"maksadımız ingilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve türk olmayan takımları yenmek." diye açıklıyordu ali sami bey galatasaray'ın temel kuruluş hedefini...
1 ekim 1905'te galatasaray lisesinin beşinci sınıfında edebiyat dersi esnasında ali sami yen, asım tevfik sonumut, reşat şirvani, cevdet kalpakçıoğlu, abidin daver, kamil gibi öğrenciler baş başa vererek galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verirler...
ve tam da 1 ekim 2025 tarihinde, kuruluşun 120. yılında okan buruk önderliğindeki galatasaray'lı topçular ingilizlerin şampiyonu liverpool'u 1-0 ile yenerek kurucularının ruhunu şad ederken, galatasaray adını dünyaya bir kez daha hatırlatıyorlardı...
şampiyonlar ligi ikinci hafta maçı gece yarısı onikiyi geçtikten sonra bitti bitmesine da aslında 24 saat evvel maslak'ta başlamıştı. sosyal medya analizcileri(!)nin gazıyla "kaç fark yiyeceğiz?" şımarıklığı ile "light" taraftarlar evlerinde mışıl mışıl uyurken, "cimbomun çocukları" liverpool'un konakladığı hotelin önüne gelip, havai fişeklerle ingilizleri korkutup, uyutmuyor, "cehenneme hoş geldiniz" mesajı veriyordu.
bir gece evvel yakılan ateş, maça ümitsiz gelecek bir çok taraftara "galatasaraylılığı" hatırlatırken, ali sami yen'de saatler 22.00yi gösterirken desibel rekorları kırılıyordu ki liverpoollular şaşkınlıkla etrafa baka kalıyor, salah kulaklarını kapatıyordu. deplasman tribününe gelen liverpool'lular ülkelerinde dönüşlerinde yaşadıkları ortamı anlatmak için video çekerken, bir yandan da ultraslan tribünde açılan "rest in peace ahmet& jota" pankartını alkışlıyordu...
bir kaç haftadır "acımasızca" eleştirilen okan buruk, maçtan 1 gün evvel kemerburgaz'daki basın toplantısında bir yandan rakiplerinin premier ligde kaybettikleri crystal palace maçını hatırlatıyor, diğer taraftan da "maça başlayan kadro ile bitirecek kadronun aynı olmayacağını ve her topçuya ihtiyacı olacağını" söyleyerek salı gecesi sahaya süreceği kadronun ip uçlarını veriyordu. oyuna da oldukça "sert" ve güçlü adamlarla başladı. singo sağ bek, jakobs sol bek ve birbirlerine uyumlu uzunlar sanchez ve abdülkerim stoperde yer alıyordu. önlerinde torreira ve lemina yer alırken, ilkay'ın tecrübesi ve oyun aklına güveniliyordu. gol yollarında ise barış, yunus ve sakatlığı atlatan osimhen bulunuyordu. takıma uyum sürecini atlatamayan, bir de fizik yönünde güçsüz gözüken sane kulübedeydi de barış alper uzun kollu forma ile takım arkadaşının eksikliğini aratmıyordu.
taraftarın coşkusuna eşlik eden şok presle maça başladı galatasaray, rakipleri daha oyuna uyum sağlamaya çalışırken, idmanlanan pozisyonu da buldular, yunus'un ara pasında barış ceza sahasına girdi de pas mı şut mu ikileminde kötü bir vuruşla alisson'a ilk kurtarışını yaptırdı. okan buruk'un lige damgasını vuran tarzıdır rakip ceza sahası önünde başlayıp, çok adamla baskı kurmak, çok da maç puanlar kazanmıştır da zamanla "antitezi" bulununca galatasaray kalesi de sıkıntılar yaşıyordu. "upgrade" etmişti hoca kendini, rakip analizini de yaparak, bazen liverpool ceza sahası çevresinde press yaptırıken, çoğunlukla da lemina ve torreira ile rakip orta sahayı kapatıp, stoperlerin oyun kurmasına müsaade ediyordu, hal böyle olunca konate ve van dijk uzun attılar, durdular, seken toplar galatasaraylılarda kaldı...
deplasman takımı adına gakpo'nun ortasında ekitike kafayla auta yollarken topu, maçın kırılma anı da ilk çeyrek saat biterken yaşandı. savunma arkasına yollanan topta "apokerim" ekitike'yi kaçırdı, "düşürsem düşürmesem" tereddütü yaşarken, biraz da rakibini bozdu ve onun şutunda iyi yer kaplayan uğurcan golü önlerken, devamında gakpo'nun boş kaleye yolladığı topu jakobs ikinci bir kaleci edasıyla çıkarıyordu. "atak sonlandırmak" deyimi vardır ya, liverpool bunu yapamadı ve oyunda kalan topta ilkay'ın zekası, torreira'nın oyun görüşü birleşince, barış bek özelliği olmayan szoboszlai'yi tekte yakalayıp, yüzüne şamarı yiyince hakem penaltıyı gösteriyordu. napoli forması ile liverpool'a karşı penaltı kaçıran osimhen, o günleri unutmuş mudur bilmem de bir golcü cesareti ve öz güveniyle topun başına geçti ve skorbordu değiştirdi...
geriye düşmek slot'un planında var mıydı bilinmez de yine de bildikleri oyunu oynamaya devam ettiler, galatasaray da özellikle torreira ile ani preslerle top kapmaya. o anların birinde osimhen'in pasında ilkay'dan önce konate kornere atarken, sonrasında sanchez'in rövaşetası fotojenikti. bir kaç dakika sonra yine torreira-osimhen işbirliğinde nijeryalı aşırttı, alisson yerindeydi, topu yakaldı da yardımcı hakem yanlış ofsayt bayrağı kaldırıyordu. galatasaray torreira ile devre biterken bir kez daha top kaptı, osimhen ceza sahasına santimetreler kala düşürüldü ve kazanılan serbest atışta abdülkerim'in şutunda penaltı itirazları arasında hakem devreye giden düdüğü çalıyordu. liverpool'un da ilk yarı akıllarda kalacak bir pozisyonu wirtz'in şutunu uğurcan'ın uçarak kornere çelmesi ve köşe atışında konate'nin boş kafayı dışarı atmasıydı.
ikinci yarıya deplasman ekibi daha baskılı başlarken jakobs'un kafayla geri pasını uğurcan son anda çeliyor, bir kaç dakika sonra ise hafta sonu alanya'da singo-icardi işbirliğinde arjantinli'nin golüne benzer ekitike'nin bir dokunuşunu uğurcan çıkarıyordu. ev sahibi kontrollü oyununu devam ettirirken, liverpool çözüm bulmakta zorlanıyor, topu da fazla ayaklarında geveleyince kaptırıyorlar ki 49. dakikada osimhen kendi kazandığı topla gitti, şutunu savunma engellerken, pas bekleyen yunus saçlarını yoluyordu. yine çok geçmeden osimhen topu çaldı, sürdü, ceza sahasına girdi ve plasesinde alisson sakatlanma pahasına golü engelliyordu.
mevcut topçularla eşitliği sağlayamayacağını anlayan arne slot, milyon euroluk salah ve ısak'ı oyuna dahil ederek hücum hattını fazlalaştırdı da galatasaraylılar istim üstündeydi, çok dikkatli ve çalışılmış planın dışına çıkmıyorlardı. futbol bu, hatalar oyunu bazen kazalar da olacaktı ve bunlardan birinde ısak ceza sahasına girerken plaseledi uğurcan meşin yuvarlağı kucaklarken, 8 dakika sonra bradley'in kafası auta gidiyordu.
