kural hatası vesaire tamam.
peki şeyi ne yapacağız? mesela hakem koşarken rafa'nın ayağına istemeden temas eden davinson'a kırmızı çıkardı, tereddüt etmedi.
peki osimhen'in ayağına basıp kramponunun çıkmasına vesile olan pozisyonda neden penaltı vermedi?
aynı pozisyon. tartışmam bile.
hakemin niyeti zaten ısrar ile avantaj oynattığı pozisyonu kesip top sallai'ye geçerek umut vaat eden atağı kestiğinde malum olmuştu zaten.
kusura bakmasın kimse. bu maçı hakem bir taraftan diğerine vermek için uğramıştır. tam becerememiştir ki bu da takımımla gurur duyma nedenidir.
ben bu maçta sadece takımımla gurur duyarım. kazanacağımızı düşünmüştüm 10 kişi kaldığımızda dahi çeviririz demiştim. ama ancak bu kadar olabildi.
olsun. biz şampiyon olacağız. herkesi üst üste koyarak hem de.
devam.
"maksadımız ingilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve türk olmayan takımları yenmek." diye açıklıyordu ali sami bey galatasaray'ın temel kuruluş hedefini...
1 ekim 1905'te galatasaray lisesinin beşinci sınıfında edebiyat dersi esnasında ali sami yen, asım tevfik sonumut, reşat şirvani, cevdet kalpakçıoğlu, abidin daver, kamil gibi öğrenciler baş başa vererek galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verirler...
ve tam da 1 ekim 2025 tarihinde, kuruluşun 120. yılında okan buruk önderliğindeki galatasaray'lı topçular ingilizlerin şampiyonu liverpool'u 1-0 ile yenerek kurucularının ruhunu şad ederken, galatasaray adını dünyaya bir kez daha hatırlatıyorlardı...
şampiyonlar ligi ikinci hafta maçı gece yarısı onikiyi geçtikten sonra bitti bitmesine da aslında 24 saat evvel maslak'ta başlamıştı. sosyal medya analizcileri(!)nin gazıyla "kaç fark yiyeceğiz?" şımarıklığı ile "light" taraftarlar evlerinde mışıl mışıl uyurken, "cimbomun çocukları" liverpool'un konakladığı hotelin önüne gelip, havai fişeklerle ingilizleri korkutup, uyutmuyor, "cehenneme hoş geldiniz" mesajı veriyordu.
bir gece evvel yakılan ateş, maça ümitsiz gelecek bir çok taraftara "galatasaraylılığı" hatırlatırken, ali sami yen'de saatler 22.00yi gösterirken desibel rekorları kırılıyordu ki liverpoollular şaşkınlıkla etrafa baka kalıyor, salah kulaklarını kapatıyordu. deplasman tribününe gelen liverpool'lular ülkelerinde dönüşlerinde yaşadıkları ortamı anlatmak için video çekerken, bir yandan da ultraslan tribünde açılan "rest in peace ahmet& jota" pankartını alkışlıyordu...
bir kaç haftadır "acımasızca" eleştirilen okan buruk, maçtan 1 gün evvel kemerburgaz'daki basın toplantısında bir yandan rakiplerinin premier ligde kaybettikleri crystal palace maçını hatırlatıyor, diğer taraftan da "maça başlayan kadro ile bitirecek kadronun aynı olmayacağını ve her topçuya ihtiyacı olacağını" söyleyerek salı gecesi sahaya süreceği kadronun ip uçlarını veriyordu. oyuna da oldukça "sert" ve güçlü adamlarla başladı. singo sağ bek, jakobs sol bek ve birbirlerine uyumlu uzunlar sanchez ve abdülkerim stoperde yer alıyordu. önlerinde torreira ve lemina yer alırken, ilkay'ın tecrübesi ve oyun aklına güveniliyordu. gol yollarında ise barış, yunus ve sakatlığı atlatan osimhen bulunuyordu. takıma uyum sürecini atlatamayan, bir de fizik yönünde güçsüz gözüken sane kulübedeydi de barış alper uzun kollu forma ile takım arkadaşının eksikliğini aratmıyordu.
