ben zorlu avrupa maçlarında futbolcularımızın okan hoca’nın oyununa inanmadığını düşünüyorum. çünkü rakibe karşı evinde taraftardan aldığın destekle yaptığın baskıyı deplasmanda rakipler kalitesiyle çok rahat aşıyor ve her seferinde bunu deneyip her seferinde de yenildiklerinin farkında futbolcular. futbolcuların inanmadığı şuradan belli; uğurcan 45+4’te penaltı çıkarıyor takım olarak reaksiyon verilmesini beklersin normalde ama ilk yarının bitimine kalan 1-2 dk’da takım yeniden net pozisyon veriyor. ikinci yarı başlıyor 10 dk’da 3 gol yeniyor. bu durumun inanmama dışında başka açıklaması yok bence. takım plana inanmadığı ve güvenmediği için (ve haliyle plan da işlemediği için) maç içinde kendisini yüreklendirecek durumlar (penaltının kurtarılması) yaşanmasına rağmen hiçbir reaksiyon veremiyor, reaksiyon vermeyi geç normalde olmayacak hatalar yapıp kendi ceza sahasına hapsolup 10 dk’da 3 gol yiyor. ben okan hocanın bugüne kadar yaptıklarıyla 10 yıl daha kalmasını isterim ama açıkçası yaklaşık 4 yılda da topa sahip olma oyunu üretememesini, oyunu soğutması gereken yeri, skoru koruyabilmeyi takıma bunu öğretememesini anlamıyorum açıkçası. ve son olarak okan hocam; bazı durumlarda inandığının plan doğrultusunda sağ açık olarak oynayacak kişi sallai gibi gözükse de dünya üzerindeki üretilmiş ve üretilecek hiçbir planda sallai’nin sane’den daha iyi topçu olduğu bir denklem yok ve olmayacak. bazı zamanlarda biraz da olsun düz mantıkla hareket etmek gerekiyor. bunun dışında gelinen nokta bence zaten çıkılabilecek en üst nokta. konu elenmek de değil zaten ama her seferinde bu şekil elenmek, bir şeylerin değişmediğini bize gösterdiği için üzüyor sadece… umarım bundan sonrasında da bu sene yakaladığımız başarıyı yakalarız avrupa’da.

herkes sallai sağ açık oynamasa boey çıkmasa falan filan bir sürü yorum yapıyorlar. mevzu bunlar değil. biz maça 11 değil 15 kişi de çıksaydık yine de bozguna uğrayıp silik futbolu oynayacaktık ve bu sonuç yine kaçınılmaz olacaktı. aşağıda ki entry'de niye avrupa maçlarında deplasmanlarda yenildiğimizi ve böyle ağır yenilgiler* aldığımızı kendimce yazdım.

yazdığım maddelerin her biri çok önemli ama 3.madde ölümcül nitelikte. dünya futbolu yeterince hızlandı. hız işi çözülmezse işimiz zor. türkiye ligindeki ağır tempo ve statik paslaşmaya alışıp topu koşturduğumuzdan, bu sistem dışına çıkıldığında yani avrupa maçlarımızda oyuncular ne yapacağını şaşırıp aksiyon alamıyorlar ve bocalıyorlar. başı kesik tavuk gibi ne yapacağını bilmeyen bir topluluk oluyor sahada adımıza.

bunu değiştirecek adam okan buruk. futbolcularımız avrupa arenası için düşündüğümüz kadar kötü, yetersiz oyuncular değil hatta iyi bir kadromuz mevcut. sadece avrupa ile türkiye liginin dinamiklerine göre iyi eğitilmeleri gerekiyor. nabza göre şerbet meselesi. türkiye süper liginde 3.vites yetiyorsa, avrupa maçlarında mecbur 5.vitese takacak hatta spor modunu açacak oyuncular. bu sadece fizik anlamında değil, mental ve oyun aklı, motivasyon vs.

ben şimdi seneye yine şampiyonlar ligine direk katıldık diyelim. geldi oradan 3 - 5 tane baba takım deplasmanı fikstürde.

şimdi ben ne düşüneyim? allah kahretsin yine 4-5 yiyip döneceğiz'e mi inanayım?

böyle böyle alışacağız bu seviyelere. bu sene şampiyonlar ligi'nde 12 maç yaptık az değil.
üstelik 5 tane galibiyet aldık hiç fena değil.

biz buraların gediklisi oldukça hakemler de bizi ezemeyecek.

gs Vector Logo

sıkıntılı bir maçtı. daha 3.dk itibarıyla tribün zaten baskıyı kurmuştu. o cehennemden o dakika çıkması zordu ama yine de reaksiyon verdik. oyunda bir şekilde tutunduk, 1-0 geriye düşsek dahi. uğurcan'ın performansı burada en büyük faktördü. ama ne zaman osimhen sakatlandı? takım bir anda düştü. orada yaşanan belirsizlik bizi bitirdi ve 2. yarıda zaten taktik değiştirdiğimizde 10 dakikada işi çözdüler. çok iyi bir a planımızın olduğu bir futbol oynuyoruz, fakat iş b planına kaldığında hep dağılıyoruz. iç sahada bu kadar büyüyen futbolcular deplasmanda niye yetim gibi kalıyor, onu da anlamıyorum. liverpool aslında istanbul'da nasıl oynadıysa, kendi sahalarında da öyle oynadılar. üstelik iyi bir oyunla filan geçmediler bizi.

liverpool tarafının kişisel algıladığı, adeta bir derbi maçına çıkmış gibi her şeyini verdiği, sonuna kadar sertlik katarak mücadele ettiği maç. buna karşın galatasaray tarafı "şampiyonlar liginde oynamak ne güzel, son 16 turu çok güzel bir duygu, anfield harika" yaklaşımıyla çıktı maça. taraftarından futbolcusuna herkes bu duyguya sahipti.

bu seviyelerde maçlar sadece futbol kalitesiyle değil, mental sertlikle de kazanılıyor. hakem de liverpool fanatizmi yapınca bizim yumuşak mentalimiz kolayca "buraya kadar gelmek de güzeldi" fikrine kayıverdi. ancak bizim de kişisel algılamamız lazım. bizim de onları yenmek için savaşmamız lazım. şampiyonlar liginde üst turları değil şampiyonluğu hedeflememiz lazım. ancak böyle bir gün şampiyon olabiliriz. bu mentali yakalamak için birkaç sene üst üste bu turlarda elenmemiz gerekecek, elenmekten canımızın sıkılması gerekecek sanırım.

liverpool tarafının yaptığı toksiklikler benim canımı çok sıktı. bunlara "çok büyük kulüp, saygı duyuyoruz" havasında değil, ezeli rakip gözüyle bakmamız lazım. pisliklerini kişisel algılayıp tekmelerine tekmeyle cevap vermemiz lazım ki bir dahaki sefere anfield'dan şampiyonlar ligi turu ile çıkalım.

vlog:
youtube

yedikleri bokları adları gibi iyi biliyor ib.eler ama işi sulandırıp ihaleyi bizim üstümüze bırakmaya çalışıyorlar.

tv'de dir dir öten p.clerinizi bir sonraki seyahatinizde istanbul'a da bekleriz. mac anfield'da oynanınca stüdyodan mikrofonu kapıp stada gitmekle olmuyor bu işler.

« / 842
Kayıt Ol