"önemli olan başladığımız değil, bitirdiğimiz kadro" diyen okan buruk, yunus'un yerine sallai, sakatlanan osimhen'in yerine ıcardi ve yorulan ilkay'ı da sara ile değiştirerek güç tazeliyordu. dakikalar ilerleyince de tüm gücünü tüketen barış eren'le değişiyor, galatasaray'ın kanatları da tazeleniyordu. rakip baskı kuruyor, top çeviriyor da uğurcan'ı zorlayacak pozisyon bulamazken, maçın fransız hakemi birden singo-konate düellosuna penaltı düdüğü çalıyorduç buz kesmişti sami yen, çıt çıkmıyordu, desibeller yerlere inmişti de okan buruk'un kulübeden el sallayarak yan hakeme koşusu uyandırıyordu herkesi bu kabüs gibi uykudan: penaltı değildi, konate singo'ya vurmuştu ve var'a giden turpin de kararını hemen değiştiriyordu...
sonrasında bir ömür gibi geçen 8 uzatma dakikası... geçmek bilmeyen dakikalar, saniyeler... mc allister'in auta giden uzun mesafeli şutu, torreira'nın direği yalayan füzesi...
ve son düdük...
yorgunluktan yerlere kapanan sarı kırmızılılar, sevinçten ağlayan taraftarlar ve okan hocayı tebrik etmeden kaçan "centilmen!" hollandalı arne slot... hepsi mehter marşı eşliğinde yaşanan sahneler... bir de ultraslan tribünü önünde takımıyla birlikte hak ederek üçlü çeken okan buruk... gerçekten inanan taraftar, sahaya yüreğini koyan futbolcular ve maça kafa yoran teknik adam...
gerisi mi? sosyal medyada gönderilerini silen, taslaklara hazırladıkları "istifa" tweetlerini atamayan ve yapmacıktan sevinenler... sonraki maça kadar sessiz moda alabilirler kendilerini...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
"başka bir şey yok kardeşim, en büyük galatasaray" diyordu bir zamanlar, alanya'da oğlunu efsanesi olduğu takıma karşı seyretmeyen gelen george hagi. bir yanda saha kenarında eski takım arkadaşı okan buruk, öte yandan 10 numaralı galatasaray formasıyla leroy sane... ıanis'i seyretmeye gelmişti hagi ama pereira onu son 20 dakika oyuna alınca, "karpatların maradonası" da bizim gibi "ızdırap" çeken bir galatasaray izlemek zorunda kaldı. ikinci yarı sane'nin düşürülmesi ile kazanılan serbest atışta "ah şimdi orada olsaydım" diye içinden geçirdiğine yemin edebilirim de ispat edemem... ya sane'yi seyrettikçe, "bu forma kimlere kalmış" dememiş midir?
saha dışından, oyun alanına dönersek, taraftarın kafasının 3 gün sonra oynanacak olan liverpool maçında olması belki doğaldı da okan buruk ve topçular da salı gecesini düşünür gibiydiler. osimhen denenmek için kadroya alınmış, lemina, ilkay ve yunus da kenarda dinleniyorlardı. alanya'da sara torreira'ya eşlik edecek, sane oyun kuracak, sallai de orjinal bölgesi kanattan akacaktı rakip kaleye.
ev sahibi ekip içerde beşiktaş'ı yenmiş, deplasmandan fenerbahçe'den puan almanın özgüveni ile lidere de ilk puan kaybını yaşatmayı amaçlıyordu. taraftarlarının desteği ile baskılı da başladılar maça, galatasaray'ın oyun kurmasını engelleyince, okan buruk'un takımının tek opsiyonu uğurcan'ın vurduğu uzun topları ıcardi ve barış'ın indirip pozisyon bulmasıydı. bir de singo'nun cesurca topla rakip sahaya dikine girmesi. maçta ilk çeyrek biterken ilk atak da singo'nun slalomu ile oldu galatasaray adına. sonra eren'in ortasında arka direk dibinde sane cılız bir kafayla skoru değiştiremedi de galatasaray'ın alanya sahasına yerleştiği o dakikalarda singo "şapkadan tavşan çıkardı" rakibi yusuf'u geçti ve pasında ıcardi topukla şahane bir gol kaydetti. "kilolu" filan dedikleri golcü her maç ağları sarsmaya devam ederken, bu maç takımın ayakta kalan topçularından biriydi.
frankfurt deplasmanında da galatasaray ilk yarım saatte öne geçmiş ama sonrası rakip attığı gollerle şampiyonlar ligi ilk haftasını okan buruk ve takımı için kabusa çevirmişti. alanya'da da aynı filmi seyrettik, ilk yarım saatten sonra maç ev sahibi topçular ile uğurcan arasında geçti. 26'da ogundu'yu karşı karşıya engelleyen uğurcan, on dakika sonra savunmanın hatasından yararlanan ibrahim'e de gol izni vermedi.
ikinci devre torreira'nın yerine oyuna lemina'nın dahil olmasıyla singo-sanchez ve abdülkerim'le üçlü savunma denemesi yapan okan buruk, özellikle sol tarafından açık verince, 15 dakika sonra jakobs ile apo ve sara ile ilkay'ı değiştirdi ve takımına direnç kazandırmak istedi de maçta deplasman ekibi adına değişen bir şey olmadı. alanyalılar şutladılar, uğurcan çıkarmaya devam etti, takım arkadaşları da seyretmeye...
perreira'nın ıanis ve ruan değişiklikleri takıma güç katarken, okan buruk'un konya maçında yaptığı "manasız" oyuncu değişiklikleri gibi sane'nin yerine metehan'ı almasını anlayan var mıydı? sağ beke geçen genç topçu, bekten ziyade ceza sahasına yakın oynayınca uğurcan'ın çıkardığı bütün topların başlangıcı yusuf'la oluyordu.
galatasaray'ın trabzon'dan transfer ettiği uğurcan kurtarışlarıyla kariyer rekoru kırarken, topun iki defa direkten dönmesi ve 90+3te mounie'nin iki adımdan topu auta atması da futbol tanrılarının kendisine hediyesiydi.