taraftarın coşkusuna eşlik eden şok presle maça başladı galatasaray, rakipleri daha oyuna uyum sağlamaya çalışırken, idmanlanan pozisyonu da buldular, yunus'un ara pasında barış ceza sahasına girdi de pas mı şut mu ikileminde kötü bir vuruşla alisson'a ilk kurtarışını yaptırdı. okan buruk'un lige damgasını vuran tarzıdır rakip ceza sahası önünde başlayıp, çok adamla baskı kurmak, çok da maç puanlar kazanmıştır da zamanla "antitezi" bulununca galatasaray kalesi de sıkıntılar yaşıyordu. "upgrade" etmişti hoca kendini, rakip analizini de yaparak, bazen liverpool ceza sahası çevresinde press yaptırıken, çoğunlukla da lemina ve torreira ile rakip orta sahayı kapatıp, stoperlerin oyun kurmasına müsaade ediyordu, hal böyle olunca konate ve van dijk uzun attılar, durdular, seken toplar galatasaraylılarda kaldı...
deplasman takımı adına gakpo'nun ortasında ekitike kafayla auta yollarken topu, maçın kırılma anı da ilk çeyrek saat biterken yaşandı. savunma arkasına yollanan topta "apokerim" ekitike'yi kaçırdı, "düşürsem düşürmesem" tereddütü yaşarken, biraz da rakibini bozdu ve onun şutunda iyi yer kaplayan uğurcan golü önlerken, devamında gakpo'nun boş kaleye yolladığı topu jakobs ikinci bir kaleci edasıyla çıkarıyordu. "atak sonlandırmak" deyimi vardır ya, liverpool bunu yapamadı ve oyunda kalan topta ilkay'ın zekası, torreira'nın oyun görüşü birleşince, barış bek özelliği olmayan szoboszlai'yi tekte yakalayıp, yüzüne şamarı yiyince hakem penaltıyı gösteriyordu. napoli forması ile liverpool'a karşı penaltı kaçıran osimhen, o günleri unutmuş mudur bilmem de bir golcü cesareti ve öz güveniyle topun başına geçti ve skorbordu değiştirdi...
geriye düşmek slot'un planında var mıydı bilinmez de yine de bildikleri oyunu oynamaya devam ettiler, galatasaray da özellikle torreira ile ani preslerle top kapmaya. o anların birinde osimhen'in pasında ilkay'dan önce konate kornere atarken, sonrasında sanchez'in rövaşetası fotojenikti. bir kaç dakika sonra yine torreira-osimhen işbirliğinde nijeryalı aşırttı, alisson yerindeydi, topu yakaldı da yardımcı hakem yanlış ofsayt bayrağı kaldırıyordu. galatasaray torreira ile devre biterken bir kez daha top kaptı, osimhen ceza sahasına santimetreler kala düşürüldü ve kazanılan serbest atışta abdülkerim'in şutunda penaltı itirazları arasında hakem devreye giden düdüğü çalıyordu. liverpool'un da ilk yarı akıllarda kalacak bir pozisyonu wirtz'in şutunu uğurcan'ın uçarak kornere çelmesi ve köşe atışında konate'nin boş kafayı dışarı atmasıydı.
ikinci yarıya deplasman ekibi daha baskılı başlarken jakobs'un kafayla geri pasını uğurcan son anda çeliyor, bir kaç dakika sonra ise hafta sonu alanya'da singo-icardi işbirliğinde arjantinli'nin golüne benzer ekitike'nin bir dokunuşunu uğurcan çıkarıyordu. ev sahibi kontrollü oyununu devam ettirirken, liverpool çözüm bulmakta zorlanıyor, topu da fazla ayaklarında geveleyince kaptırıyorlar ki 49. dakikada osimhen kendi kazandığı topla gitti, şutunu savunma engellerken, pas bekleyen yunus saçlarını yoluyordu. yine çok geçmeden osimhen topu çaldı, sürdü, ceza sahasına girdi ve plasesinde alisson sakatlanma pahasına golü engelliyordu.
mevcut topçularla eşitliği sağlayamayacağını anlayan arne slot, milyon euroluk salah ve ısak'ı oyuna dahil ederek hücum hattını fazlalaştırdı da galatasaraylılar istim üstündeydi, çok dikkatli ve çalışılmış planın dışına çıkmıyorlardı. futbol bu, hatalar oyunu bazen kazalar da olacaktı ve bunlardan birinde ısak ceza sahasına girerken plaseledi uğurcan meşin yuvarlağı kucaklarken, 8 dakika sonra bradley'in kafası auta gidiyordu.
"önemli olan başladığımız değil, bitirdiğimiz kadro" diyen okan buruk, yunus'un yerine sallai, sakatlanan osimhen'in yerine ıcardi ve yorulan ilkay'ı da sara ile değiştirerek güç tazeliyordu. dakikalar ilerleyince de tüm gücünü tüketen barış eren'le değişiyor, galatasaray'ın kanatları da tazeleniyordu. rakip baskı kuruyor, top çeviriyor da uğurcan'ı zorlayacak pozisyon bulamazken, maçın fransız hakemi birden singo-konate düellosuna penaltı düdüğü çalıyorduç buz kesmişti sami yen, çıt çıkmıyordu, desibeller yerlere inmişti de okan buruk'un kulübeden el sallayarak yan hakeme koşusu uyandırıyordu herkesi bu kabüs gibi uykudan: penaltı değildi, konate singo'ya vurmuştu ve var'a giden turpin de kararını hemen değiştiriyordu...
sonrasında bir ömür gibi geçen 8 uzatma dakikası... geçmek bilmeyen dakikalar, saniyeler... mc allister'in auta giden uzun mesafeli şutu, torreira'nın direği yalayan füzesi...
ve son düdük...
yorgunluktan yerlere kapanan sarı kırmızılılar, sevinçten ağlayan taraftarlar ve okan hocayı tebrik etmeden kaçan "centilmen!" hollandalı arne slot... hepsi mehter marşı eşliğinde yaşanan sahneler... bir de ultraslan tribünü önünde takımıyla birlikte hak ederek üçlü çeken okan buruk... gerçekten inanan taraftar, sahaya yüreğini koyan futbolcular ve maça kafa yoran teknik adam...
gerisi mi? sosyal medyada gönderilerini silen, taslaklara hazırladıkları "istifa" tweetlerini atamayan ve yapmacıktan sevinenler... sonraki maça kadar sessiz moda alabilirler kendilerini...
kaynak ve maçtan fotoğraflar: blogspot
izlerken sinir krizleri geçirdiğim maçtır. zira hücumdaki zayıflığı bir kenara bu takımda rakip takım arkadaşlarının yerine koşmayan, sürekli dostlar mecliste görsün mantığıyla gol ve asist arayan, kıskandığı için bazı takım arkadaşlarına pas vermeyen futbolcuların oynadığı bu takımın maçlarını takip etmekte zorlanıyorum.
okan buruk ve kamuoyu bunu ne zaman farkedecek bilmiyorum.
icardi ve ilkay’ı aynı anda oynatmak intihar. hele ki bu sezonki yeni model yunus akgün ve barış alper yılmaz kendilerini galatasaray’dan üstün görüyorlarken sahada olmaları maçı katlanılmaz kılıyor benim açımdan. ilk 11’i gördüğümde sinir gelmeye başlamıştı zaten.
hadi istatistiklere bakarak anlatalım. bu cümleyi yazarken daha hiç birine bakmamıştım. ancak neticenin ne olduğunu görmek zor değil.
zeminde: ilkay 3(0), icardi 3(0), barış 5(1) ve yunus’da 5(4) ikili mücadeleye girmiş. sane, takımın yıldızı, belki aralarında kendini ıspatlamak için mücadeleye hiç ihtiyaç duymayan, hatta bence diri kalarak skoru getirmesi beklenen, yüksek teknik kapasiteye sahip futbolcumuz sane zeminde tam 11(6) ikili mücadeleye girmiş. kazandıkları sayıları vurgulamak istemiyorum burada, mücadeleye giriş sayılarına, çarpışmalarına bakıyorum.
bununla beraber sane sadece mücadele etmemiş 5(3) çalım girişimi yapmış. bu sayı yunus’ta 2(2). oyuna sonradan giren sara‘da 2(1).
sane maçta en çok pas arası yapan adam, tam 3 pas arası var. mücadele ettiğini anlayabileceğimiz başka bir istatistik. topu kovalıyor belli ki, 7’de sahipsiz top kazanıyor ve maçtaki yine en çok sahipsiz top kazanan oyuncu.
bu kadar az mücadeleye giren barış 5 faul yaparken sane 2 faul yaparak tamamlıyor maçı. bu da konsantrasyonu gösteren detaylardan…
bunlar istatistik ama gözle gördüğümü sayılara bakınca göreceğimi bilerek girdim konuya...
hıncal uluç’luk yapmıyorum. daha önceki maçlarla alakalı böyle karamsar olduğumu göremezsiniz fakat şu anda teknik ekipte körlük var. ya da soyunma odasında bilmediğimiz bir şeyler… bilmiyorum ama var bir sorun…
bugün konyaspor karşısında altıpasta adamlar kaçırdı, topu boş alanda barış getirdi, yunus golü yaptı.
yarın o altıpasta golü yapacaklar…
uzun attın, konyaspor ilkay’ı takip etmedi, ilkay ileride bekleyen barış’a bıraktı, barış getirdi, sane alanı boşalttı, yunus asist yaptı. icardi, konyaspor kalecisini avladı.
yarın ilkay’ı takip edecekler ve ilkay daha bu ligde 2’li mücadele kazanamıyor…
arkadaşlar sanrı gibi bir maç, yunus iyi oynuyor gibi gözüktü tabi geri koşmadan. 2’li mücadele rekoru kıran barış afralarda tafralarda. 2’li mücadelede sıfır çeken icardi aşkın olayım, ilkay maestro falan diye hayal kuruluyor. olan torreira, sane, sallai hatta sara, davinson, singo, eren, jakops’a oluyor.
sanki sane övüyormuşum gibi oldu ama anlatmak istediğim bugün sane topla kötü sezon başından beri kötü hatta. ama koşabildiği kadarını sahada koşuyor. barış ve yunus çakallık peşinde. boş adama pas atmamak ne demek! ikili mücadeleden kaçmak ne demek!
icardi ve ilkay ise aynı anda, hele hele bu fizikle falan ancak veteran maçında oynarlar. avrupa’da tokatlanıp dönme sebebimiz her seferinde buydu. bunu görememek körlüktür, teknik ekibe saramago öneriyorum.
işleyen düzene gereksiz çomak sokuldu. lemina, torreira, sara düzenine bir an önce dönülmeli. singo sağ beke, sallai eski barış’ın görevi olan sol ön 2.forvete evrilmeli. avrupa’da ağırlıklı jakops olmak üzere eren ile rotasyona girmeli. sağ açıkta sane, yunus ile rotasyona girmeli. maçların akışına göre yapılabilecek değişikliklerle dipçik gibi bir takım olur. bugüne kadar oynanan maçlar hiç ışık vermiyor. değişiklikler ışık vermiyor. hoca ışık vermiyor. sahadaki bazıları alarm veriyor.
bu uyarıların alınması gereken müsabaka!
ilk 45 dakika harika oynadığımız ama 45+ ve ikinci yarı köy takımından hallice oynadığımız, garip bir maç.
takımın üzerinde kara bulutlar var gibiydi. izlerken keyif almadım maalesef, iyi de oynadığımızı düşünmüyorum. bireysel birkaç yeteneğin sahada varlığı yetti kazanmaya ancak takım çok motive değildi. umuyorum tüm sorunlar en kısa süre içerisinde çözülür (özellikle transfer dönemi çok yıpratıcı geçiyor) ve ritim tutarız.
3lu savunmada kaan ayhan, apo,
orta sahada berkan mertens ile cikmisiz, su maci kazanamamiz kadar dogal birsey yok.
edit: maci izledim, mac basinda osimhen'in cok net 2 pozisyonu kacmis, sara kacirmis, yunus'a mudahale var penalti verilebilirmis. yedigimiz golde muslera olmayacak sekilde rakibe indirmis topu. yedigimiz 2.golde de eksik yakalanmamamiza ragmen, berkan'in stoperde garip hareketleriyle gol yemisiz.
gs medyasinin mk alayi orc. mou da bok gibi. futbolundan igrendigim aykut bile bundan iyiydi ulan.
kilolu zamanlarında galatasaray taraftarından çok fazla dayak yedi. taraftar da haklı olabilir ama muhakkak haksızlık da etmişizdir kendisine. yine de galatasaray sevgisinden gram azalma olmamış hasan'da. çoğu yerli futbolcu bu sadakat testini geçemezken hasan geçmiştir. çünkü karakter olarak deli olsa da ruh olarak olgundur. neyin ne olduğunu da iyi bilir. antrenörlüğünde de gel demişizdir gelmiştir, git demişizdir gitmiştir. ama biraz taraftar gibidir hasan. hissiyatı öyle zaten, zorladığı bir duygu da yok. o yüzden biraz taraftar gibi de düşünür. fatih terim mesela biraz taraftardan farklıdır. arda turan'a el öptürüp onu takıma kazandırırken ilerisini düşünür. galatasaray camiası dinamikleri daha da farklıdır. bazen affedicidirler bazen gözünün yaşına bile bakmazlar. okan'ı afffederken tanju'yu affetmemişlerdir. taraftar-özel isimler ve camia hepsi dinamikleriyle birleşir. ve sonunda galatasaray ortak aklını oluşturur.
galatasaray ağaçtır, gerisi daldır... kırılır, gider! müthişsin hasan. ama unutmayalım ki bu hasan'ın tarzı. barış krizinden de alnımızın akıyla çıkacağız inşallah.
ligin 3. haftasını da gol yemeden net skorlu galibiyetle geçmiş olduk. barış'ın yokluğunda sallai mi öne geçer, zaniolo mu oynar diye düşünürken okan hocam şapkadan yine sürpriz çıkardı ve sol önde kullandığı eren elmalı'dan 2 gollük katkı aldı. bunu da maç sonu röportajında söyledi: "eren'den daha önceki maçlarda gole yakın ve golü koklayan bir oyuncu performansı almıştık, o yüzden de jacobs'u geride ve eren'i önde kullandım". yine dahiyane bir çözümle zoru kolay yapmış oldu.
bunun dışında yunus'un, skora yansımasa da muhteşem katkısı oldu. ilk golde topu ileri taşıyan ve kilit pası veren kendisiydi. 2. yarıda da birçok pozisyona girdi ve şansı yanında olsa gol-asist yapması muhtemeldi. çok saf bir yeteneği var ve özgüveni de günden güne artarak ilerliyor. sane ile kurmaya başladığı iletişim dili bize ileride çok başka seviye bir futbol ve set hücumları izletebilir.
sane demişken sanırım sane'nin potansiyelinden ve eşsiz yeteneğinden birkaç örnek izlemiş olduk. maç sonunda dediği gibi takımla yeni yeni tanışıyor ve en mükemmeli bulduğumuzda sahadaki oyunumuz de çağ atlayacak. kaçırdığı gollerde net gol vuruşunu yapamamış olsa da attığı golde şans yanındaydı. böylelikle sane de galatasaray'daki hesap defterini 1 gol ve 1 asistle bu maçta açmış oldu.
zor olabilecek deplasmandan net skor ve güzel galibiyetle dönmek her şeyden sevindirici. ağustos sıcaklarında oynanan, takımda eksiklerin olduğu bu ilk haftaları kayıpsız ve gol yemeden geçmek de paha biçilemez.