şampiyon olarak çıktığımız, 70. dakikadaki ilk isabetli şutumuzda golü bulduğumuz ve full rotasyonlu kadroyla oynamamıza rağmen özellikle son 20-25 dakikadaki oyunumuzda kazandığımız deplasman maçımız. göztepe ilk yarıda çok ama çok etkiliydi, zaten ilk yarıdaki 7 isabetli orta ile bu sezonki en yüksek sayılarına ulaşmışlar. bu bölümde günay'ın çıkardığı çok net pozisyon vardı ki takımı öne geçtiğimiz ana kadar oyunda tutan da günay oldu.

kaan'ın ligin en iyi gollerinden birini atması ise bence kerem demirbay işkencesini 68 dakika izlemek zorunda kalmamızın karşılığıydı...

ilk yarıdaki ilk 15 dakikadan sonra rölantiye alıp kontrolü trabzon'a vermiştik. muslera'nın devleştiği pozisyonlar ve 1 tane de direkten dönen topları oldu bu bölümde (direkten dönen top gol olsa ofsayt nedeniyle var'dan dönebilirdi).

lakin 2. yarıda bambaşka bir galatasaray izledik çünkü tam anlamı ile tek kale oynadığımız bir 45 dakika oldu. aradığımız, istediğimiz golü de üst üste kullandığımız kornerle apo'nun kafası ile bulduk. bu pozisyonda ceza sahası içinde 11 trabzonlu olmasına rağmen apo'nun kafasını ayağı ile koymuş gibi bulan sara'ya da "helal olsun" demeden geçmeyelim.

şampiyonluk yolundaki belki son kritik virajı da gol yemeden ve net skorlu galibiyetle geçmiş olduk.
artık önümüzdeki hafta ilan edilecek şampiyonluk bizi bekler!

son paragraf, papara stadyumunu ali sami yen'e çeviren deplasman tribünümüze.
maçın son bölümünde şampiyonluk kutlamalarını bile başlattılar!

mayıs ayını ve şampiyonluk modumuzu açacağımız maç.
kazanarak hem sivas'ı küme düşme hattına iteceğiz, hem de rakip ile farkı beşiktaş derbileri öncesi 8'e yükselteceğiz. her açıdan kazan-kazan durumu.

göreyim benim aslanlarımı!

3 puana ihtiyacımız olan maçtı ve biz bu 3 puanı alırken hem güzel oynadık, hem net pozisyonlara girdik hem de farklı kazandık. şampiyonluk yolunda kalan maçlarda özgüvenimizi yüksek tutmamızı sağlayan bir maç oldu. bütün takıma tebrikler.

şampiyonluk yarışında stresin yüksek olduğu şu haftalarda böyle rahat oynayıp farklı kazanmamış olmamızın yanı sıra bizi en çok sevindiren de şüphesiz takımda herkesin ortaya pozitif katkılar koymuş olması. sanıyorum frankowski dışında herkes çok verimli oynadı.

davinson, abdülkerim, eren: çok kritik müdahaleler yaptılar, faydalı oynadılar. eren yine gram aksamadı.
sara: kornerleri çok etkili kullandı ve gollerde payı büyük.
torreira: yine golcü kimliğini konuşturdu. parlamaya devam ediyor.
lemina: maçın belki de en iyisiydi. geriden topla çıkışları, sahipsiz topları kapması ve morata'ya yaptığı asist ile kusursuza yakın oynadı.
sallai: çok özgüvenli oynadı. topu ileride tutması, adam eksiltmeleri, sorumluluk alması dikkat çekti. golünü de attı.
yunus akgün: tabela katkısı yapamamış olsa da kötü değildi. 2. yarının başında da topu direkten döndü.
victor osimhen: yine galibiyeti en çok isteyen oyuncularımızın başında geliyor. maçın hemen başında yunus'un bir tık yavaş gelen pasından dolayı direğe takılmıştı. sonrasında ise kornerlerden bulduğumuz gollerde aslan payı kendisine ait. attığı golde de yine ekmeğini taştan çıkardı. rakibin üzerinden aşırtıp kontrol edip vurma denemesinin aynısını daha önceki maçlarda da denemişti fakat kaleciye takılmıştı (sanırım bodrum* maçıydı).
alvaro morata: sonradan girip şans bulduğu kısa sürede net 2 gol yazmış olması onun adına da bizim adımıza da sevindirici.
kaan ayhan: devre arasında franky'nin yerine girip çok sağlam oynadı ki uzun zamandır süre bulamıyordu. son golde de asisti yaparak tabela katkısı da verdi.

ligde son hafta yaşadıkları puan kaybı ile mental olarak helva gibi dağılan fb'nin antep'e meze olacağını düşünüyorum. bu sayede fener tamamıyla havlu atmış olacaktır. okereke'nin yokluğunda halil dervişoğlu da ne yapacak, merak konusu. son haftalarda ciddi bir istikrarı ve çıkışı var.

mourinho'ya bir tokat da selçuk hocam'dan bekliyorum.
antep'e yürekten başarılar.

ilk yarısında futbolun bütün doğrularını yaptığımız, taraflı tarafsız izleyen herkese seyir zevki sunduğumuz ve kalite kokan bir oyun ortaya koyduğumuz maç oldu. öyle ki fenerbahçe karşımızda çaresiz bir durumda göründü. yayıncı kanalın spikerleri bile "fenerbahçeli oyuncular sanki ilk kez bir arada oynuyormuş gibi" yorumunda bulundu.

çok erkenden 2 farklı üstünlüğü yakalamamıza rağmen ilk yarının sonunda anlık bir uyuklama ve nasıl çizildiğini anlayamadığımız ofsayt çizgisi ile skor 1-2'ye gelmiş olsa da sahada izlediğimiz dominasyon çok daha farklıydı.

1- osimhen'in barış alper'e aşırtma pasında barış'ın ayağına oturtamadığı,
2- yine barış'ın şutunda irfan can'ı geçen topu çağlar'ın çıkardığı ve
3- sara'nın bomboooş pozisyonda yunus'a veremediği ve kaçırdığı pozisyonlar.
sadece şunlar bile skoru 5-0'a getirmeye yeterliydi daha ilk yarıdan.

bu maçta ben en çok takımın iştahına, rakibe nefes aldırmayan ön alan presine ve barış alper'in sahada kaldığı bütün süre boyunca çağlar'ı sırtında gezdirmesine hayran kaldım. tabiri caizse rakibi döve döve yendik; onlar gibi yarım pozisyondan gol atarak değil.
davinson, eren elmalı, torreira, sara, yunus hepsi de kusursuz oynadı.
yunus özellikle dar alandaki kıvrak skillerini geri yüklemişe benziyor.

okan hoca'ya da, takıma da helal olsun.

(bkz: işte böyle her sene böyle)

maç sonucuna direkt etki edecek 2 fahiş hakem kararına sahne olan maç. buna "karar" demek doğru değil çünkü var'daki yabancı hakemin direkt olarak payı var.

ilki frankowski'nin çevre kontrolü yapmadan rakibine yaptığı müdahalede top kaleye paralel giderken ve orada bizim başka bir oyuncumuz varken frankowski'ye bariz gol şansı nedeni ile kırmızı verilmesi. bunu yasin kol sarı vermesine rağmen var çağırıp izlettirdiğini not olarak ekleyelim.

ikincisi ise davinson'un skor 2-1 aleyhimize iken emirhan'ın topla hiçbir alakası olmayacak şekilde müdahalesi ile yerde kaldığı pozisyondaki devam kararı. frankowski'ye kırmızı çıkarttıran var, o pozisyonda olaya girmedi ve yasin kol'un devam kararı geçerli kaldı. iddia ediyorum, bu pozisyon dünyanın neresinde olursanız olun, galatasaray dışında her takıma %1000 penaltı çalınarak sonuçlanırdı. lakin şampiyonluk yolunda çelme takılmak istenen takım biz olduğumuz için kurban edildik.

sahada hiçbir şey oynamadığımız için futbol konuşacak halim yok. derbi maçta, 9 kişi konyaspor'a yenilen, evinde antep'e yenilen takıma karşı futbol namına ortaya bir şey koyamadık. derbilerin motivasyonu da atmosferi de tabii ki farklı olur ve beşiktaş'ın da bu maçta şansı %50'den az değildi. fakat ben sahada varlık gösteremeyişimizi, ne idüğü belirsiz halimizi kabullenemiyorum.

değinmek istedim 2 husus var ve umarım hem yönetim hem de okan hoca derslerini çıkarmıştır:

1) maç öncesi hakem ataması hakkında hiçbir şey söylemeyen yönetim:
beşiktaş ve serdal adalı basın toplantısı yaparak yasin kol'u da tff'yi de yerden yere vurdular. gözlemci getireceğiz, ekip kurduk, sadece yasin kol'un kararlarını izleteceğiz dediler. memnuniyetsizliklerini dile getirdiler mi? evet. net olarak yabancı hakem istiyoruz dediler mi? evet. bizim yönetim son dakikaya kadar uyudu. üstelik yasin kol tarafından doğrandığımız maçlar ortadayken hem de. en sonunda da serdal adalı'nın çağrısı üzerine susmuş olmamak için başkan çıkıp "adalı'nın sözlerine imzamı atıyorum" diyebildi sadece. sonuç olarak da bu suskunluğumuzun cezasını sahada gördük. net hakem skandalına kurban gittik. yönetimi bu organizasyonsuzluğundan ve iş bilmezliğinden dolayı tebrik ediyorum. sene sonu şampiyonluk bu maçta alamadığımız 1 veya 3 puanla giderse, hesabını nasıl verecekler acaba?

2) maç esnasında uyuyan okan buruk:
sahada varlık gösteremezken ve 10 kişi mücadele ederken lucas torreira'nın şapkadan tavşan çıkarıp 1-1'i yakalamış olduğumuz anda silkelenip kendine gelmeliydi. kendisi gibi tecrübeli ve usta bir teknik direktörün nasıl olup da hiçbir şey oynamayan ve takımı sahada 10 kişi oynatan morata'yı çıkarmadığını aklım almıyor. çok mu zordu o esnada morata-lemina yapmak? yunus da oldukça kötüydü, üst üste topları ezdi fakat elinde başka kanat adamı olmadığı bir ortamda yunus'u çıkarmak neden? apo-kaan değişikliğine diyecek sözüm bile yok. zaten abdülkerim de kenara gittiğinde hocaya "ben ne alaka?" diye sitemini gösterdi. kısacası bu maçta yaptığı/yapmadığı hamlelerle mağlubiyette var hakemi ile en büyük paya sahip kişidir okan hoca.

velhasıl krediyi yemeye devam ediyoruz.
umarım artık cepten yemeyi bırakıp biraz top oynamaya lütfeder takım yoksa bu kalan 8 maç bitmez.

tıpkı 15 nisan 2024 alanyaspor galatasaray maçında olduğu gibi yine izleyemedim (75. dakikadan sonrasını izledim) ve yine barış alper'in yıldızlaştığı maç olmuş. geçen sezonki alanya deplasmanında da sıkıntılı bir ilk yarı geçirmiş ve 2. yarı barış alper maçı çözmüştü. bugün de ilk golde uzaktan etkili şutu sonrası kaleci-defansın hatası ile golü çıkarttık, 2. golde de osimhen'e asisti yaptı. olası kayıpta çanların bizim için çalmaya başlayacağı bir ortamda ve stresin had safhada olduğu bir deplasmanda sorumluluk almış olması ve skoru döndürmesi çok değerliydi.

2-1 öndeyken osimhen'in kaçırdığı 2 pozisyon var ki onları atabilse maç sonu bu kadar yoğun stres yaşamayacaktık. basketbol tabiri ile topun el yaktığı maçlar başladı ve alanya'daki 3 puan sonrası 1 maç fazlası ile 7 puan önde de olsak, artık kaybın, hatanın telafisi yok. bu da tek farklı önde olduğumuz her maç yoğun derecede stres ve sıkıntı demek.

not: morata'nın neden alındığını da tekrar sorguladım bu maç sonrası. üstelik 3 milyon kiralama 6 milyon da maaş gibi uçuk maliyetler altında.

iyi futbol ve net skorla galibiyetin şart kere şart olduğu maç.

geçen sezonki alanyaspor deplasmanında denizli-istanbul uçağında olduğum için izleyememiştim ve ilk yarısı 0-0 biten maçta 2. yarıdaki oyunumuz ile 4-0 kazanmıştık.
(bkz: 15 nisan 2024 alanyaspor galatasaray maçı)

bu maçı da evlilik yıldönümüme denk geldiği için 90 dk kesintisiz izleme ihtimalim yok*. umarım totem devreye girer ve aynı şekilde rahat skorla geçeriz.

3 gol atmış olsak da üretkenliğimiz yine sıkıntılıydı. ilk yarıda önce barış'ın ısrarı ve inadı, ardından osimhen'in zekası ve fırsatçılığı sayesinde penaltı kazandığımız pozisyon dışında abdülkerim'in ve sara'nın pozisyonları var sadece. buna karşın orta sahadaki laubali paslarımız (lemina'nın kısa düşen pası örneğin) yüzünden kaptırdığımız toplar kalemizde net pozisyon oldu. üstüne muslera'nın çıkardığı 2 net fırsat ve ben ounnes'in zemine takılıp vuramadığı da var.

2. yarıya 1-0 önde girmiş olsak da fecaat bir başlangıç yaptık. üst üste kasımpaşa kornerlerinden gol geleceği o kadar barizdi ki bir türlü savunamadık ve topu ele geçiremedik. yediğimiz 2. gol de maalesef orta sahada tek başına kalan torreira'nın yapmadığı çevre kontrolü nedeni ile kaybettiği toptan sonra geldi.

kısacası 3'lü de oynasak 4'lü de oynasak, bir yığın gol yeme hastalığımızdan kurtulabilmiş değiliz. bunun sebebi de orta sahamızın eskisi kadar güçlü fizikte ve kondisyonda olmaması. çok fazla top kaybı ve basit pas hatası yapıyoruz. gol atmak için üstün efor sarf ederken, bunun karşısında çok kolay ve basit goller yiyor, pozisyonlar veriyoruz.

okan hoca buradan şampiyonluk vermek gibi bir skandala imza atmak istemiyorsa acilen bu konunun üzerine düşmeli. yoksa abdülkerim'in formsuzluğuymuş, muslera'nın yan toplardaki etkisizliğiymiş, cuesta'nın futbol düşmanı olmasıymış falan konuşur dururuz.

not: o pozisyon aynı skorla devam eden kasımpaşa-fenerbahçe maçında olsaydı penaltı çalınamazdı, bunu tüm dünya biliyor. ama biz oradaki isim cuesta olduğu için ona saldırıyoruz. bu arada katiyen penaltı veya rakibin düşmesine neden olacak bir müdahale olduğunu düşünmüyorum.

« / 10 »
Kayıt Ol