"en kötü galatasaray performansıydı" diye beylik sözler etmeyeceğim, bugüne kadar bir çok felaket maç da izledim de, alanya karşısında galatasaray bu senenin en zayıf oyununu oynadı. futbol böyle bir şey işte, bazen tek kale oynarsın, toplar girmez, puan kaybedersin, bazen de rakipler seni boğar, sen savunma yaparsın, bir tane atar üç puan kazanırsın...
ligde 7 maçta kazandığı 21 puanla galatasaray zirvede farkı açarken, bu süreçte kalesinde sadece iki gol görmesi ve deplasmanlarda gol yememesi de defterin kar kısmına yazılacaklar arasında. peki, zarar kısmı, o da okan buruk ve ekibinin işi... liverpool maçıyla birlikte önlerinde oldukça zor bir fikstür var ve bu engelleri aşarken de çok bilmişlik ve ukalalık yerine onlara destek olma zamanı... tabii galatasaray'ı seviyor, hagi'nin dediği gibi "başka bir şey yok kardeşim, en büyük galatasaray" diyebiliyorsak canı gönülden...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
when you walk through a storm
hold your head up high
and don't be afraid of the dark
at the end of the storm
there's a golden sky and the sweet silver song of the lark
diyor liverpool'un o meşhur you'll never walk alone şarkısında....
dilimize çevirirsek
fırtınanın içinden geçerken
başını dik tut,
ve karanlıktan korkma.
fırtınanın sonunda
altın bir gökyüzü açılır
ve bülbülün tatlı,
gümüş gibi şarkısı duyulur.
galatasaray şampiyonlar ligi ilk hafta maçında eintracht frankfurt'a farklı mağlup olunca, başta okan buruk ve takımı için günlük güneşlik yaz mevsimi fırtınalı bir kara kışa dönüşüverdi. sanki bu takım ve teknik heyeti 3 sene peşi sıra ligin tozunu atmamış gibi, ne beceriksizlikleri kaldı, ne futbol cahillikleri, ne de fiziksel güçsüzlükleri...
perşembeden pazartesiye kadar galatasaray sosyal medyası "frankfurt aşağı, frankfurt yukarı, okan buruk istifa" hashtagleri ile çalkalandı. böyle bir durum içinde lige iyi başlayan ekiplerden konyaspor ile oynanacak maça hazırlanmak, pek de kolay olmasa gerekti. galatasaray moralsiz, deplasman ekibi ise 9 günlük hazırlık sonrası istim üstündeydi.
geniş kadrolar kurulurken, lig, avrupa ve kupa hesaba katılıp rotasyon düşünülür, okan buruk da hafta içi oynayanlardan sanchez, eren ve lemina'yı kenara çekip yerlerine abdülkerim, jakobs ve ıcardi'yi görevlendirmişti. uğurcan ve ilkay da ilk defa sami yen'de galatasaray taraftarı karşısına çıkacaktı.
galatasaray'ın oyuna istekli ve baskılı başlayacağını beklerken, esas hamle recep uçar'ın takımından geldi. ön alanda baskı yapıp, ev sahibinin o bilindik baskılı oyununu engelleme gayret ettiler, bir çok defa da başarılı oldular. durum böyle olunca, galatasaray'ın atağa çıkış noktası uğurcan'ın uzun topları oluyordu ki, 22de barış'ın getirdiği ve yunus'un tamamladığı, 45te de yine barış'ın taşıdığı ve yunus'un harika asistinde ıcardi'nin fileleri sarstığı golün başlangıcı ugurcan'dı. futbol öyle bir oyun ki, "arifeyi gösterip, bayramı göstermiyor" ya da "atamayana atarlar" mı desek, galatasaray'ın ilk golünden önce muleka iki adımdan topu filelerle buluşturamayınca, daha saç baş yolmasına fırsat kalmadan santra vuruşunu yapmak zorunda kalıyordu yeşil-beyazlılar.
okan buruk'un da maç sonu dediği gibi galatasaray'ın çok daha iyi oynadığı maçta perşembe gecesi 3-1 yenik girerken soyunma odasına, bu gece çok daha verimsiz oynayıp, iki farkla gidiyordu 15 dakikalık istirahat odasına.
ikinci yarıya daha arzulu başladı ev sahibi, yunus ve sallai ile genç kaleci deniz'i zorladı, skoru değiştiremedi ama bitime yarım saat kala torreira'nın uzaktan şutuna sadece bakıyordu deniz. uruguaylı golü atmış ve görevini yapmış bir şekilde sevinmeden orta sahaya yönelirken, tepkisi frankfurt maçı sonrası takıma hakaret eden trollereydi.
farkın üçe çıkması okan hoca ve kurmaylarını rahatlatmış olacak ki, birden 3 ve 2 şeklinde daha 73. dakikada oyuncu değişikliklerini bitiriverdiler. bir sakatlık ya da kaleci kırmızı kartı olması durumunda takım 10 kişi kalacaktı. kötü senaryo gerçekleşmedi ama sanchez'in oyuna dahil olmasıyla sanchez-singo-abdülkerim üçlü defans hattını bekleyenlere sürpriz sallai'nin sol beke, singo'nun sağ beke yollanması oldu. anlaşılan o ki, okan buruk sahanın yer bölgesinde oynayabilen ikinci bir barış alper yaratmak istiyor sallai'den...
yapılan oyuncu değişiklikleri ile galatasaray oyunu "rolantiye"alınca, konyaspor daha "güçlü" geldi rakip ceza sahasına ve yaşanılan bir karambolde umut nayır takımını ümitlendiren golü atıverdi. geriye uzatmalarla birlikte 15 dakika vardı ve yeşil-beyazlılar bir umudun peşine takılmıştı. özellikle 83.dakika üst üste uğurcan'ın kalesini "bombalasalar" da galatasaray'ın taze kalecisi kalitesini gösterirken, kalan dakikalarda da ikinci bir gole geçit vermeyince maç 3-1 ile sona eriyordu...
icardi için her şey denir de "vefasız" hiç denmez, arjantinli golcü "sevgiden" formasının sırtına adını yazdırdığı ali koç'un fenerbahçe başkanlığından gidişini de attığı golden sonra uyku işareti ve eliyle bitti yaparak uğurladı.
türkiye süper liginde oynadığı altı maçta 18 puan kazanıp, kalesinde sadece 2 gol gören galatasaray için konyaspor galibiyeti "fırtınanın içinden geçerken başını dik tutmak" manasına geliyordu. ve fırtınanın sonunda mayıs ayında gökyüzü tekrar havai fişeklerle aydınlanıp, galatasaray'ın zaferi kutlanacak memleketin dört bir yanında.
biz inanıyoruz, okan hoca ve yardımcıları inanıyor, topçular inanıyor, o halde inanmayanlar için kapı orda...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
"yazı tura atıldığında ben hep tura derdim. varsın tura gelmesin. benim tek derdim, atatürk'ün yüzü yere gelmesin."
dolmabahçede iki direk arasına sıkışan galatasaray sevdalılarının koca ülkeye akın akın yayılmasını sağlayan taçsız kral metin oktay'ın ölüm yıldönümüydü 13 eylül... boğaziçi köprüsü çıkışı 55 yaşında hayatını kaybetmişti trafik kazasında 13 eylül 1991de.
maç öncesi topçuların ısınma t-shirtlerinde metin oktay yoktu, türkiye futbol federasyonun yeni sloganı "nefret yok, futbol var" yazıyordu da galatasaraylılar efsaneyi unutmamışlardı, attıkları gollerde eller kalbe gidip, krala saygı duruşunda bulundular...
