu gibi, haftada tek maç yaparak, o maça full konsantre olarak, yorulmadan sakatlanmadan üçüncü şampiyonluğu kazanma vakti...
ilk maç da karşı tarafın isteğini yerine getirmekte hiç tereddüt etmeyen türkiye futbol federasyonun bir ilki yerine getirip, maçı yönetmesi için "yönetmeliklere aykırı" olarak göreve davet ettiği slovenyalı hakemin düdük çalacağı fenerbahçe derbisi...
haydi bakalım, dünü unutup, önümüze bakma zamanı...
"galatasaray bir halatı hep birlikte çekenlerin; hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır." demiş baba gündüz, medyası, federasyonu, rakipleri herkes galatasaray'a karşı pozisyon almışken, biz kendi içimdeki "küçük hesapları" bırakıp, kapalıdaki "konsantrasyon" pankartı etrafında birleşip, "mayıslar bizimdir" demek için kenetlenmeliyiz...
dün gece maçın başından sonuna kadar tezahüratlarla, oyunculara destek sloganlarıyla ultraslan bu meşalenin ateşini yaktı...
gazamız mübarek olsun, sonu 5. yıldız olsun...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
transfer sezonlarına taraftarlar bayılır da teknik adamların hiç hoşlanmadığı dönemlerdir, hele ki maçlar devam ederken gelen ve gidenler olunca, kadro kurmak da bir o kadar sıkıntılı olur... oyuncuların kafa yapısı "karışık" olur, konsantrasyonu sağlamak zorlaşır...
nelsson "forza roma" derken, batshuayi "gidecek rota "ararken, yunus sakat, barış da ağrılar içinde kulübede "hamle" oyuncusuna dönüşmüşken, okan hoca zor bir antep deplasmanında eksik oyuncularla sahaya çıkıyordu...
iyi haber taze transfer moratta kulübedeydi, 25 dakika kadar forma giyecekti...
yenilerden, "çocukluk aşkına" kavuşan ahmed'in de jeneriklik golüyle galatasaray, daha taraftarların bir kısmı stada girmeden antep deplasmanına önde başlıyordu. bu yıl eyüpspor formasıyla "uzaktan" attığı gollerle transferin gözdesi olan ahmed kutucu, dries abisiyle idmanda çalıştığı golle hayallerini gerçekleştiriyordu.
kaan-sanchez ve abdülkerim üçlüsüyle savunmaya başlayan galatasaray, hücumda çok adamla rakip sahada baskı yapıp, top kapıyor, selçuk inan'ın takımını oynatmıyordu. ikinci gol gelse rahatlayacak ama osimhen'in kafa pasında ahmed ıska geçiyor, devamında mertens'in plasesinde genç kaleci burak ortaya çıkıyordu. ev sahibinin kalecisi devre biterken kaan'ın bomboş kafasını öyle bir çıkardı ki, takımını da oyunda tutan oyuncu oluverdi birden...
"oyunda tutmak" demişken, maç öncesi "galatasaray'ın avrupa maç dönüşlerinde galatasaray maçı yönetiyor" diye yalan üzerine algı oluşturulan kadir sağlam, sarı kartı olan lungoyi'ye torreira'nın yüzüne vurduğu için sarı kart vermiyor ama torreira'ya kart gösteriyordu. ne de olsa "torreira'ya kart göstreme" modası başlamıştı... bununla yetinmeyen maçın hakemi "f.ck off" diyen sorescu'ya da kayıtsız kalıyordu... derler ya "futbolcu milleti cin gibidir" diye, sorrescu hakemin kart göstermeyeceğini anlayınca sallai'ye öyle bir bastı ki 62. dakikada, yine hakem ve var "üç maymunu" oynadı...
ev sahibinin penaltı beklediği pozisyonda ise muslera'dan seken top sanchez'in eline çarpıyor lakin kural penaltıyı işaret etmiyordu...
