her an gol yiyecekmişiz gibi bir hava var ortada. rakibin her pozisyonu tehlikeli geliyor. üstelik birçok da korner verdik. bizde ise bariz bir üretkenlik sıkıntısı var. belki de oyuncular kadro darlığından dolayı aman sakatlanmayayım diye kendine sakınarak da oynuyor olabilir.
bu mağlubiyet ile beraber maalesef içerideki liverpool galibiyetimizin benim nazarımda bir anlamı kalmadı. okan hocam'ın dediği gibi futbolda bu tür şanssızlıklar oluyor maalesef. belki tam kadro veya ideale yakın bir oyuncu grubu ile çıksaydık böyle olmayabilirdi. hatta her şeyi kenara koyalım, son 20 dakika oynadığımız topla bile maçı kazanabilirdik. sara'nın kafa vuruşu, davinson'un kale önünden yukarıya diktiği top aklıma geliyor ve kazanabilecek şansları yine yakaladık diye düşünüyorum.
lemina'yı, yunus'u geçtim, bu maçta en büyük eksiğimiz osimhen oldu.
osimhen'in çıkıp icardi'nin girdiği bir denklemde hücum gücümüz %60-70 aşağı düşüyor.
ortaya pek bir şey koyamadığımız, son 15-20 dakika dışında genelinde üretken olamadığımız şu maçtan 1 puan bile çıkarabilsek bizim için çok kıymetli olacaktı.
not: maçın kaderi, ispanyol hakemin david'e 2. sarıyı çıkarmadığı anda değişti. sarısı olan bir adam uğurcan'ın ayağına basmasına rağmen atılmadı ve yediğimiz golde de onun adı var. uğurcan akıllılık yapıp kendisini yere de attı orada ama hakem yine de inandırıcı bulmadı sanıyorum.
birçok galatasaraylı gibi beni de ufaktan tedirgin eden tek durum, nispeten isimsiz takımlara karşı girdiğimiz şımarıklık ve maç genelindeki "nasıl olsa kazanırız" tavrımız. bayern, manu, liverpool'a nefes aldırmayıp dinamo kiev, az alkmaar'a diş geçiremeyen bir takım olabiliyoruz.
fakat bu maça dair beklentim ve tahminim tıpkı liverpool, bodo ve ajax maçlarındaki arzu ve istekle sahada olmamız. kendi oyunumuzu rakibe kabul ettireceğimiz, yoğun baskı kuracağımız bir gün olursa skordan yana endişem yok.
göreyim benim aslanlarımı!
önünde jacobs ve eren alternatifleri varken ve forma kendisi için kaf dağının tepesindeyken birden gelen şansı böylesine iyi değerlendirmesi, gergin ve stresli giden bir maçta sürekli sorumluluk alması ve istekli oynaması beni müthiş sevindirdi.
hem savaştı, hem asist yaptı hem de rakibine kırmızı aldırdı.
bu gayretinden dolayı kendi adıma teşekkür ediyorum.
(bkz: 22 kasım 2025 galatasaray gençlerbirliği maçı)
ilk yarısında sakatlıklardan dolayı zorunlu 2 değişiklik yapmak zorunda kalmamız, milli ara sonrası ve şampiyonlar ligi ve fenerbahçe derbisi öncesi oynadığımız, gergin ve stresli geçmeye aday bir maçtı ve öyle de oldu. hem sakat ve eksiklerimiz nedeni ile bizim ideal 11'imizden uzak olmamız, hem de rakibin şans golü ile 1-0 öne geçmesi bu stresimizi iyice arttıran faktörler oldu.
buna rağmen 2. yarı 11 dakika içinde bulduğumuz (55-57-66) 3 golle maçı çevirdik.
barış alper'in 1 gol 1 asistinin yanında, ortaya koyduğu mücadele ve istek ile bizim adımıza en önemli performanstı diyebilirim. hem 2 farklı öne geçtik, hem de rakip kırmızı gördü, artık rahatlarız derken yenilen gol yine stres dozunu arttırsa da kazanmak çok önemliydi.
singo ve sallai kayıplarının yanında 3 puanımızı aldık, şef ilkay döndü ve yusuf demir'in galatasaray kariyeri de resmi olarak bitmiş oldu.
beşiktaş'ın ne kadar takım olma hüviyetinden ve teknik direktör meziyetinden yoksun olduğunu gördüğümüz maç oldu. 10 kişi kaldın diye bu maçı kaybedeceksin diye bir kaide yok. önce ilk yarıyı önde bitirememeleri, sonrasında da hiçbir şey oynamayan fenerbahçe'ye 82. dakikada yaptıkları ikram (bireysel hata denemez buna) sonucunda 2-0 öne geçtikleri maçı kaybetmiş oldular.
sergen'in şu ligde şampiyonluk kazanmış olması kimilerinin onu "hoca" görmesini sağlasa da hoca falan değil. bariz kırmızı karttan sonra ne oldu da bu kadar delirip kırmızı gördü ve takımını kaderine terk etti, soru işareti.
100 kişiye sorsanız sane-yunus-barış 3'lüsünü aynı anda sahaya sürmezdi ve hatta maç öncesi herkes "hangi 2'li oynamalı" diye kafa patlatıyordu. sonunda winner okan buruk, tıpkı bayern'e, tıpkı manu'ya karşı gösterdiği gibi yine cesaretini gösterdi ve kararlılığını ortaya koydu.
bodo'ya karşı, kendi evimizde, topa sahip olup ön alan baskısı ile ve yüksek tempo ile başladık. meyvelerini de ilk yarıdan almış olduk.
çocukluk aşkımız galatasaray'ı, rakip fark etmeden, böyle güçlü oynatan, ağırlığını ortaya koyan ve rakip takıma da kabul ettiren isim okan buruk'tur.
sağ ol, var ol hocam!
ps. osi, sane, yunus! siz muteşemsiniz.
her topu sektiren bodo kalecisine şöyle bir gol atamasaydık çok üzülürdüm. bodo takımının fizik gücüne ve kalitesine kıyasla inanılmaz kötü bir kalecileri var.
ayağına sağlık yunus.
resmen averaj kastığımız bir maç oluyor.
kuzeyli takım fobimizi de bu maçla yerle bir ediyoruz.
takımımız için ne kadar önemli bir figür olduğunu 30 eylül 2025 galatasaray liverpool maçında tekrar cümle aleme göstermiştir. öndeki presi, her topu kovalaması, yaptığı preslerle kaptığı ve sürdüğü toplar, ekmeğini taştan çıkaracak türden mücadelesi...
şunları görmeyi gerçekten çok özlemiştik.
şampiyonlar, üzerlerindeki baskının yüksek olduğu dönemlerde karakterlerini ve yeteneklerini ortaya koyabildikleri için şampiyonlardır. işte okan hocam tam da bu yüzden şampiyon!
takım zorlu bir süreçten geçerken ve istifa çağrıları yapılıyorken kadıköy'de çıkıp fener'i sahadan silecek motivasyonu ve oyun planını da kuruyor;
veya ligi 3 senedir sürklase edip 102 puanlı, rekorları peşi sıra kırarak şampiyonluklar kazandırdığı bir dönemde "avrupa hocası değilsin" gibi akla mantığa aykırı eleştirilere maruz kaldığı esnada premier lig şampiyonu liverpool'u gol yemeden puansız gönderebilecek taktik anlayış da geliştirebiliyor.
30 eylül 2025 galatasaray liverpool maçındaki zaferde aslan payı önce kendisine, sonra da sahada mucizevi bir savunma performansı ortaya koyan takıma ait.
bu gece tarifi imkansız bir gurur ve övünç duyuyorsak, senin sayende hocam!
sağ ol, var ol!