tatsız geçmişti milli ara, ulusal takım ispanya karşısında hezimete uğramış, osimhen de uzak diyarlarda sakatlanıp gelmişti istanbul'a. olimpiyat stadında oynamak gibi sevimsiz bir tarafı daha vardı cumartesi öğleden sonrasının. ev sahibi eyüpspor, memleketin en büyük stadının yarısını galatasaray taraftarına ayırmış ve bilet başı 2 bin lira talep ediyordu... bu sene galatasaray taraftarı kime misafir gidiyorsa, ev sahipleri deplasmancıların kesesine göz koymuş durumda. yayıncı kuruluş da renk-ışık dengesini ayarlayamayınca maç esnasında top gölgeye gittiğine oyunu seyrettik, diğer yerlerde "körebe" oynadık sanki.
galatasaray'da okan hoca sakat osimhen'i kemerburgaz'da bırakmış, yerine ıcardi'yi görevlendirmiş, yine milli aradan yorgun gelen lemina'yı da yanına oturtmuş, ilkay'a çocukluk aşkına kavuşma şansı vermişti. ayrıca, muslera sonrası kaleyi emanet alan günay, bir başka yeni uğurcan ile görev değişimi yapıyordu.
ev sahibi eyüpspor'un "güçlü ekiplere" karşı bu seneki oyun tarzı belliydi, kaleciden başlayarak savunmada pas yapıp, ani ataklarla pozisyon yaratmak. yine aynı başladılar galatasaray'a karşı, tüö hatlarıyla savunma yapıyor, ampem ve draguş'u sanchez ve abdülkerim'in arkasına kaçırmayı deniyorlardı. onlar kalelerini koruma işini ilk devre fazlasıyla iyi yaptılar da hücüm taraflarında uğurcan'ı pek zorlayamadılar ama galatasaray da 4. dakikada sane'nin altı pastan auta attığı top ve devre biterken torreira'nın uzaktan şutu dışında taraftarını pek de heyecanlandıramadı. yunus'un bir slalomcu edasıyla tüm rakip savunmayı peşine takıp, son hamleyi yapamamasını da unutmayalım tabii. ilkay, sane, yunus ve sara gibi ayağında topla başarılı topçular yan yana olunca, bir çok kez birbirlerinin alanlarını daralttılar, oyunu genişletemediler. ıcardı de sakatlıktan sonra ilk defa maç başında oyuna dahil olup, sert savunmayla karşılaşınca, sakatlığın etkisinden dolayı çokça kez "sakınarak" topa müdahale ediyor, dolayısıyla top kayıpları artıyordu.
ikinci yarıya galatasaray maçtaki en tehlikeli atağı ile başladı ve ıcardi'nin pasında yunus kaleciyi aşırttı ama top yan ağlarda kaldı. bir kaç dakika sonra sanchez'in ortasında ıcardi'nin şutu dışarı giderken, ev sahibi kornerden fileleri sarstı da robin yalçın ofsayttaydı.
ve maçın kırılma noktası... sezona harika bir başlangıç yapmışken "transfer" serüvenine girip arkadaşlarından uzak kalan barış alper oyuna girince, "işin rengi" de değişiverdi. önce ıcardi'nin ortasında genç topçunun kafası felipe'yi zorluyor, bir kaç dakika sonra da ilkay'ın pasında plase şutu direği sarsıyordu. gol geldi gelecekti de kim atacaktı? okan buruk'un ahmed ve singo'yu da oyuna dahil etmesiyle galatasaray iyice bastırıyor ve ahmed ıcardi'ye asisti yapıyordu...
galatasaray zor da olsa öne geçince, ev sahibi psikolojik olarak oyundan düşüyordu ve maç galatasaray adına rahatlarken, yine savunmanın pasla çıkmaya çalıştığı bir anda barış hatalı pası kapıyor, yunus'a "al da at" diye yuvarlıyor o da metin oktay gibi fileleri delmeye çalışırcasına abanarak farkı ikiye çıkarıyordu...
asist yapan barış, taraftarla barışıp, metin oktay selamı vermek için kalan dakikalarda çabaladıkça çabalıyor da şans yanında olmuyordu, özellikle maç biterken ahmed'e asist yapma yerine golü düşününce, maç sonu kaan'ın "ahmed'e verip, çocuğu da sevindirseydin ya" serzenişine maruz kalıyordu...
galatasaray, ligde 5 maç sonrası 15 gol atıp 1 gol kalesinde görürken artık şampiyonlar ligi macerası ile birlikte haftada iki maç oynayıp yoluna devam edecek...
başarılar dileyelim şimdiden...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
"schmeichel değil bütün michael'lar gelse o golü oradan çıkarması mümkün değil." cümlesini sadece kulaklarımıza değil kalbimize de kazımıştı rahmetli ümit aktan... futbolun gerçekten ayak topu olduğu, spikerlerinin de işini layıkıyla yaptığı dönemin maç anlatıcısı ve sonranın futbol yorumcusu ve program yapıcısıydı. iyi de galatasaraylıydı, dobraydı, samimiydi ve adam gibi adamdı...
2025-2026 türkiye süper liginin başlamasına bir gün kala aramızdan ayrıldı maalesef ümit aktan... okan hoca maçın başında üzüntülerini iletti de antep'te atılan üç golle alınan üç puanı keşke ümit aktan'a adansaydı... neyse ben bu yazıyı ona adamış olayım...
geçen senenin şampiyonu, "gerçek" beş yıldızının sahibi galatasaray, "hedef 26" diyerek çıktığı maratona 27 plakalı şehirde başlıyordu. son üç yılın birincisi takımdan mertens ve muslera arkadaşlarına veda etmiş ama yaz sezonunun başında sane kemerburgaz'a gelmiş ve memleketin en büyük transferi osimhen'in tapusu alınmıştı. tabii, osimhen'le uğraşırken kaleci dahil diğer mevkiler sonraya kalırken, hazırlık maçlarındaki performans "bu sene harika olacak" dedirtiyordu.
yine de ligin ilk maçına, ki ülke futbolunun zor deplasmanlarından olan antep'e "golcüsüz" gidiyordu galatasaray. ıcardi sakatlığı atlatıyor, osimhen tatilin tozunu atıyor, morata ise italya'ya yolculanıyordu, elde kalan barış'tı... rize'nin "joker" çocuğu, sağ bek, sol bek, sağ kanat ve sol kanatta kendisine ihtiyaç olduğunda görev alırken, bu hafta da golcü rolüne soyunacaktı.
35-40 derece sıcaklık ve "berbat" bir zemin. bundesliga ve premier ligde halı gibi sahalarda top koşturan sane, acaba sahayı incelemeye çıktığında ne demiştir. esas gösterinin olacağı yeşil zemini önemsemeyen antep yönetimi ve başkanı, maçtan evvel "yeneceğiz lan" demekten, deplasman tribünü biletlerini 3627 lira yapmaktan başka ne yaptı ki? 34 dakikada mbakata'nın sezonu kapamasının vebali hepsinin üzerindedir...
gerçi işini düzgün yapan kim var ki? federasyon yetkilileri medya mensuplarını dağıttıkları giriş kartlarında galatasaray'a 4 yıldızlı logo yapmışlar, puma da dokunulduğunda yırtılan kağıt gibi formaya "uhu"yla yapıştırmış galatasaray'ın anlı şanlı armasını, maç içinde formalardan sapır sapır düştü armalar, reklam patchleri... formadan devam edersek, benim çok sevdiğim ama uzun yıllardır üretilmeyen uzun kollu forma sane için özel üretilmiş, çok beğendim, belki taraftar için de satışa çıkar, alırız, giyeriz...
maça dönersek, yeni kalecinin sezon başına yetişmediği, biraz da günay'a olan güvenden dolayı antep'te kalede eski gaziantep kaptanı günay vardı. savunmanın sağında bir diğer joker sallai, ortada sanchez ile apokerim ve solda eren elmalı. lemina -torreira vazgeçilmezleri savunmada önünde yer alırken, sara ise sahanın her yerindeydi. hücüm hattında da sözleşme tazeleyen yunus, çiçeği burnunda transfer sane ve yeni golcü barış alper yılmaz...
zemine alışmak zaman alsa da yunus'un pasında sallai ortaladı, arda son anda kornere çeldi ama köşe vuruşunda sallai çekilince "tartışmalı" hakem ali şansalan devam derken, var'daki sarper barış saka "penaltı" dedi... osimhen'in yokluğunda kim atacak, sane mi yoksa sara mı derken, topun başına geçen barış takımı erken dakikada öne geçirip, oz büyücüsü harry kewell'a selam yolluyordu... harry potter sevinci ile galatasaray taraftarının gönlüne giren kerem aktürkoğlu'nun fenerbahçe'ye gideceği söylentileri sonrası eski takım arkadaşına mesaj mıydı bilmiyordu barış, "medya ekibi istedi ben yaptım" diyordu maçtan sonra..
sezonun ilk golünü atan barış, beş dakika sonra sara'nın mükemmel pasında ceza sahasına girip, bu sefer eren'e asist yapıyor, galatasaray bu sıcak hava ve kötü zeminde erken şekilde maçı koparıyordu. doğal olarak da oyunu rolantiye alıyor, hele ki mbakata'nın sakatlığı sonrası topçular çok daha dikkatli oynuyordu. gözler yeni transfer sane'deydi, o da zemine ve takım arkadaşlarına uyum salamaya çalışıyor, devre biterken apo'nun uzun mesafeli pasını çok "kibarca" göğsüne alıp kaleci ile karşı karşıya kalınca siftahı yapamıyordu. 89. dakikada bir kez daha net fırsatı yakalıyor, yine meşin yuvarlağı üç direk arasından sokamıyordu yeni 10 numara. ilk devre daha ürkek ve pas hatalarıyla oynarken, ikinci yarı uzaktan attığı bir şutla beraber açılan ve "işte sane bu" dedirten bir performans izletti alman topçu.
var izlemesi, mbakata'nın sakatlığı, su molası derken bolca duran devreye 11 dakika ekledi ali şamsalan ve o süre biterken sane'nin pasıyla ceza sahasında brezilyalı gibi çalım atan barış tekmeyi yedi ve ikinci penaltıyı kazandı. yine topun başına geçen isim barış'tı ve yine kaleciyi terse yatırdı... selçuk hoca burak'ı oynatıyordu, ismet taşdemir de ona güvenmiş ama ben beğenmiyorum genç kaleciyi, çok da güven vermiyor kalede ki ikinci yarı hatalı çıkıp, ceza sahası dışında topu eliyle çelince takımını eksik bıraktı...
ilk yarı tek pozisyonu olmayan ev sahibi, ikinci yarı sonradan oyuna giren enver kulasin'in ataklarıyla galatasaray'ın sol tarafını zorladı, bir pozisyonda günay'ı geçemedi, bir tanesinde de pasında boateng beceriksizdi. kaybedecek bir şeyi olmayan ev sahibi bir gol için yüklenirken, sanchez'in uzun pasında barış savunmadaki arda'yı bozdu, burak da hatalı çıkınca kırmızı kartı görüyordu ve maç oradan sonra "hazırlık" karşılaşmasına dönüyordu. okan buruk sarı kartlı oyuncularını çıkarıyor, sane çok daha rahat hareket ediyor, zaniolo ve arda'ya kendilerini gösterme fırsatı doğuyordu. pozisyonlar da buldu galatasaraylılar ama biraz lakayitlikten, biraz da ev sahibi topçuların cansiparene müdahaleleri sonrası başka gol seyredemedi futbol severler...
memleket futbolun değişmez gerçeğidir her maçta hakem konuşmak, hele ki sosyal medyanın yaşantımızın içine bu denli girdiği bir dönemde, ev sahibi hakemden şikayet ederken, maç sonu yorumcular ise ali şansalan ve var hakemini başarılı buluyordu. oysa ki ilk penaltıya hakem düdük çalmamış, burak'ı da oyundan atmamıştı ki var olmasa galatasaray aleyhine iki bariz hata yapacaktı ali şansalan. aynı şekilde maçın başında torreira'nın ayağına basan lungoyi'ye sarı kart çıkmamış, torreira topa müdahale ettiği halde sarı kart görmüş ki devamında maxim'in başlattığı itiş kakışta sanchez boşuna sarı kart görmüştü. lemina'ya ayağa basma diye gösterilen sarı kartta, barış'ın ayağına basın penaltıya neden olan antepli neden boş geçiyordu? kısaca "algı" ali şansalan'ın galatasaray'ı koruduğu yöündeyken, gerçek ise tam tersiydi. var hakemi sarper barış saka'ya gelirsek, geçen yıl konya'nın kendi evinde doğrandığı bir fenerbahçe maçı var ki, onun var hakemi kimdi acaba?
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
"ne beşiktaş, ne fener, ne de trabzon
bu sene sensin şampiyon"
diye bağırıyordu maçın ilk düdüğüyle birlikte trabzon papara park'ın deplasman tribünü dolduran galatasaray taraftarı... geçen hafta fenerbahçe'nin iç sahada beşiktaş'a kaybetmesi ile fark 8e çıkmış, trabzon'dan alınacak puan şampiyonluğu bir hafta sonraki kayserispor maçında kutlamak demekti...
taraftar böyle coşkulu olunca, galatasaraylı topçular da sami yen'de oynar gibi başladılar oyuna. topu daha fazla ayaklarında tutuyor, rakibin de savunmaya gömülmesiyle trabzonspor yarı sahasında oynanıyordu oyun. ilk pozisyon mustafa'nın sert şutunda muslera'nın topu kornere yollamasıyla başlasa da muslera'nın maç boyu çokça yapacağı gibi savunmanın arkasına uzun topunda sallai harika bir göğüs kontrol ile topu alıp barış'a "al da at" pası verdi ama barış topu ıskaladı. oysa ki maçın bitmesine 7 dakika kala eren'in getirdiği topta, yunus'un asistini morata "ustaca" filelere yollayıp maçın "fişini çekiyordu"... iki benzer pozisyon, iki farklı vuruş...