selçuk hocanın takımı ilk devre pek muslera'nın kalesine gelemese de ikinci devre orta sahalar kolay geçilince yeterli derecede pozisyon buldu ama karşılarında "hata yapsın da linçleyip etkileşim alayım" diye beklenen fernando muslera vardı. özellikle sorescu'nun sallai'yi geçip çaprazdan çektiği şutu uruguaylı kaleci başarıyla kornere çeliyordu.
galatasaray taraftarına alıştırdığı oyunu pek izletemese de, yine de maçı koparacak pozisyonları buldu rakip kalede, özellikle sallai'nin harika bacak arası pasında osimhen ahmed'e gol servisi yaptı, genç topçu güçlü vuramadı, üç dakika sonra yine aynı kanatta sallai sara'ya verdi, brezilya bu kez cılız vurdu... 5 dakika sonra ise kornerden ahmed bir kez daha attığı golün aynısı denedi, seken topta sanchez iki adımda kaleciyi geçemedi...
maç kopmayınca, son dakikalarda ev sahibi beraberlik için daha da ümitlendi, selçuk hoca elinde gol atabilecek kaç eleman varsa saha sürdü ama maçın kahramanı olma şansı savunmacı arda'nın önüne düştü de onun şutu auta gidiyordu...
galatasaray, zor olması beklenilen bir deplasmandan üç puan alırken, iç sahada oynayacağı adana demirspor maçı öncesi de sarı kart cezası sınırında olan torreira, barış alper, muslera ve abdülkerim de kart görerek cezalı duruma düştü, bir bakıma "kartları temzilediler"...
galatasaray'ın konyaspor maçı sonrası antep'te de gol yemediği konuşulmayacak ama muslera'nın ilk devre kalesini terkedip, topu kaptırdığı pozisyon-ki hakem hocaları faul olduğunu beyan etti- bolca konuşulacaktır. bu da maalesef bizim acı gerçeğimiz olarak devam edecek...
oysa ki, iki hafta önce konya'da, sonra göztepe karşısında,bir gün önce de kadıköy'de fenerbahçe "yuh artık, bu kadar da olmaz" dedirten kararlarla üçer üçer puanları alırken, hala muslera'nin hatası, mertens'in yaşı, sallai'nin parası, yunus'un çalımları, osimhen'in golcülüğü, okan buruk'un hocalığı konuşmak nasıl bir taraftar kafası anlamış değilim...
,
galatasaray bu deplasmanda aldığı üç puanla fenerbahçe ile arasındaki 6 puanlık farkı korurken, muslera en fazla galatasaray forması giyen oyuncu rekorunu bir daha arttırıyor, ahmed kutucu ilk golünü atıyor, barış alper yılmaz sarı-kırmızı forma ile 100 maçına çıkıyor ve moratta da taraftara ilk selamını veriyordu...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
kayseri'de karşılaşma sona ermiş, galatasaray koskoca bir 2024 senesini deplasmanda maç kaybetmeden bitirmiş, oyuncular tatile gitmeden sevinçlerini taraftarla paylaşırken, muslera gencecik berat'ı en öne yollayıp, üçlü çektiriyordu... bitmiyordu, maç fotosu olarak da berat en önde, arkadaşları arkasında objektiflere poz veriyordu...
gün içi babannesinin vefat haberini almıştı berat, buna rağmen gencecik yaşına rağmen "dirayet" göstermiş, maça çıkmıştı... arkadaşlarının özverisini takdir ediyor, onun acısını da paylaşıyordu muslera ve arkadaşları...
rakiple formasını değiştiren ve bu soğukta sadece atletle kalan sanchez'e de bir anne duyarlılığı ile kabanını giydirmeye çalışıyordu mertens...
"galatasaray bir halatı hep birlikte çekenlerin; hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır." demişti ya baba gündüz, işte onun tarif ettiği takım bugün kayseri'deydi...
nasıl yeneceksin bu galatasaray'ı? nasıl?
ara ara dolu, bazen de yağmur atıştıran soğuk bir pazar gününe galatasaray, ilk atakta bulduğu penaltı golüyle içini ısıtarak başladı taraftarının. son iki sezonda bu sahada üç puan alamamıştı okan hoca ama şimdi rakibi fenerbahçe'ye 8 puan fark yapma şansı vardı... bundan daha büyük motivasyon olur muydu?
golün arkasında fark ikiye çıkacaktı ki osimhen'in yunus'a "al da at" pasında ev sahibi savunma daha dikkatliydi. galatasaray oyunu rahat götürecek diye hesap ederken, kullanılan bir köşe vuruşunda adam paylaşımındaki hatalar bahoke'yi boş bıraktı, onun kafa vuruşunu herkes seyretti. kayseri attığı eşitlik sayısının moraliyle muslera'nın kalesine daha cesurca gitti, ikiyi de bulacaktı ki sanchez hızır gibi rakibinin şutunu yatarak engelledi.
son haftalarda galatasaray'ın parlayan yıldızı kimdir? şüphesiz bir çoklarının cevabı yunus olacaktı. işte o yunus, trabzon maçından sonra kayseri'de de "messileşti", orta sahadan aldığı topla rakip savunma üzerine alberto tomba misali slalomlarla gitti, osimhen'e aktardığı topta nijerya'lının pasında mertens kaçırdı ama barış affetmedi.
galatasaray yine öne geçmişti, topa eskisi kadar hakim olamıyor, orta sahada pres yapıp rakibi eksik yakalayamıyor, sol tarafı jakobs'la "yol geçen hanı" olmuş ama tabelada öndeydi. zira kaliteli ayaklara sahipti, sara savunma arkasına topu yolluyor, barış'tan önce savunma kornere atıyor, rakibin gol için karimi ile heyecanlandığı anda muslera "no pasaran" diyordu...
"atamayana atarlar" tabiri futbolun yazılı olmayan kurallarındandır. ikinci yarının başında yine galatasaray'ın sol tarafından kayserispor'un geliştirdiği bir akında muslera bir kez daha boa morte'ye geçit vermezken, dönüşünde yunus resital yaparak farkı ikiye çıkarıyordu. kayserispor'un kullandığı korner atışında topla buluşan genç yıldız, meşin yuvarlağı sürdü, sürdü, sürdü ve onurcan'ın koruduğu kalenin ceza sahasına girmeden bir hafta önce uğurcan'ı avladığı gibi onurcan'ı da kurbanlarının listesine ekledi... ne goldü ama... messi izlese alkışlamaktan avuçları patlardı... dries mertens ve osimhen ise şaşkınlıkla bakakalıyordu...
skoru ele geçiren deplasman ekibi, daha öz güvenli oynamaya, ev sahibi sarı kırmızılılar da motivasyonu kaybedince kayserispor kalesinde pozisyonlar da daha sık görülmeye başlandı. jakobs siftahı denedi, az farkla korner oldu, yunus'un jeneriklik şutu ahlar vahlar arasında direği sıyırdı da muslera'nın uzun topunda yine sahneye yunus çıktı, osimhen'i boş gördü, "kral" da ikinci golünü yazıverdi tereddütsüz.
üç dakika sonra osimhen'in "al da at"ını çömertce harcayan barış, oyun bitmeden yunus'un ikramında karadeniz inatçılığı ile topa abandı, bereket üst direk kırılmadı ama tabela değişiyordu: 1-5...
atılan her golü berat'a armağan eden topçulara nazire yaparcasına okan hoca da genç topçuyu son dakikalar oyuna aldı, o da bı kısıtlı sürede yeteneklerini göstermekten geri kalmadı, batshuayi o harika pası gol yapsa, hanesine asist de yazdıracaktı genç berat...
hakem oyunu 9 dakika uzatsa da, maçın skorunu bağlamıştı futbolun ilahları, sanchez'in iki adımdan şutu onurcan'ın yüzünde patlıyor, bir dakika sonra muslera'dan seken top boş kaleye yuvarlarken boa morte, yine araya galatasaray ile 100. maçına çıkan abdulkerim'in o "tanrının ayağı" engel oluyordu...
5 yıldız yolunda rakibi fenerbahçe'nin puan kaybettiği haftada hanesine üç puan yazdıran okan buruk artık sayısını akılda tutamadığımız onlarca rekoruna bir başka rekor daha eklerken, senenin son maçının bitiminde herkes 2025 yılında görüşmek dilekleriyle mutlu mesut tatile çıkıyordu...
iyi tatiller...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
ayaktopunu ingilizlerin icat edip, sömürgeler vasıtasıyla gittikleri ülkelerde tanıtmaları sonrası geçen yıllarla birlikte her millet kendi çapında bir tarz benimsemişti. ingilizler uzun top atmayı severken, italyanların "catenaccio"su gol yememeyi önceler. brezilyalılar "samba" ile işin gösteri kısmındayken, cruyff'un hollandası "total futbol"dan yanadır. ruslar komunizmin de etkisiyle "soğuk ve sistemkar" olurken, almanlar gegenpressing'çidir... baltık ülkelerinden afrika'nın çöllerine kadar her milletin kendine özgü bir oyun tarzı varken, biz türklere özgü bir sistem yoktur. illaki ki zorlayarak bir şeyler bulacak olursak, "vatan millet sakarya" gazıyla kaos futbolunu tercih ederiz. tabii, kimi zaman bu sonuç verir, milleti sokağa dökecek tarihi galibiyetler alırız, çoğu zaman da felaket sonuçlarla karalar bağlarız.
avrupa şampiyonalarında, dünya kupalarında maçları seyrederken, hep benim de ülkemin bir futbol tarzı olsun istemişimdir yıllar yılı... lakin, ne federasyon başkanları, ne de gelen teknik adamlar bu konuda bir adım atamamıştır...
ama, avrupa'ya türklere özgü bir oyun tarzı olabileceğini kazandığı uefa kupası ile gösteren fatih terim ekolünden gelen okan buruk, galatasaray'ın başına geldiği iki yılda takıma oynattığı rakip alandaki pres oyunu ile türk oyun sistemini icat etmiştir...
şampiyonlar liginde kendisinden kat be kat kuvvetli bayern münih, manchester united gibi takımlara karşı galatasaray'ın sergilediği oyun herkesin alkışını alırken, ligde de derbilerde aynı oyun tarzıyla uzun yıllardır alınmayan galibiyetleri kolayca kazanıyordu...
ve dün gece...
"mini şampiyonlar ligi" gibi olan uefa avrupa liginin yeni formatının en güçlü şampiyonluk adayı tottenham karşısında tüm beklentilerin karşısında okan buruk yine rakip ceza sahası önünde basan ve stoperlerini de orta sahaya kadar çıkaran pres oyununu, hem de icardi ve osimhen gibi iki forvet adamıyla sahneledi ve rakibini tek kelimeyle "mat" etti...
yunus'la son haftalarda olduğu gibi yine duran toptan başlayan bir pozisyonda harika bir golle öne geçti galatasaray, ardından golü atan yunus'un savunma zaafi ingilizlere beraberliği getirdi ama 20 ile 70. dakikalar arası öyle şiddetli bir baskı yaptı ki galatasaray, tottenham hocasının maçtan sonra dediği gibi manchester city bile olsa bu baskıya dayanamazdı... 37 yaşındaki mertens tottenham kalecisine "pres yapıyor", seria a da yılın futbolcusu rozetli ıcardi ve 100 milyon avroluk osimhen stoperlerin pas yollarını kapatıyor, sara ve torreira onlardan seken topları pirana gibi bekliyor, sanchez,kaan ve abdülkerim de duvarı orta sahaya çizgisinde kuruyordu.
hal böyle olunca ne mi oldu?
geçen sene bayern münih'in içeride dışarıda "şansa bala" ve de hakem katkısıyla kurtulduğu galatasaray, premier ligde 10 maçta 11 gol yemiş tottenham'a 3 attı, 9-10 tane de net gol kaçırdı... bunun dışında da en az 15 tane de pozisyon vardı... peki premier ligin en fazla gol atan ekibi, muslera'yı kaç kez zorladı? ilk devre iki defa, ikinci yarı da 4 defa...
cevat prekazi demişti, "topun canı var, isterse girer, istemezse girmez" diye, ilk devre üç defa filelrle sarmaş dolaş olan meşin yuvarlak ikinci yarı nedense ultraslan tribünün önündeki kaleye girmek istemedi, galatasaray da rakibine ölümcül darbeyi vuramayıp, 90+7. dakikaya kadar ingilizleri oyunun içinde tuttu.
anyalya maç yazısını yazarken, osimhen'in rovaşeta golünü louvre müzesine asalım teklifini sunmuştum, okan buruk da tottenham maçını ustalık eseri olarak cvsinin en üstüne yazabilir. bakmayın osimhen-kerem demirbay değişikliği sırasında "şımarık" futbolbilmezlerin ıslıklamasına, galatasaray'ın hocası dün gece sadece türk stili futbolun "prömiyerini" yapmadı dünya futboluna, aynı zamanda şahsi olarak kendi avrupa kariyerinin de kapısını açtı.
aslan payını hocaya verdik ama futbol da "kaliteli ayaklarla oynanır". antrenmanda, taktik tahtasında, video analizlerde tüm yapılacakları gösterirsin de "yetenek" yoksa o ayaklar o topu beynin hükmettiği yere yollayamazlar. ama elinde mertens ve sara gibi kadife ayak varsa, meşin yuvarlak da gideceği yere itiraz etmez, ıcardi ve osimhen gibi golü koklayan golcü varsa, o topu filelerle buluşturur, sanchez ve kaan gibi tecrübe varsa, rakip senin kalene kolay kolay gelemez...
her güzelin kusuru varsa, tarihi gecenin de "acısı" ıcardi'nin sakatlığı... mauro en az 6 ay sahalardan uzak kalacak maalesef. aşkın olayım'ı sami yen'de özleyeceğiz lakin galatasaray forması ile en fazla gol atan yabancı oyuncu olmak için atılması gereken bir 14-15 gol var, o sakatlık geçecek, o goller atılacak...
maç sonu skorbordda yer alan görsel ise pastanın çileği gibiydi: ali sami bey'in galatasaray'ın kuruluş amacını belirten o meşhur sözü:
“maksadımız ingilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve türk olmayan takımları yenmektir."
yeniyoruz başkanım, yenmeye de devam edeceğiz, sen rahat uyu...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
2015 yılında liverpool ile mukavele yapan jurgen klopp'tan herkes saha içine transfer beklerken o yanına iki hoca transfer etti: performans antrenörü andreas kornmayer ve diyetisyen mona nemmer...
o da yetmedi, takımının gol portföyünü değiştirmek için danimarkalı taç antrenörü thomas grønnemark’la da anlaştı...
klopp işi daha da ileri götürüp, duran top etkinliği için sinir bilimcilerden oluşan neuro11 ekibiyle de anlaşıp, verimi arttırdı...
alman hocanın takımdan ayrılması sonrası ile yerine gelen arne slot da linkedin'den duran top uzmanı arayışlarına girmişti geçen aylarda...
özellikle premier lig ekiplerinde buna benzer çalışmalar büyük hayranlıkla karşılanırken, trajikomik bir şekilde ülke spor medyasının "batıya açılan yüzü" genç yorumcu emre özcan kendi youtube kanalında galatasaray'ın beşiktaş'ı iki duran topla devirmesi sonrası galatasaray'ın bu sene süper ligde attığı 29 golün 13ünü "duran toptan" atmasına "saçmalık" yakıştırması yapıyordu...
klopp'u, ancelotti'yi, guardiola'yı, bielsa'yı övebildiğimiz kadar yerli hocalarımızın da çalışmalarını takdir edebilsek keşke... okan buruk ve ekibi yurt dışında sıkça gördüğümüz çalışmaları yapamazlar mı? bir takım duran toptan gol atamadığı haftalarda eleştiriliyorsa, maçları duran toplarla kazandığı zaman övgüyü hak etmiyor mu?
zirvenin iki namağlup takımının kapışmasında, ev sahibi galatasaray yine osimhen ve ıcardi'li forvet hattıyla başlarken oyuna, üç gün evvelki elfsborg mücadelesinde "sos" veren üçlü savunmayı barış alper takviyesi ile "dörtledi"... savunma güçlendi de rakip sahada presi başlatan ve yaşına rağmen sahada basmadık yer bırakmayan mertens'in yokluğunda orta sahayı boşlamak gerekiyordu. okan buruk da pek yapmadığını yaptı: topu rakibe bıraktı... beşiktaş maç sonunda %60 oranında topla oynamıştı... topu ayağında tutan, bolca pas yapan deplasman ekibi, ilk devre iki defa muslera'nın kalesine gelebildi: 3. dakika ani bir atakta terse atılan topta semih kaan'ı geçemedi ve 43'te silva'nın çaprazdan şutu musera'yı buluyordu.
galatasaray ise daha 5. dakikada yunus'la öne geçeyazdı, pozisyonun kornerinde ise sara'nın ortasında osimhen'in kafası gelecek gollerin jeneriğiydi sanki. çok fazla da beklemedi galatasaray taraftarı gol sevinci için, sara'nın ceza sahası yan çizgisinde serbest atışta ortasında elfsborg maçında iki adımdan fileleri sarsamayan sanchez bu kez kafayla ersin'i üzüyordu.
top beşiktaşlıların ayağındaydı ama pozisyonları bulan galatasaray'dı, köşeye sıkışan boksöre öldürücü darbeyi vurmadan araya giren boks hakemi misali arda kardeşler ortaya çıkıverdi. ıcardi'ye atılan ara pasta rakibi uduokhai'den önce top buluşan arjantinli yere indirildiğinde, herkes penaltı diye ayağa kalkarken, o ise aut noktasını gösteriyordu. oysa ki devre biterken beşiktaşlıların kırmızı kart beklediği pozisyonda barış'ın ımmobile'ye müdahalesinden daha sert bir itme vardı ıcardi'ye. aslında verdiği kararına o kadar inanmamıştı ki, sanchez'in silva'ya müdahalesinde düdüğü çalamamıştı, kafasına hala ıcardi'nin penaltısındaydı... futbolun konuşulacağı derbide arda kardeşler durduk yere "ortalığı gerip" maç sonu filmin esas oğlanı olacaktı.
oysa ki derbinin yıldızı sanchez'ti, attığı golle takımını öne geçirmiş, rakibin gol ayağı ımmobile'ye sahayı dar etmiş, yaptığı pas araları ile de beşiktaş ataklarını keserken, bir de devre biterken kendi kazandığı topla bir atağa çıkışı var ki, ıcardi iyi vursa asist yapacak, ıcardi pası düşünse ikinci golünü atacaktı kolombiyalı el patron. ikinci yarı muslera'nın koltuk altında geçen topta silva'dan önce kontrol etmesi ve ımmobile'ye atılan bir başka ara pasta araya girmesi gol değerinde müdahalelerdi.
kaan'ın sakatlanması sonrası ikinci devre jelert sola, barış alper sağ beke geçerken, genç danimarkalı transferi sonrası gelen eleştirileri derbide gösterdiği performansla azaltıyordu. deplasman takıkımı ilk 45 dakikaya nazaran daha çok geldi muslera'nın koruduğu kaleye ama sanchez, abdülkerim ve muslera geçilmez bir duvar oluşturmuştu. deplasman takımı gol için ümitleniyordu...
ve beşiktaş'ın hayallerini yine sara bitiriyordu: ceza sahası köşesinde kazanılan serbest atışta "kaş gözle" osimhen'e atacağı yeri gösteriyor, nijeryalı golcüye ise sadece kafayla dokunmak kalıyordu...
ikinci gol sonrası tekrar oyun galatasaray'ın hakimiyetine geçmişti, sallai, osimhen, kerem demirbay ile sarı-kırmızılılar rakip kaleyi yoklarken, siyah-beyazlılar ise aradıkları pozisyonları bulmaktan uzaklardı. ve maç biterken, muçi'nin "kurtulmasına" vurduğu top, direğe çarpıp, jeneriklik bir gol olarak oyunun skorunu belirliyordu...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot