rakip sadece senin müsade ettiğin kadar agresif olabilir. o maçlarda oynadığımız gibi oynasaydık twente o baskıyi kesinlikle yapamazdı, biz üstümüze gelin dedik. sahada futbola dair en ufak bir emare yoktu, hal böyle olunca twente değil adana demirspor'a da ezilirsin, zaten bunu da yaşadık. konu motivasyon ve konsantrasyon farkıydı. taktik zaten genel olarak bunlara göre de şekil alıyor, bunlar olmadı mı taktiğin iyi olma şansı yok.

transfere gelirsek genel olarak karşı değilim. şu ara döneminde olmasa daha iyi olur diyorum sadece. mesele ayağını yorganına göre uzatmak. yorganımız renklilerinkinden kısa ama çok değil. doğru şekilde yönetilirsek beşiktaşlılığın yarattığı farkla onları alt edebiliriz ama en başta hedefler belirlenmeli, önce 10 tane oyuncu gönderilmeli ve ona göre kadro kurulmalı. belli yerden müsade olmazsa oyuncu bile gönderemezsin, küçük miktara bile oyuncu satamadığın yerde transfer beklemek komik oluyor. şu anda herhangi bir hedefimiz de yok, normalde bunu söylemem ama seneye avrupa da olmamak beşiktaş için en sağlıklısı olur, yani önümüzdeki aylarda odağımız tamamen saha dışı unsürlerde olmalı çünkü sorunların kaynağı orada ve bu hedefsizliği değerlindermek için gerekli ve en iyi zaman.

yürüttüğün tezleri çürütmek zor değil. dünya futbolunu ve son senelerde bizim takımı iyi takip eden herkes bu kadar istikrarsızlığın örneksiz olduğunu söyleyebilir. bu sezon bile bir çok örneği var renklileri yeniyorsun ve anadolu takımlarından kendi sahanda fark yiyorsun. 1 hafta arayla ispanya liginde şampiyonlar ligini zorlayan avrupa liginin en güçlü takımlarından birini sahadan siliyorsun sonra twente gibi vasat bir takıma yenilmeyi bırak neredeyse 90 dakika boyunca ezilerek beşlik olmaktan kurtuluyorsun. bilbao, gs, fb, lyon bunların hepsi sana önde bastı ama kazandın. ben neticelere takılmıyorum kötü gününde olursun twente'den fark da yersin ama kader maçında sahada gördüğümüz şey büyük bir rezaletti 8-0lık liverpool maçında bile bu kadar kötü bir görüntü vermedik, bunun en başta yetersizlikle ilgili olmadığını görmüyorsak işimiz var. şahsen ben sırf bu twente maçından dolayı adalı'yı silmek üzereyim, beni memnun etmek için artık ağzıyla kuş tutması gerekir, çünkü kendisi ve yönetimi maç öncesi gereken şeyleri yapsaydı böylesine skandal bir performans olmazdı. yapamadı çünkü son karar mercii kendisi değil. kendi çıkarı için ligi hatta toplumu dizayn eden, ve aynı zamanda özellikle türkiyede taraftar kitlelerini farklı şekilde bilinçlendirmeye çalışan siyaset üstü yapılanma var, onlar müsade etmeden türkiyede transfer bile yapamazsın. başkanlar ve yönetimler, hatta bir çok teknik direktör bunlara yakın olmadan o konuma gelemezler, bazen dürüst olup mecburen yakın görünürler bazen de direkt onların adamı olurlar. adalı, yönetimi ve solskjaer için hangisi geçerli bilmiyorum ama her halükarda istedikleri şekilde hareket edemezler. eleştirirken ve talepte bulunurken bunları düşünmezsen yanlış kişileri hedef gösterir ve yerinde sayarsın. oyunculara tesislerde neler yapıldığını araştırmak lazım. onlara yokmuş gibi davranarak taraftarlarla yakın bağ kurulmasını zorlaştırırsan olacaklar belli. burada bizim taraftarlarda eleştirilmeli tabi, aramızda goygoycu, melankolik ve tutkulu ama cahil oranı çok yüksek ve bu bütün sorunlara ön ayak oluyor. daha bilgili ve kültürlü olanlar küçük bir azınlık olunca onları dışlayarak takımı yanlız birakmak kolay oluyor.

belki de kendimizi yeterince iyi ifade edemiyoruz. mantıklı yol çizen ve arkasında duran, taraftarla iletişimi iyi olan başkanların olmamasından dolayı haklı olarak kimse artık yönetimlere güvenmiyor. millet kandırıldığını hissediyor. asıl sorun yönetimi aşıyor, hatta siyaseti aşıyor. bunlar derin konular ama hiç değinmeden kimseye birşeyi anlatamazsın.

kadro yapısı iyi olmasa da bu kadronun karşılığı bu değil. sorun önde baskı yemek de değil. sorunu hala taktik ve oyuncu kalitesinde aramak yanlış. bunu artık görmemiz lazım. solskjaer'i korumuyorum bu arada. yanlış bir seçim olabilir, ki şuan zaten öyle görünüyor ama temel sorun bunlar değil.

en önemli şey camia olarak haddimizi bilmeyi ögrenmek zorundayız. çok zaman kaybettik ama ders çıkarılacak çok tecrübe edindik ve bunu avantaja çevirebiliriz. şımarık ve futbol cahili yıldız oyuncu hastası olan büyük bir taraftar kesimi var. bunlardan arınmak gerekiyor ama düşman olarak değil. ne kadarı akıllanabiliyorsa camia'ya kazandırılmalı çünkü bunları ne kadar elestirsek de beşiktaş'ın önemli bir parçası. akıllanmak istemeyen egosunu ön planda tutanlar da olacaktır, elzem olan pirincin taşını iyi ayıklamak. bunun için belli bir süreye ihtiyacımız var ve bunda ne kadar başarılı olursak önümüz o kadar açılır.

oyuncu kalitesi mi yoksa karakter mi? önce bir buna karar verelim. sonra yıllardır neden bu oyunculara bu kadar para verildiğini sorgulayalım. camia olarak yanlış yola saptık biz. fikret orman zamanında da öyleydi ama şimdi tamamen dozu kaçırdık ve kulüpteki hainler bundan fırsatlanıyor.

tam olarak neyi eleştirdiğimizi bilelim. yıllardır bütün oyuncularımız ruhsuz, art niyetli, karaktersiz, kötü insan ve bununla camianın hiç alakası yok demek oluyor bu. bu kadar ruhsuzluğun tamamen tesadüf olmasına ihtimal var mı, yoksa bunun gerçekleşmesi için birilerinin pahalı ve karaktersiz oyuncuları özellikle seçmesi mi gerekir ve öyle olsa da sonunda bunun da bir sebebi olması gerekmez mi? bunları kendinize sorup cevaplandırarak doğru çıkarımı yapmamız gerekiyor.

kendimi iyi ifade edemedim. ben başka birşeyden bahsediyorum. isteksiz takım çok gördüm, bu bazen fizik durumuyla alakalıdır, bazen oyuncular maçın önemine göre oynarlar. taraftarın önünde oynamak da takımları genelde ateşler, deplasmanlar zor olur, ama en önemli faktör oyuncular kulüp görevlilerinden gördükleri davranışlara göre şekillenir ve bu ellerinde olan birşey de değildir. sadece sporda değil bu bütün insan ilişkileri için geçerlidir fakat bizim taraftar hayatın manevi boyutunun ne kadar kapsamlı olduğunu çözemedi, sporcuya insan olarak bakmıyor ve bu yönetimlere de sirayet ediyor. özellikle son 2 senedir gördüğümüz şey çok net biçimde temel sorunun burada olduğunu gösteriyor. bunu çok önceden yazacaktım, nezaketten dolayı yazmadım ama artık dozu tamamen kaçırdılar. ispat edemesek de beşiktaşlılık vazifesi olarak artik anladıklarımızı dile getirmek zorundayız. yöneticiler, teknik heyet ve takımla zaman geçiren her kimse oyuncuların moralini feci şekilde bozuyor, motivasyonlarını yerle bir ediyor. bilinçli yada bilinçsiz farketmiyor, orasına takılmanın bize bir faydası yok, sonuçta takımın bu son dönemlerde bir şekilde sabote edildiğinden emin olabilirsiniz. bu durumda dünyanın hiç bir oyuncusu takım için gerçekten savaşamaz, savaşmaz değil savaşamaz, yani üstünkörü öyle görünse de oyuncuların bir suçu yok.

bu çok yanlış olur. asıl sorun burada zaten. oyuncular beyaz kağıt gibidir. üzerine ne çizersen o sonuç çıkar, yani sorun kağıtta değil kağıda yazanlarda. bu sadece teknik direktör de değil.

sahadaki sorunun sebebini tespit etmek aslında kolay; özellikle bilbao ve süper kupa maçı öncesi oyunculara yapılanları en başta twente maçı öncesi yapılan ve yapılmayan şeylerle karşılaştırmak. sorunların tamamı buraya yansıyor.
bunun cevabını bilen yönetim ve teknik direktör. açıklayamazlar ama taraftarın bunları bilmesi onları en kısa yoldan bu sorunu çözmeye veya istifa etmeye mecbur bırakır.

« / 6 »
Kayıt Ol