bir hafta aradan sonra tekrar formasına kavuşan sara, daha dakikalar 10ü gösterirken önce plase ile sonra da kafa ile iki defa skorbordu değiştirme şansı yakaladı da kaleci uğurcan o anlarda başarılıydı. bir dakika sonra osimhen de kaleciyi geçemedi, dakikalar 24ü gösterirken gelişen kontra atakta barış'ın osimhen'e pasında savunma son anda araya giriyordu.
kafasında çarşamba günü oynayacağı kupa maçı olan fatih tekke, nwakaeme, zubkov, banza, ozan gibi topçularını kulübede bekletirken, genç topçulara şans vermişti ki onlardan enis destan, ıcardi'nin tottenham maçında yaşadığı sakatlık gibi bir savunma "feyki" ile göz yaşları içinde kenara geliyordu. umarım genç topçunun sakatlığı çok ciddi değildir.
beraberliğin dahi şampiyonluk yolunda önemli olduğu deplasman maçında galatasaraylılar "rölantide" oynarken, ev sahibi taraftarın da desteği ile "usul usul" muslera'nın kalesine gelmeye başladı ki, belki de maçın kırılma anında visca'nın boş şutunu uruguaylı çevirdi, dönen topta daha da rahat pozisyonda mendy'nin "golünü" yine muslera çıkardı.
bu pozisyon ev sahibi topçuları yüreklendirdi ki, savunma arkasına atılan uzun topta muslera visca'yı ceza sahası içinde düşürdü, hakem atilla karaoğlan "dışarda" diye galatasaray file bekçisine sarı kart verdi, var'ın uyarısı ile de pozisyon ofsayttı da kart iptal olmadı...
ve uzatma anlarında visca'nın ortasında okay'ın kafası direkten dönüyor, sonra da arif'in uzaktan şutu muslera'nın kucağında kalıyordu...
ilk devre baskılı başlayıp, sonra oyunu rakibine veren galatasaray, ikinci 45 dakikaya neredeyse golle başlıyordu, barış'ın harika pasında yunus gelişine vurdu, aut... ve galatasaray'ın kornerleri gelmeye başladı, sara ortaladı apo kafa kaleci son anda çıkardı. on dakika sonra yine sara kornerden ortaladı lemina'nın kafası direkte patladı, barış'ın şutu savunma kornere yolladı. sara bu kez diğer köşeden ortaladı, apo kafa ile takımını öne geçirip "pode sentar" dansını sergiliyordu.
trabzonspor tüm hatlarıyla kapanıp, galatasaray'ı kitleyince sarı-kırmızılılar duran top silahını kadife ayak sara ile devreye sokuyor, 76'da sara'nın yine kornerden ortasında osimhen en yükseğe sıçrayıp, boş pozisyonda kaleyi tutturamıyordu.
bitime 15 dakika kala morata ile yer değiştirirken sara çok da mutlu değildi ama ispanyol boğası da rakibin boşalttığı orta sahadan çıkışlarla takımı ileri taşırken, trabzonspor'u "nakavt" eden yumruğu da vuruyordu.
oyun içinde çaldığı basit faullerle galatasaray'ın temposunu kesen hakem atilla karaoğlan, morata'yı da sinirlendirip sarı kart almasına sebep olurken, +4 dakika verdiği uzatma bittiği halde ev sahibi atağını oynatırken, kapılan topta morata kontraya çıkarken maçın son düdüğünü çalıyordu.
maç sonu yayıncı kuruluş, maçın yıldızı muslera mı, apo mu yoksa morata mı diye anket açadursun, bu 90 dakikanın yıldızı bir dakika dahi susmayan galatasaray tribünüdür... deplasman yapanlara selam olsun...
maçın bitiş düdüğü ile birlikte "namağlup tek şampiyon beşiktaş" pankartı açılıverdi kale arkasından...
27 puanlık farkın 24e inmesinden ziyade beşiktaşlıların son yıllarda geride kalmalarından dolayı tutunacak tek dalları varmış, "namağlup" şampiyon olmuşlar bir ara... galatasaray üçüncü şampiyonluğa yürürken hiç kaybetmemişti de, hedef "namağlup" şampiyonluk değildi, "herşeye ve herkese rağmen" 5. yıldızı takmaktı...
o sebeple inönü'de beşiktaşlıların galatasaray'ın elinden yenilmezlik ünvanını almak kimsenin canını acıtmadı, son iki hafta antep ve konya'ya yenilen takıma üç puan vermek üzdü sarı ve kırmızıya gönül verenleri sadece...
bir de maç sonu stad hoparlörlerinden çalınan "şinanay" şarkısı da buraya not edilsin, "efendi beşiktaş" diyenlere hatırlatırız yeri gelince...
siyah-beyazlıların şampiyon olacağını düşündükleri galatasaray'dan namağlup ünvanını almak gibi bir motivasyonu varken, maçın hakemi yasin kol ile var'daki pawel pskit'in heyecanı neydi acaba?
iki hafta evvel galatasaray'ın alanya deplasmanında kazandığı maçta sarı-kırmızlı topçulara 8-9 sarı kart ve 1 kırmızı kart gösterdikten sonra federasyon başkanından övgüler alan "yabancı dil bilmeyen", fıfa kokartı olmayan, erman toroğlu'nun anlatımıyla bir zamanlar maç toplarını "aşırtmaya" çalışan yasin kol'un daha 20. saniyede çaldığı faulle!? "niyeti" ortaya çıkmadı mı?
ya sonrası:
4. dakika eren omuzla aldı, ani atağı faul diye kesti...
11. dakika barış-masuaku mücadelesi barış yerde, beşiktaşlı oyuncu tekme atıyor, barış elle oynadı kararı verdi...
15. dakika barış'a faul yapmadığı pozisyonda faul çaldı... itiraz eden idari menajere sarı kart çıkardı...
20. dakika moratta-paulista pozisyonunda ispanyol topçu dokunmadı, faul çaldı...
32. dakika frankowski'ye sarı kart gösterdi, var ile nasıl anlaştı da kırmızı verdi ki maç sonu yerli-yabancı tüm eski hakemler sarı yeterli dedi...
45. dakika emirhan topsuz olarak osimhen'e omuz atıyor, ne faul verdi ne de sarı kart çıkardı...
59. dakika svensson-osimhen çarpışıyor, beşiktaşlı oyuncu düşerken dirsek atıyor, osimhen'in dudağı patlıyor, sarı kart çıkarmadı...
70. dakika rafa silva eren'i çekiyor ama faul beşiktaş lehine çalınıyor...
78.dakika sanchez ceza sahasında emirhan tarafından düşürülüyor ama penaltı düdüğü çalınmıyor...
80. dakika barış ikili mücadelede masuaku'nun ayağına basıyor, faul bile vermiyor...
81. dakika galatasaray korner kullanıyor, osimhen kafayla vurup beşiktaşlının sırtına çarpıyor, aut veriyor.
90+5. dakika sanchez'e peşi sıra fauller yapılıyor, var çağırmasa kart dahi çıkmayacak, var kararı ile semih'e kırmızı kart çıkıyor, kart tartışmalı...
ve 96.dakika 54. saniye...
yasin kol'un "turnusol kağıdı" olan o pozisyon...
lemina ile rasitca omuz omuza, diz dize carpısıyor ve hakem lemina'nın faul yaptığına hükmediyor... filmi 20 dakika geriye sararsak sanchez ile emirhan'ın beşiktaş ceza sahası içinde çarpışmasının "copy-paste"i olan pozisyon... galatasaray lehine karar verilecekse "oyna devam", beşiktaş lehine verilecekse "çal düdüğü"...
adı sanı bilinmeyen var hakemi ile ilgili de tevatürler var da, yaptı görevini gitti, o artık ülkesinde kazandığı paranın keyfine bakıyor, bakalım bir daha ne zaman karşımıza çıkacak pawel pskit... onun da memleketlisi frankowski ile "hesabı" ilginç, daha önce legia gdansk forması giyerken frankowski'yi oyundan atan pskit, var koltuğundan da yasin kol'a attırdı polonyalı oyuncuyu...
bunları uzun uzun yazdık da, tuhafımıza gittiği için değil, tarihe not düşülsün diye zira bu sene galatasaray'a karşı açılan savaş son sürat devam ediyor...
peki bizim "cephede" işler ne alemde...
yönetim kademesi "sus pus" içinde... varlıkları yoklukları belli değil...maç öncesinde yasin kol atamasında da, maçtan sonra hakemin yaptıklarında da "kafalarını kuma gömdüler"...
onlarla sezon sonu hesaplaşılacak... şimdilik dursunlar bir kenarda...
milli ara öncesi sami yen'de antalyaspor'u 4 farkla geçen kadroyla çıktı okan buruk sahaya, milli maçlardan yorgun dönen oyuncular sahadaydı. beşiktaş ise forvetsizdi, galatasaray'ın bu sezonki defosu olan "savunma arkasına adam kaçırma" kozunu oynadılar, rafa ile mario ve muçi ile bunu başardılar da, ilk gol ve kırmızı kart böyle geldi...
eksik olmak, deplasmanda olmak galatasaray adına oyuna tutunmak için zordu ama torreira'nın klas golü devreye eşitlikle gidilmesini sağladı da, ikinci yarı 10 kişiyle oynamak zorladı galatasaray'ı ve savunmanın dikkatsizliğinde fernandes takımına galibiyet getiren golü attı...
girenler ve de çıkanlar hakkında herkes bir şeyler yazdı, abdülkerim bile neden çıktığını anlamadı da okan buruk ve yardımcılarının kararlarına saygım var, topçularla çalışan, onları gözlemleyen, konuşan, dertleşen onlar...
lakin, fikrim alınacak olsa mertens'le başlarım ben maçlara, gücü bitince de kenara alırım ama uzun zamandır belçikalı yıldız kenarda unutuluyor...
hayatta hiç birşey sonsuz değildir, galatasaray'ın yenilmezlik ünvanı da bir gün bitecekti, belki de takıma "stres" oluyordu ve artık böyle bir ünvan korumak derdinde değil topçular. bundan sonra belki kafalar daha rahat çıkacak maçlara ve yeni bir galibiyet serisi başlayacak...
hadi inşallah...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
"türkiye kupası grup aşamalarındaki sistemi anlamadım. biz niye fenerbahçe ile oynamadık? fenerbahçe ile oynama şansı edinemediğimiz için grubu 2. sırada bitirdik. bizim gibi takımlar için adil düzen değil bu." demişti göztepe teknik direktörü stoilov, gruptan 3 maçta 3 galibiyet alıp ikinci olarak çeyrek finale çıktıktan sonra...
"türk futbolu akıl almaz bir şekilde akıl tutulması yaşıyor. altı takımlı grupta üç maç oynayıp, sadece iki takım üst tura nasıl çıkar? biri bana bunu açıklayabilir mi?"
diye isyan ediyordu başakşehir fk teknik direktörü eyüpsporla golsüz berabere kaldığı ve kupadan elendiği maçın ardından. üstelik üç maç yapmış, ikisini deplasmanda birini iç sahada ve iki beraberlik, bir galibiyet almıştı...
daha da ilginci, galatasaray da iç sahada konyaspor'la golsüz berabere kalınca, başakşehir ile galatasaray'ın hem puanı, hem de averajı aynı olunca, galatasaray kırmızı kart görmediği için "fair-play" puanı ile çeyrek finale çıkmıştı...
böyle tuhaf bir statüyü galatasaray kulübü de anlamamış(?) olacak ki, lider olarak çıkması gereken bir grubun son maçında konya karşısına "rotasyonlu" bir kadro ile çıkınca, sadece ilk yarı değil, neredeyse 70 dakika boşa geçiyordu...
sonrasında önce osimhen oyuna dahil oluyor 62. dakikada, sonra bitime 15 dakika kala eyüp, barış alper ve frankowski sahaya sürülüyor, son 10 dakikada eren giriyor ve 82 de lemina kenardan geliyor...
pozisyonlar birden artıyor, rakip savunma nefes alamaz hale geliyor da...
bu baskı maçı kazanmaya yetiyor mu?
yetmiyor tabii ki..
konyaspor'un "sami yen'de kaybederiz, galatasaray liderliği alıp, çeyrek finalde deplasmanda fenerbahçe, trabzon ya da beşiktaşla eşleşmek istemez, topçularımızı yormayalım, lige saklayalım" diye yedeklerle çıktığı maçta, okan hoca da pazar günü oynayacağı kasımpaşa maçını düşününce, galatasaray gereksiz bir şekilde kupada fikstürüne bir deplasman maçı ekliyor...
sanki ligde az deplasmanı varmış da...
neyse, artık kurayı beklemekten başka çare yok...
bakalım, rakip kim olacak?
gecenin z raporuna geçersek:
günay ne zaman kaleye geçse soyadı gibi "güven" veriyor. yine bir-iki tehlikeli atağı savuşturdu. cuesca ve metehan çok zorluk yaşamadı, kerem demirbay toparlanma sinyalleri verdi de yusuf yine bekleneni gösteremedi. okan buruk, yusuf'a az şans veriyor diye eleştiriliyor ama kendini ispatlayacağı böyle bir maçta sahada hiç yoktu yusuf... oysa eyüp, çeyrek saatte kalitesini gösterebiliyor. yunus da etkisizlerdendi, sakatlık sonrası acil şekilde toparlanması lazım yunus'un... ahmed de büyük ümitlerle geldi ama sorgulanmaya başladı. berkan taraftarın "günah keçisi"... jelert varlığı yokluğu fark etmiyor... mertens "çocuk" maçında yetişkin gibiydi, "benim burda ne işin var" havasında dolandı sahada da golü de attı da hakem göremeden-içgüdüsel- olarak iptal düdüğü çaldı...
rotasyonlu maçlarda her zaman "asların" ilk devre sahada olup, skoru aldıktan sonra ikinci devre dinlenmesinden yanayım ama okan buruk öyle düşünmüyor. takımın hocası o, bize de saygı duymak düşer...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
"futbol asla sadece futbol değildir."
simon kuper'in football against the enemy kitabının 1996 senesinde sabah kitapları tarafından dilimize çevrilmesiyle tanıştığımız bir kelam...
yiğiter uluğ'nun da dediği gibi kitabın orjinal adından daha çarpıcı bir isim...
sonrası bir makalede, blog yazısında, pankartta, film repliğinde geçen bir cümle: futbol asla sadece futbol değildir...
peki nedir?
simon kuper kitabında dünya memleketlerini gezerek bu güzel oyunun nasıl siyasetle, ekonomiyle, sosyal yaşamla iç içe olduğunu anlatırken, eserin ithaki yayınlarından çıkan ikinci baskısı için detaylı bir ön söz yazarak türkiye'yi de içine eklemiş...
lakin kitabı okumayanlar üzülmesin, pazartesi gecesi oynanan derbinin öncesini ve sonrasını göz önüne getirsinler ve "futbolun neden asla sadece futbol olmadığını" kavrayabilirler...
7 sene evvel "eski başkan bizi şampiyon yapamıyor" diye büyük hayallerle kulübün başına getirilmiş "zengin" bir başkan...
bu süre içinde bir çok değişik takım şampiyonluk kupasını kazanmış da fenerbahçe kazanamamış.
daha acısı da "ezeli rakip" son iki sene peşi sıra mutlu sona ulaşmış, maddi-manevi farkı açmış...
son bir gayret olarak büyük paralar saçılıp, mourinho gibi saha içinden çok saha dışını "dizayn" edebilen bir teknik adam getirilmiş, medya patronu basın sözcüsü yapılmış, yeni bir federasyon başkanı seçilmiş...
buna rağmen galatasaray kurduğu "dengeli kadro" ile saha içinde kazanmaya devam ettikçe, "yapı" diye bir söz ortaya atılmış, galatasaray'ın başarısına "kara çalınmış", hakemler suçlanmış...
önce var hakemleri yabancılaştırılmış...
yarı dönem transferde "ücreti açıklanmayan" bir çok futbolcu getirilmiş...
limit?
finansal fair-play, o da ne?
yine istenilen olmayınca, bir de sami yen'de oynanacak maç günü gelip çatınca derbiye yabancı orta hakem getirilmiş...
sebep?
türk hakem taraftar baskısını kaldıramıyormuş?
oysa ilk devre kadıköy'de oynanan maçta türk hakem vardı, baskıyı kaldıramadığının "itirafı" oluyordu bu seçim...
adalet mi, ayrıcalık mı?
cevap belli değil mi?
bunlar yeter miydi?
iki istanbul takımı da uefa avrupa kupası maçlarını perşembe oynarken, bir tanesi yurt dışından yorgun gelecek diye derbi pazartesiye alınmıştı...
ligin ilk devresi galatasaray'ın "avrupa maçından dönüyoruz, yorgun olacağız, maçımızı pazartesi oynayalım" teklifinin reddedildiği "unutulmuştu?!" oysa ki...
iş günü, hafta içi, istanbul gibi bir metropolde derbi...
bitti mi?
98 yılında terorist başının italya'da yakalanması sonrası juventus'un "can güvenliğimiz" yok diye uefa'ya başvurduğu ve "devlet güvencesi" verilerek oynanan maçta bile görmediğim kadar emniyet mensubu ile donatılmıştı sami yen'in çevresi ve içi...
kimi 30 bin, kimi 40 bin diyordu bu sayı için...
maç öncesi stadyuma girişte sımsıkı aramalar, maç içi tribünlerin önünde pankartların görülemeyecek şekilde duvar gibi dizilen güvenlik mensupları...
nasıl ama?
futbol asla sadece futbol değilmiş değil mi?
girizgahı çok uzatmadım, sosyal medya yapılanmasından, ankara ziyaretlerinden, diğer süper lig kulüpleriyle "maddi-manevi" bağlardan, federasyon ziyaretlerinden bahis bile etmedim...
şimdi böyle bir ortamda "sistem, taktik, saf futbol" bekleyenlere jonathan wilson'ın futbol taktikleri tarihi kitabını tavsiye edebilirim... keşke topu topu 3-4 pozisyonun olduğu, yabancı hakeminin bile baskıyı kaldıramayıp "kendini güvenceye almak" için her pozisyona düdük çalıp oyunu "idare" ettiği, teknik adamların risk almak yerine mevcut durumu koruduğu bu 90 dakika yerine kitaba başlasalardı, 50-60 sayfa rahat okurlardı...
yine de "arşivde kalması" için bir kaç not yazalım. okan buruk, üç gün evvel az alkmaar maçında devleşen günay yerine efsane kaptanı muslera ile başladı maça ki uruguaylı kaleci de maçın en tehlikeli pozisyonunu önleyerek hocasının güvenini boşa çıkarmadı. savunma hattı ise iki yıldır şampiyon olunan ve geçen hafta da rize'de galip gelen düzendi: dörtlü dizilmişti frankowski, sanchez, abdülkerim ve eren... türk çocuğu ve istanbul doğumlu olmanın avantajıyla eren elmalı hem takıma hem de derbiye çok uzak değildi, sırıtmadı da frankowski biraz uyuma ihtiyacım var der gibiydi. sanchez ve apokerim "duvarı" örmüştü, geçit yoktu rakibe...
mertens'in yerine sara görev alınca-ki keşke sara yerine mertens'le başlasaydı okan hoca- osimhen'in arkasında, torreira'nın partneri, aynı zamanda maçın da yıldızı lemina oluyordu. o da yabancı değildi bu ortama, "efsane olmaya geldim" demecini de boşa çıkarmayan bir mücadele sergiledi 90 dakika boyunca. barış ve salai ise iyi niyetli ama vasattı, çok daha iyi oyunlarını hatırlıyoruz bu ikilinin... ilerde osimhen yeterli kadar beslenemeyince, o da belki de fenerbahçe'ye gol atmadan, çocukluğumuzun tabiriyle "gerçek galatasaraylı olmadan" veda edecek sene sonu bize... ama hayat bu... belki istanbul'da kalır, belki türkiye kupasında kesişir yollarımız ezeli rakiple...
maç golsüz, berabere bitti de, sonrası ne konuştuk?
futbol mu?
yine "105x68"in dışına çıktık, jungle'dan tutun da monkey'e kadar belgesel tadından basın açıklaması yaptı rakibin hocası...
cevabını da önce okan buruk'tan "the crying one" ile sonra da galatasaray'dan: #saynotoracism ile sağlam bir şekilde aldı...
gerçi onun durumu da pek iç açıcı değil ama elinde scotch viskisi ile kafasını kaşıyarak ne gülüyordur pep şimdi bir zamanlar kendine "special one" diyene...
sonuca gelirsek,
futbol bu sene iyice "yeşil alanın" dışına çıktı ve buna rağmen galatasaray 6 puan ve iki averaj şansı ile ligi önde götürüyor.
bundan sonrası daha da çetin geçecek okan buruk ve takımı için ve her zaman yazdığım gibi galatasaray'ın en büyük gücü taraftarı, onlar kenetlenince aşılmayacak engel yok...
25. şampiyonluk yolunda her maç final...
ilk maç hafta sonu kasımpaşa maçı...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot